Anasayfa / Kemal Akkaya / YÜZ YIL ÖNCE ERMENİLER,YÜZ YIL SONRA KÜRTLER(Mİ?)

YÜZ YIL ÖNCE ERMENİLER,YÜZ YIL SONRA KÜRTLER(Mİ?)

Not: Merhaba dostlar aşağıdaki yazı haftalık bir dergiden alınmış  Zakarya MİLDANOĞLU’nun yazısı olup bu yazıyı okumanızı öneriyorum Kemal Akkaya..


YÜZ YIL ÖNCE ERMENİLEN,YÜZ YIL SONRA KÜRTLER(Mİ?)

Yeni bir dünya, yeni bir Türkiye ile yüz yüzeyiz. Kürt açılımı cinin şişeden çıktığına işaret ediyor. Kürt acılımı için tarihin tozlu sayfalarını yeniden yeniden ele almalıyız. Elbette Kürtlerin yaşadıklarını unutmamalıyız Bu topraklarda barış inşa edilecek ise Ermeni halkının 1915 yılı korkusuzca masaya yatırılmalıdır. Ders alınacak çok şeyle karşılaşacağımızdan kuşkusu ve korkusu olmamalı.
Adana’nın Kara yılı 1909 başlıklı yazımda şöyle demiştim. Son bir ay içinde gelişen olaylar özellikle Kürt açılımına yönelik bazı söylemler, ittihatçıların 1909 Adana olaylarına yaklaşımı ile 2009 ‘da Kürtlerin Silopi’den Türkiye ye ayak basarken yapılan gösteri ve kutlamalara yönelik takındığı tavır ve söylemi arasında olağanüstü bir paralellik olduğunu düşündürttü.Bu paralellik üzerine kısaca durmak istiyorum.
1909 Adana kırımına yönelik ittihatçı zihniyetin takındığı tavrı anlamak için önce 1908 tarihinde olup bitene kısaca göz atmakta yarar var.Çünkü bugünkü bazı reflekslerin ve tepkilerin kökleri ta oralara dayanmakta. Adana olaylarında Ermenileri sorumlu tutan resmi tarihciler satır aralarında 1908 yılında yaşananlara da göndermelerde bulunmaktadır. Bu göndermelerin tümünün 1908 – 1909 politik sürecini, tarihi çarpıtmanın trajikomik bir örneği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.Osmanlı çok milletli bir imparatorluktu Modernizm’le Fransız Devrimiyle birlikte milliyetçilik kavramının doğuşu ve bütün kıtayı etkisi altına alışı bu milletler mozaiğini  oluşturan farklı taleplerini ortaya çıkarmaya başladı. İmparatorluğu korumak ancak çağına ayak uydurmakla, rejimin iyileştirilmesiyle milletlerin hak ve hukuklarını korumakla olanaklı idi. Oysa Osmanlı, bazı iyileştirme adımları atmaya çalışsa da, son yüzyılında hada ziyade bunun aksini yaptı.
Osmanlı devletinde 1878 ile başlayan ve 1908 ile biten dönem “…İstibdat Dönemi…” olarak adlandırılır. Ülke ll.Abdülhamit devrinde otuz yıl boyunca bir baskı rejimiyle yönetilir. 1890’lardan itibaren huzursuzluk bütün Osmanlı topraklarını sarar Devler, doğu vilayetlerinde gücünü ve iktidarını Kürt aşiretlerinden oluşturulan Hamidiye Alayları ile paylaşır ve 1895 – 1896 yılları arasında Ermeni katliamları birbirini izler, sayısız tutuklama, sürgün gerçekleştirilir.
1897 de Jöntürk hareketinin İstanbul merkezi çökertilir. Makedon, Arnavut, Arap, Bulgar, Yunan  halkının rahatsızlığı had safhaya varır.
