Anasayfa / Şahap Eraslan / ZALIMIN ZULMÜ VARSA YOKSULUN DA AŞKI VAR…

ZALIMIN ZULMÜ VARSA YOKSULUN DA AŞKI VAR…

Zalimin Zulmü Varsa Yoksulun da Aşkı Var…

 

Delikanlıydık o zamanlar, gençtik. Yeryüzünde yaşanan haksızlıklarla ve acılarla karşılaştıkça sonsuz bir çaresizliği yaşardık. Acıları, yoksullukları yok etmeye, yeryüzünden kovmaya gücümüz yetmezdi. Çaresiz kalırdık. Çaresizliğe katlanmak da zordu. Ellerimizin ve kollarımızın bağlı olmasından, çaresizliğimizden çıkışımızın yollarını arardık. Acılara, yaşadığımız acılara tanık olmanın ve bu tanıklıktan ötürü de acı çekmenin yanına çaresizliğimizin çıkmazı da eklemleniyordu. Sanıyorum o zamanlardı… Tutunduğumuz daldı aşk, sevgi… Acılara sürdüğümüz merhemdi. Sonraları aşkın acılara sürülmesi gereken merhem olduğunu savunmaya başladık… Aşkla acıları geçebileceğimizi, aşkla güleryüzlü olabileceğimizi, aşkla kötülükleri yenebileceğimizi, aşkla çaresizliklerden çıkabileceğimize inanmaya başladık. Sonra şiirler ezberledik aşka dair; sonra kitaplar okuduk güleryüzlü olmaya dair; “pozitif enerji” söylemleri geliştirdik ve bu enerjinin doğal kaynağı olarak sevgi ve aşkı gösterdik. Herşey eleştirilebilirdi, sistemler, insanlar, olgular, olaylar ama aşk asla… Aşkın anayasada yazılı olmayan ama görünmez tüm yasalarda hissedilen dokununulmazlığı vardı. Ne kapitalimz, ne sosyalizm ne o, ne de bu. Dünyayı aşk kurtaracaktı. Aşk enegelleyecekti savaşları. Aşk yok edecekti yoksullukları. Aşk her derdin ilacı, her sorunun çözümüydü… Mutsuzluklarımız yaşamımızdaki aşkın eksikliğindendi. Aşka, daha çok aşka gerek vardı… O sıralarda geldi galiba aklıma: AŞKIN KENDİSİNDE SORUN VARSA, aşkın kendisi sorunun bir parçasıysa ne olacaktı? AŞK MODERNİZMİN (KAPİTALİZMİN) ilişki tasarımının merkezindeyse, kendi içinde çelişkileri, çıkmazları taşıyorsa ne olacaktı? Aşktan yana olmak ya da karşında olmak beni fazla ilgilendirmiyordu artık. Aşkı aramak, herkese aşkı ilaç olarak önermekten çok, aşkı anlamaya, gelişimini kavramaya yöneldim… Geriye dönüp baktığımda arpa boyu yol almışım… ÇARESİZLİKLERDEN kaçarken, AŞK ÖĞRENİLMİŞ BİR ÇARESİZLİĞE dönüşmüş, onu gördüm. Aşk sığındığınız bir liman olabilir. Hayata her yenildiğinizde soluklandığınız, kendinizi biriktirdiğiniz alan olabilir. Amacım bunları elinizden almak değil. Yani sürdürün aşklarınızı keyifle, hem de yazdıklarıma inat… Benim amacım sadece hayat dediğimiz şeyin içinde aşkın koordinatlarını bulmak belki de…

Aşk ve cinsellik insanlık tarihinde yeni bir şey değil. Yeni olan aşkın ve cinselliğin birlikte olması gerekiriliği. İnsanlar arasındaki cinselliğin aşk ilişkisinde daha yoğun, daha güvenilir, daha sıcak olacağı varsayımı modern toplumdaki evliliklerin temelini oluşturuyor. Bu anlamda aşk ve cinsellik modern toplumlardaki evliliklerin mutluluk konseptinin ön koşulu halina geliyor. Kısacası şu: İnsan ilişkileri açısından AŞK SADECE BİR DUYGU DEĞİL, KAPİTALİZMİN TEMEL İDEOLOJİK DAYANAKLARININDAN biridir de. Bu temel dayanak benim açımdan (kapitalizmdeki herşeyin kötü olduğunu düşünmüyorum, sadece ne olduklarını, nasıl olduklarını, işlevlerinin neler olduğunu anlamaya çalışıyorum) eleştirimin nedeni olamaz. Asıl eleştiri/problem kaynağı, aşkın ve aşka dayalı ilişki modellerinin kendi içinde çelişkiler ve açmazlar barındırması. Aşk temelinde kurgulanan ilişki biçimlerinin bir çıkmaz sokağa dönmesi ve bu bağlamda sorun ürtmesi, kendisinin bir sorun oluşturması. Geçen yazımda kısaca sözünü ettiğim, P. Aries’nin de gönderme yaptığı konu bu çıkmaz ve çelişkiler. Aşk mutlu olmak için çıkılan yolda mutsuzluk yaratıyor. Bu anlamda aşka dayalı ilişki tasarımların yüceltilmeden mercek altına alınması gerek. Hemen itirazlar olacak biliyorum… Çünkü aşk insalara pozitif duygular yaşatıyor. İnsanların kendilerine pozitif ruh hali yaşatan bir şeye eleştirel bakılmasından hoşlanmayacağını biliyorum. Amacım onların elinden ellerinde oyuncağa dönüşmüş aşk tasarımlarını almak değil. Söylemek istediğim aşk üzerine kurulan bir mutluluk tasarımının problemler içerdiği, yeni arayışların gerekiriliği…

