Yine mi


Sevgili Dostlar.
Aylar önce siteye gönderdiğim bir yazımda Mustafa AKYAR abime cevaben yazma konusundaki tembelliğimi de belirterek; “sık yazamayışımın nedenlerinden biri çok düşünüp bir türlü yazacağım kıvamda üretemememdi yazıları. İlk aklıma geleni yazabilme alışkanlığı edinemedim…. Amacım hiçbir zaman dostlarımı kırmak, incitmek, suçlamak olmadı.” demiştim. Mustafa abim güzel ve şiirsel bir yanıt vermişti. Yanıtının dili, üslubuna beğenimi, birkaç kez denememe rağmen (teknik nedenlerle) göndermeyi beceremedim. Sonra zaman geçti, ihmalim unutkanlık haline geldi.

Son günlerde Köy Dönüşü yaşadıklarımı yalın olarak anlatacağıma dair Mamo abime verdiğim sözü yerine getirmeye çalıştım. Ancak evde yazabilme şansını fazla yakalayamadığımdan, işyerimde fırsat buldukça yazdım. Sonra tarayıcı yoluyla evdeki bilgisayarıma yükleyerek gönderebildim. Yazıların tarihlerinin eskiliği bundan geliyor.

Sitede ki günlük yaşam sakin sakin akarken, seçtiği “mahlas”, yazım dili ve konuları(ilgi alanımın dışında da olsa) farklı olan, değindiği konulardaki bilgi birikiminden, iyi niyetinden hiçbir zaman şüphe duymadığım Şahap ERASLAN (Erol TAŞ) dostumuzun, “sataşmaları” ile sitenin hareketlenmesi sağlandı. Sitemiz için zenginlik olan yazıların devamı elbette ki bizim için şanstır.

Fakat kullandığı tanımlar ve kullanış biçimleri farklı yorumlamalara neden olunca kimi öfkeli, kimi daha sakin cevaplar geldi siteye.

Yazısında adım geçtiği için “meşru müdafaa hakkımı” kullanarak yanıtlama ihtiyacı hissetmiş ve “Her fırsatta ne kadar çok bilgili olduğunu sezdirmeye çalışmasına ve AVRUPA GÖRMÜŞLÜĞÜNE rağmen hoş olmayan bir üslup kullanmış.
Tekrar ediyorum amacı farklı bile olsa bu tarz dil kullanımı, farklı tepkileri de haklı çıkarır ve kırılmalar yaşanabilir. Biraz daha dikkat.” demiştim.

Ancak kırma amacı taşımadığımı belirtmeme rağmen, SON KEZ SÖYLÜYORUM: GÖRGÜSÜZLER başlıklı (benim bir yılda bile yazamadığım kadar uzun) yazısında, (başlığını bir yana bırakalım) önce kendine uygun bir dille niyetini açıklamış, sonraki bir bölümünde anlamlandıramadığım bir nedenle bana da yanıt vermeye ihtiyaç hissetmiş.

“Hüseyin Şahin “Her fırsatta ne kadar çok bilgili olduğunu sezdirmeye çalış” tığımı söylemiş… Birileri bilgiliyse bunun için özür mü dilemeli… Bilgili olmak ayıp bir şey midir ki, insanlar açıkça söylemez, sezdirirler… Bilgili olmak, işkenceci olmak, hırsız olmak, pezevenk olmak değil ki.”

Öncelikle; (amacının farklı olduğuna inanmama rağmen) yazının kırıcı olduğunu ve üzüldüğümü kendi üslubumla ifade etmeliyim. Yazılarımda hakaret içeren sözcüklerden elimden geldiğince kaçınırım. Herkesin de kaçınmasını beklerim. Bilgili olmanın ayıp olduğunu düşünmekte, işkenceci-hırsız-pezevenk olmakla aynı cümle içerisinde kullanmakta utanç verici. Bunun benim hangi sözüme karşı söylendiğini anlayamadım.