O tarihlerde Osmanlı topraklarında dört Ermeni siyasi partisi faaliyet göstermektedir.Armenagan Partisi(kuruluşu 1885) Sosyal Demokrat Hınçak Partisi (kuruluşu 1887)  bu partilerden kopan Veragazmyal(Yeniden inşa) Hınçak Partisi ve Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksutyun kuruluşu 1890). Sadece Ermeni partileri değil, baskı altında olan ve hakları için mücadele veren tüm siyasi partiler zaman zaman fırsat buldukça diğer örgütlerle işbirliğine yönelirler. İstibdat rejimi devirmek hiçbir gücün tek başına altından kalkacağı bir iş değildir. İlk girişimi 1894 yılında Jöntürkler başlatır. Zaman içinde insiyatif önemli oranda Taşnaksuryun’un eline geçer 1902 ve 1907 de iki defa Osmanlı muhaliflerini bir araya getiren kongreler toplanır. Yurt içinde ve dışında siyasi partilerin dirsek temasları inişli çıkışlı ilişkileri 1908 yılında bir sonuç verir. Jontürk hareketi 1908 tarihinde iktidra gelir 23 temmuz 1908 de Selanik ve Manastır’daki Jöntürk örgütleri padişahın emrini beklemeden Kanun-i Esasi ‘nin yeniden yürürlükte olduğunu ilan ederler. Çaresis kalan Abdülhamit, bir gün sonra Anayasa’yı yürürlüğe koyar ve siyasi tutuklular için af ilan eder.
Bu durumun sokağa nasıl yansıdığı Arsen avagyan ve Gaidz F.Minassian’ın Aras yayılcılık tarafından yayınlanan “Ermeniler ve İttihat Terakki İşbirliğinden Çatışmaya “ adlı önemli eserinde şöyle anlatır:
…. Oysa devrimin sınırlı yapısına karşın anayasal düzenin getirilmesi ve istibdatın ortadan kaldırılması coşkuyla ve sevinçle karşılanmıştır. Her yerde binlerce kişinin katıldığı mitingler düzenleniyor ve Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir şekilde Türk Ermeni ve Rum, Yahudi Bulgar kardeşliği sergileniyordu.En çok da Abdulhamit’in yönetim yıllarında başka halklardan çok daha fazla acı çekmiş olan özgürlükleri için kanlarını akıtan Ermeniler sevinmekteydi.Bunu mitinglerde Ermenilerle bizlikte söz alan ve Padişaha karşı mücadele de onların rollerini vurgulayan İttihatçı liderler de kabul ediyordu. Hatta Talat ve Enver beyler İstanbul’da Ermeni mezarlığını ziyaret ederek burada konuşma yapmış bu mücadelede düşen Ermeni fedailerin mezarlarına çiçek koymuşlardı..
İstanbul’un dört bir köşesi miting, şenlik alanına dönmüştü gerçekten de 26 Temmuz günü Türk, Rum , Ermeni Bulgar ve Musevilerinden oluş yüz bin kişilik bir topluluk Beyazıt Meydanın’da toplanır Tüm gün boyunca Boğaz’ın iki yakasında heyecanlı gösteriler yapılır. Aynı gece Grand Rue de Pera’da yani Cadde-i Kebir’de yani bugünkü İstiklal Caddesinde adım atacak yer kalmaz Bando geç saatlere kadar kutlamalara eşlik eder.
Mitingler İstanbul7a sınırlı kalmaz Amasya, İzmir, Merzifon, Tekirdağ,Kırklareli, Maraş, Konya Bursa, Samsun, Trabzon, Harput, Kayseri, Mersin, Adana gibi onlarca merkeze sıçrar.Ermeniler bu kutlamaların en ön saflarında yer alırlar. Osmanlıca Fransızca Ermenice yazılı “…Azadutyun (Hürriyet) Artaturutyun (Adalet), Havasarutyun (eşitlik)…” pankartları alanları kaplar. Ermeni gazeteleri günlerce bu haberi coşkulu başlıklar eşliğinde günlerce manşetten duyurur Kiliselerdeki kutlamalar, dini törenler birbirini izler Bu durum 1909 yılındaki Adana kırımı yargılama sürecinde hazırlanan bazı raporlarda bir suç unsuru olarak Ermenilerin karşısına çıkartılır.
Fedailikten mebusluğa  :
Meşrutiyet ilanedilmiştir Ancak Anadolu’nun birçok noktasında askerlerle Ermeni fedaileri arasında çatışma devam etmektedir. Askere karşı yürütülen bu şiddetli çatışmalar esnasında bir çok fedai dağa çekilir. Aralarında Şadakh(çatak) bölgesinden Vahan Papazyan da bulunmaktadır. Papazyan ll. Meşrutiyet ilan edildiğini kendisine gönderilen bir mesajdan öğrenir Bir heyetle şehre iner ve …”Düşmandık, artık dostuz Dün istibdattı, bugün Meşrutiyet. İnanıyoruz ki o’nu sizinlebirlikte koruyacağız..” sözleriyle karşılanır.