Feodal kültürde aşk vardır. Ama sıradışı bir şeydir. Aşk masallarda güzeldir, yaşamda ise feodal kültürün kendi rasyonalitesi ağır basar. Herkes aşkı istese de evliliklerde başka kriterler öne çıkar. Evlilikler aşk üzerine kurulmaz. Feodal toplumun ailesi “ÜRETİM BİRİMİ” biçimindedir ve aile bireyleri arasındaki bağımlılık maksimum düzeydedir. Gelin adaylarında aranan özellik aşk, erotizm, tutkudan çok gelin adayının üretimde ne kadar başarılı olacağı ve soyun sürdürülmesine (doğurganlık) yatkınlığıdır. Yani modern toplumun evliliğe yüklediği konular feodal kültürün kriteri değildir. Feodal toplumda aile üyeleri arasında maksimum bağımlılık vardır (buna küçük çocuklar dahil değiller). Örneklersem: Kadının hasta olması, erkeğin ölümü bu üretim biriminin temelden sarılması anlamına gelir. Abartılı saymazsanız insanların hayvanlarına bağımlılıkları da maksimum düzeydedir. Bir köylünün öküzünün ölmesi o aile için küçük/büyük faciadır aslında. Yani, insan ilişkilerinin böylesine bağımlı hale geldiği feodal kültürde aşk, meşk günlük yaşamda çok arka sıralarda yer alır (modern toplum bunu en öne çeker, ilişkinin gerekirliğini aşkla açıklar). Feodal kültürde belirleyici olan üretimin sürdürülmesi ve gereksinimlerin giderilmesidir (beslenme, sığınma, güvence, üreme=cinsellik).

Mamo yoruldum… Yarın iş var… Biraz Erol Taş’lık olsun… Okuyanlar kızsınlar… Devamı gelecek yazıya…

Mamo sana bir teşekkür borcum var. Ödeyeyim de borçlu kalmayayım… Sayın İsmet Cantekin’in ilk yazılarını okuduğumda pek anlamadım seni ve Sayın Cantekin’i… Şimdi sırayla Topardıç, Şako, Mescit, Kurcik, Zerk, Mamaş, Tekke köylerinde öğretmenlik yapanlar bu sitede anılarını mı yazacaklar? Sonradan Sayın Cantekin’in bize anlatacağı çok şeyin olduğunu, ondan çok şey öğreneceğimizi, senin de bu durumun farkında olduğunu anladım. Birlikte bir çay içemedik henüz Sayın Cantekin ama sizinle bu sitede komşu olmak, yazdıklarınızı okumak da çok keyifli… Sayın M. Akyar da güzel şeyler yazmış bu konuda ve duyarlılığını bir kez daha göstermiş…

Sayın Onur Öymen’in söylediklerine şaşırmadım. Beklenmedik bir şey değil. Her ulusal bayramlarında Yunanlıları nasıl denize döktükleriyle övünen bir ülkenin evlatlarının Dersim’de katledilenlere üzüleceğini beklemiyordum. Şaşırmadım… Suç bilinci oluşmayan, bu bilincin oluşmasına izin vermeyen bir zihniyet bunları söyleyebilir. Öymen’in ahlaksızlığı, ilkelliği (ilkeller beni bağışlasınlar, bu aslında onlara bir hakaret) bir çözüm modeli olarak benimsemesi ve bir tehditte bulunması. Yusuf doğru söylemiş… Nasyonalist bir parti maskesiz artık. Biraz ilerici, biraz devrimci, biraz hümanist, biraz milliyetçilik arkasına gizlenemeyecekleri kadar kirliler…

Bazan merak ediyorum, neredeler diye… Özledim… Çocukken oynardık ya “elma dersen çık” diye… Zamanı çoktan geçti bile Sayın Şükrü ve Hüseyin Şahin… Elma, elma…

Sevgiyle, dostlukla…

ilginizi çekermi ?

AŞK ÜZERİNE DERS NOTLARI

Aşkla kapitalizmi ilişkilendirmek düş kırıklıkları yaratıyor.  Bilincimizle karşı çıktığımız kapitalizmin sevgilimizle karşılaştığımızda hızla atan yüreğimize …

Bir Cevap Yazın