Rupen Der-Minasyan ve fedaileri ise Meşrutiyet’in ilanını Muş yakınlarında süngülerine beyaz kumaşlar çekmiş askerlerden öğrenir. Rupen’e gönderilen mesaj, sakin durması, yakında o’na da af çıkacağı doğrultusunda dır. Ancak Rupen kuşkucudur Muş vilayet konağındaki resmi törenle ve işte fedailer kardeşlerimiz. Süngülerimizi onlara doğrulmuştuk yaşasın Meşrutiyet Yaşasın Devrimciler diye karşılanır Bu sözler Rupen’e yöneltilmiştir ancak; o “barış’ı” aldatıcı bulur
Meşrutiyetin ilanından sonra Ermeni örgütleri yeni koşullara bağlı olarak yeni mücadele yöntemleri ararlar, silahlarını bir yana bırakırlar. Taşnaksutyan 1908 Ağustosunda yayınladığı bildiride bütün Ermeni siyasi tutukluların salıverilmesi ve bütün siyasi sürgünlerin dönmesine izin verilmesini sayıları 90.000 ‘i aşan Ermeni göçmenlerin memleketlerine dönüşünün sağlanmasını talep eder.
Rus baskısından kaçan avedis Aharonyan, Karekin Khajak, Rostom, Avedik İsahagyan. Dr.Der-Tavatyan, Rupen Tarpinyan, Libarit Nazaryants, pek çok ermeni entelektüeli padişahın af ilanından sonra İstanbul’a ulaşır Ermeni Devrimci Federesyonu’nun çalışmalarına katılırlar.
Ermeni siyasi parti ve gruplarının siyasal, sosyal ve ekonomik yaşam açısından pek çok talebi vardır Başta güvenlik sorunu gelmektedir. Hamidiye Alayları’nın silahsızlandırılması; yaşam ve mal varlıklarını korunması için karma birliklerin oluşturulması Hiristiyanların nüfus oranına göre mecliste temsil edilmesi; vilayet gelirlerinin bir bölümünün % 20 – 25 yerel gereksinimlere ayrılması, ifade , basın, inanç özgürlüğü; vergi sisteminin değiştirilmesibütün milli okullara eşit muamele edilmesi, resmi dil öğreniminin eğitimin dördüncü yılından başlaması diğer önemli taleplerdir.
Dağdan inilmiş ve af gerçekleşmiştir. Sırada seçimler vardır.  Seçim sistemiyle ilgili çalışmalar sancılı geçer. Başta Rumlar ardından Ermeniler mebuslukların çoğunun Müslümanlara sağlayan ve Hiristiyan halkların temsilini en aza indirgeyen seçim sisteminin gözden geçirilmesini talep ederler. Partiler arası görüşmeler güç birliğine girme tek blok yartma tartışmaları içinde seçim yapılır Aralık 1908 de 147 Türk 60 arap 27 Arnavut, 26 Rum 10, Ermeni 10 Slav ve 4 Yahudi’den oluşan Meclis açılır Ermeni mebuslar Meclisteki aktif rol oynarlar. Bir çok yasanın hazırlanmasında görev alırlar aktif muhalefet yaparlar Ermenilerin sorunlarına yönelik bir çok konuyu gündeme getirirler . Ancak İttihat ve Terakki’nin giderek otoriter bir yola girmesinin ardından birkaç yıl içinde umutlar sönme noktasına gelir.
Fedailer dağdan inmiş Meclis-i Mebusan’a girmişti sonları nemi olmuştu Çoğunluğu 1915 in karanlık yolculuğunda katledildi.
1909 adana
İstanbulda düzenlenen 31 Mart isyanının gölgesi altında kalan Adana olayları ilk günlerde önemli bir yankı uyandırmaz Ancak birkaç günlük sakinleşmenin ardından patlak veren ikinci dalga olaylar, gündeme bomba gibi düşer. Yerli ve yabanca gazeteciler diplomatlar, politikacılar, din adamları olayları yakından takip etmek te Meclis konuyu ilgili oturumlar düzenlemekte kulislerde hareketli tartışmalar yaşanmaktadır.
1909 Adana Ermenilerini kırımınıyerinde incelemek için Meclis Mebusan üyelerinden bir heyet oluştururlar Ermenilerden Tekfurdağı(Rodosto, Tekirdağ) mebusu Agop Babikyan’ın katıldığı bu heyet Adana ve çevre yerleşimlerindeki incelemeler Belge ve bilgi toparlarlar Sonuçta bir rapor hazırlanır. Ancak daha sonra Babikyan’ın şüpheli bir şekilde ölümü üzerine rapor kamuoyuna açıklanmaz. Babikyan’ın raporunun yayımlaması 1913 te Ermeni vilayetlerinde reform görüşmelerinin yapıldığı zaman mümkün olur O da Fransızcayla. O gün ve bugün de Adana ermeni kırımından Ermenileri sorumlu tutan açıklamaların, değerlendirmelerin hemen tümünde ortak bir yaklaşım bulunmaktadır.
1- Adana Ermenileri Ermeni Kralları kahramanları ve armalarını teşhir ediyordu.
2- Milli, tahrik edici şarkılar söylüyorlardı.
3- Adana Ermeni evlerinde başka kasabalardan gelmiş Ermeniler de barınıyordu. Çok sayıda Ermeni göçmen Adanave çevresine yerleştiriyordu.
4- Tarihi ve bağımsızlık isteyen tiyatrolar sergiliyorlardı.
5- Çok sayıda silah satın alıp dağıtıyorlardı.
6- Ermeni devrimci cemiyetleri Adana’nın denize yakın konumundan ve yabancı milletlerin çokluğundan yararlanarak Ermenileri isyana teşvik ediyorlardı.
7- Bölgenin ruhani önderi Muşeğ Yebisgopos ve diğerleri kışkırtıcı vaazlar veriyordu.
………………………………………devamı var ………………………………………..

…12 Kasım 2009 tarihli yazının devamı……………….
Meşrutiyetin ilanından sonra Adana’da durum gerginleşti Türkler artık, hakim durumda olmayışları düşüncesini nefretle nefretle  karşılıyordu. Ermeniler bağımsız idareiyi hemen başlatmak istiyorlardı… Anayasaya göre herkes silah taşıyabilecekti. Bu fevkalede yenilik sonucu binlerce silah satın alınmıştı.Hatta mektep çocuklarının bile silahları vardı.
Öte yandan , Püzantiyon gazetesi 4 Temmuz 1909 tarihinde ittihad Gazetesin’den tercume ederek aşağıda bir kısımını verdiğimiz haberi yayımlar.
Ermenileri Adana olaylarının sorumlusu göstermek ayıptır. Yazıktır.
İtiraf etmeliyiz ki Ermeni kardeşlerimiz bizden daha ilerici ve istibdatın sonuçlarını bizden daha önce anlamış olarak herkesten önce silah boşalttılar. İstibdata karşı daha Rense dağlarında Anayasa ezanı okunmadan, yıllar önce Anadolu’nun en karanlık ücra köşelerinde Hürriyet sesleri yankılanıyordu.İstibdatın lanetli merkezi İstanbul’da Sultan Hamit padişahlığından itibaren değil Fatih’in adil döneminden beri bir protesto sesi yükselmemişti. Ermeni vatandaşlarımız ilk kurbanı vererek ilk çağlığı yükselttiler ve diğer milletler bu çığlığın gerçek anlamını kavrayarak Ermenilerin bu hareketini söndürmek için Sultan Hamit’e değil Ermenilere yardım ettiler. Tereddüt yok ki Hürriyet nimetlerinden on beş yıl önce yararlanabildik.
Ermenilerin bu mücadelesini bağımsızlık mücüdelesi gibi gösteren Abdulhamit’e inandık ve Ermeni yurttaşlarımızı kestik. Hatta hürriyet için büyük hizmetler sunan Ermeni kardeşlerimizi daha sonra gecici olarak görmeye karar verdik. Edirne mebusu  Dr.Rıza Tevfik Bey mecliste kürsüden yüksek sesle “ Bugün  Ermenileri fedaidir, yok bilmem nedir diye itham edemeyiz. Ermenilerde fedai vardır, ben gördüm onları, hakikaten hürriyet için canlarını feda ettiler ve hastanede bizim şühedamız için hizmet ettiler. Başka türlü bir fedai bilmiyorum…” diye bağırması her açıdan takdire şayandır. Evet 15 yıl önce Hürriyet sevdası için kurbanlar veren bir milletten meşrutiyet karşıtı bir hareket beklemek düpedüz suçtur. Halep ve Adana olaylarının sorumluluğunu örtmek için, bunların Meşrutiyet karşıtı gruplar tarafından yapıldığını söylemek daha büyük bir suçtur. Bügün Adana ve Halep olaylarının sebepleri hakkında tam bilgiye sahibiz ve biliyoruz ki birkaç reaksiyoner provakatör, cahil ve saf köylüleri kışkırtarak onları Ermeni vatandaşlarımızın üzerine saldırttı ve büyük bir kırıma sebep oldular. İdare ise kaygısız ve sorumsuzluğuyla kırımın yayılmasının önünüalamadı. Ermeni vatandaşımızı bu olayların sorumlusu olarak suçlamak ayıptır, yazıktır, Yeter artık.
Aynı Püzantiyon 28 ağustos 1909 tarihli sayısında da Halep’te yayımlanan Tekaddüme gazetesinden bir çeviriye yer verir.
….fakat Türkler Ermenilerin ölçüyü bu kadar kaçıran ifade ve gösterilerini kabullenemezler. Daha dün ayaklarının altında sürünen millet hüküm süren bir milletten çekinmeden nasıl bu kadarına cesaret ediyor. Meşrutiyet sever bir davranış sergileyebiliyordu. Sonuç olarak göğe kadar yükselen Ermeni kafalarına, ayaklarının altında köle gibi boyun eğdirmeliydi. Daha önce nasılsa şimdi de öyle olmalıydı. Fakat Türkler amaçlarına ulaşmak için kendilerini güçsüz hissediyordu. Saldırganlıkları Anayasaca engellenmişti. Bu nedenle kalplerindeki kin en üst düzeye çıkıyor ve güçlerini ölçmek için bir fırsat bekliyorlardı. Yerel idarenin de sancısı ve kıskançlığı az değil. Meşrutiyetten önce Ermenilerden soydukları paraların gasp ettikleri malların tadı o kadar hoş gelmiş ki şimdi o sömürüyü gerçekleştirme fırsatları olmayacaktı. Ateşli bir hiddetle onların davranışlarını izliyorlardı. Onlardan korkuyor çekiniyorlardı. Sürekli istedikleri gibi sağdıkları ve süt veren bir inek şimdi bir aslana dönmüştü.
Akan kandır efendiler
İçinde bulunduğumuz günlerde Türkiye bir “Devrim” daha yaşıyor. Adı Kürt ya da Ermeni açılımı olsun ya da demokratikleşme , milli birlik açılımı gibi farklı sıfatlarla anılsın. Bu değişim yüzyıla yakın bir süredir dokunulmayan taşları yerinden oynatıyor, bir deprem etkisi yaratıyor.
Tam yüzyıl önce de Adana Ermenileri “Ermeniler de çok oluyordu” naralarıyla katledildi. Tam yüz yıl önceki bir Ermenice gazetenin başlığı, “Akan kandır efendiler” diye çığlık atıyordu.
İttihatçı zihniyetin bugünkü mirasçıları, tarihsel gerçekleri inkar edebilmek için yalan dolana başvuruyorlar. Örneğin Birinci Meclis’in bileşimini hiç ağızlarına almıyorlar. Bu mecliste Kürdistan grubunun ve Kürt, Laz, Arap, Çerkes Milletvekillerinin olduğu gerçeğini söylemek zorunda kalacaklarını bilirler. Böylesi tarihsel bir gerçeklik ortada iken Kürt kimliğini inkar ederler. Atatürk’ün Meclis kürsüsünde dile getirdiği şu sözleri dahi bilmezden gelirler: “Efendiler… burada maksut olan ve Meclisi Alinizi teşkil eden zevat yalnız  Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt değildir,yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasır-ı islamiyedir, samimi bir mecmuadır.
İşte Cumhuriyet dönemi boyunca koskoca bir halk yok sayıldı, diliyle kültürüyle alay edildi. Adlarıyla, harfleriyle uğraşıldı. Bizzat en yüksek rütbeli subaylar tarafından dile getirilen “ Kürt diye bir şey yok, onlar dağdaki karın üzerinde yürürken ayaklarının çıkarttığı kart kurt sesi nedeniyle öyle bilinirler, onlar dağlı Türk’tür “ söylemini hatırlayın Enver Paşa’nın meydanlara çıktığında, kurandan aldığı ayetler eşiğinde bir papağan misali “Kürt diye bir şey yok” nutuklarını hatırlayın. Cezaevi parmaklıklarının ardında, ağızlarından çıkan her Kürtçe kelime için bir cop yiyen ve bu nedenle sadece gözleriyle konuşan anaları ve oğullarını kızlarını hatırlayın.
Bir toplumda değişim, dönüşüm  yenilenme düşüncesi filiz  vermeye başladığı an o toplumun sorunlarının çözümüne de adım atılmış demektir.Her değişim coşkusunu da beraberinde getirir Yığınsal kutlamalar gösteriler birbirlerini izler. Bugünde böyle bir süreçten geçiyoruz.
Hakları elbette Kürtler sevinecekler, elbette Türklerde Ermeniler de bu ülkenin yüzyıllık sorunlarından mustarip olan herkes sevinecek Elbette Kürtler coşkularını bir şekilde ifade edecekler ve bizler de coşkularını paylaşacağız. Kötü şeyler mi oluyor ki üzülelim, yas tutalım. 1908 yılının “ Hürriyet, Adalet, Eşitlik” sloganını hatırlıyoruz. Kürtlerde bu gün “ eşit, özgür demokratik bir toplum” şiarını yükseltiyor.
Tarihte yaşananları unutmayalım. Hem tarihe ve hem de geleceğe bakalım. Otuz yıla yakın bir süredir kan akıyor. Kırk bine varan ölümden, yakılan, yıkılan köylerden, faili belli olmayan yüzlerce cinayetten bahsediliyor. Havan mermileriyle çocuklar bile faili meçhuller sınıfına dahil oluyor.
1908 ile başlayan yıllar, Ermeniler açısından, yönetici grubu teşkil eden ittihatçılarla sorunların çözümüne yönelik açık ya da gizli görüşmelerin, pazarlıkların özellikle doğuda Ermenilere yönelik uygulanan yağmalama  kitlesel öldürme eylemlerine karşı güvenli bir ortam oluşturma çabalarının yoğunlaştığı yıllardır. 1909 bu bakımdan kara bir yıldır, binlerce insan öldürülür. Ancak uzlaşma çabaları 1915 e kadar devam eder. Ermeni siyasi partilerinin İttihat ve Terakkiy’le ilişkileri olumlu sonuçlar vermez İttihatçı zihniyet 1915 le birlikte taraflardan birini maddi ve manevi varlığıyla yok eder. İttihatçı kırım kararlarını uygulamaya koydukları ilk gün diyalog kurdukları, konuştukları bir ulusun temsilcilerini yok ederler. Hürriyet Adalet, eşitlik pankartlarını çok kısa sürede unutmuşlardır.
Yüzyıl sonra Ermenilerden “kalanlarla” bir diyalog girişimi başlatıldı. Adınada Ermeni açılımı dendi. Muhalefet ise, cin çarpmış gibi feryat figan içinde”istemezük” diyor başka bir şey demiyor. Bu korku ve telaşın nedenlerini kimseler anlayamıyor.
Öte yandan iktidar ve muhalefet, söz birliği etmişçesine “Barış Elçilerinin”karşılanmasında yapılan gösterilere gerekçe göstererek “ kürt açılımı” için de aynı tavrı sergiliyor. Ardı ardına tehditler sıralanıyor.
Bütün bunlar yüz yıl öncesi yaşanan Adana kırımını getiriyor akıllara. O tarihte sembol beyaz sarıktı. Şimdi beyaz bere efe kıyafetleri, kurt işaretleri.
Yüz yıl önce Adana katliamında bu gece Hıristiyanlar kışlamızı kuşatıp işgal edecekler, uyanık ve hazır olun, “Hacın Ermenileri ayaklandı ve Adana’ya doğru yürüyorlar” söylentileri eşliğinde gerçekleştirildi. Bugün ise Dağa çıkanı da dağa çıkaranı da hepsini asacağız diyorlar.
Sayın Başbakan çok öncesini değil söylediği iki mısra şiir yüzünden hapishaneye giderken yapılan gösterileri hatırlasın. Kendisini yolcu etmeye ya da karşılamaya gelen konvoyları hatırlasın. Üzerindeki siyasi yasağın kalktığı ve bir ara seçimle başbakanlığa geldiği günleri, halkın gösteri ve coşkusunu inanç özgürlüğü adına yola çıktığını hatırlasın.     Silopiden memlekete giriş yapan Kürtleri karşılayanlar yüz yıl önceki fotoğrafları düşürüyor akıllara. Elbette aynı şey değil ancak; İttihatçı zihniyetin 1909 Adana olaylarına yaklaşımı ile bugünün İttihatçılarının Kürtlerin Barış elçilerine yaklaşımında büyük benzerlikler var. Umarım yarın şu lafı işitmeyiz.”Kürtlerde çok oluyor”..Saygılar sunuyorum

ilginizi çekermi ?

TÜRKIYE ILE ERMENİSTAN YAKLAŞIMI

Türkiye ile Ermenistan birbirine yaklaşmasını teşvik eden bir çok  olay ve durum her iki tarafça …

Bir Cevap Yazın