Kullandığım cümlenin tamamında; “Her fırsatta ne kadar çok bilgili olduğunu sezdirmeye çalışmasına ve AVRUPA GÖRMÜŞLÜĞÜNE rağmen hoş olmayan bir üslup kullanmış. Tekrar ediyorum amacı farklı bile olsa bu tarz dil kullanımı, farklı tepkileri de haklı çıkarır ve kırılmalar yaşanabilir. Biraz daha dikkat.” demiştim. Bunun neresinde var acaba hırsızlığa, işkenceciliğe hele hele pezevenkliğe vurgu.

Bilgili olabilir sevgili dostum, ağabeyim, bunu inkâr edemem. Bilgini satabilir de,(var ki satıyor) işi bu olabilir. Benim bilgim çoğu kez bana bile yetmiyor, bekli onun bilgisi yanında söz konusu bile olamaz. Şimdi bilgimin azlığına yönelik benzer yakıştırmalar mı yapmalıyım acaba? Bilgili olduğunu söylüyor, ben de “evet sen bilgili olduğunu söylüyorsun” diyorum. Sorun nerede?

“Anormallik nerede” diye sormuş. Bu kadar bilgi birikimine rağmen içerisinde (benim amacının farklı olduğunu anladığımı vurguladığım) hakaret olarak algılanabilecek tanımlar kullanılmasına yönelikti eleştirim. Normal-anormal denklemi kurmak amaçlı değildi.

BİR FIKRA
Seferberlik döneminde bir askeri birlikte bulunan katırlardan biri ölmüş. Katır çok önemli ve bulunması zor araç olduğu için birlik komutanı durumu ordu komutanına bildirerek yenisini istemiş.
Ordu komutanı habere üzülmüş, ihmalden olabileceğini düşünerek, ölüm nedeninin araştırılması için birliğe emir göndermiş.
Bir süre sonra birlik baytarından ölüm nedenini tıp dilinde anlatan ve içinde bir yığın Latince terim bulunan uzun bir rapor göndermiş.
Paşa raporu defalarca okumuş ama anlamamış. Öfkeyle yeni bir emir göndermiş. “Lisanı Tıbbiyen başında paralansın Baytar Efendi. Sen bana katırın niçin öldüğünü yaz.”

Merhaba İsmail SÖNMEZ abim. “Hele Hüseyin gardaş. Adana’ nın sıcağında kavrulmanın kızgınlığıyla Avrupa görmüşsün diyor.” diye yazmışsın.

İlahi İsmail abim; şimdi sen böyle alıntılayınca sanki hakaret ediyormuşum gibi algılarsa birileri; “N’olacak Avrupa görmüş” gibi yani. Vallahi karışmam, sen verirsin eksik alıntının hesabını.

“Adana görmüş” abim, seninle aynı dönemde bulunduk mu burada hatırlamıyorum. Bilirsin adamı da hamura çeviriyor havası buranın, yazdıklarını da. Onun için her fırsatta “medeniyet öncesini” anımsatan köyümüze kaçıyoruz. (Avrupa görmüşler bile kaçıp geliyor ya.)

Sevgi ve saygılarımla.
10.10.2009-Adana
YİNE Mİ?

Sevgili Dostlar.
Aylar önce siteye gönderdiğim bir yazımda Mustafa AKYAR abime cevaben yazma konusundaki tembelliğimi de belirterek; “sık yazamayışımın nedenlerinden biri çok düşünüp bir türlü yazacağım kıvamda üretemememdi yazıları. İlk aklıma geleni yazabilme alışkanlığı edinemedim…. Amacım hiçbir zaman dostlarımı kırmak, incitmek, suçlamak olmadı.” demiştim. Mustafa abim güzel ve şiirsel bir yanıt vermişti. Yanıtının dili, üslubuna beğenimi, birkaç kez denememe rağmen (teknik nedenlerle) göndermeyi beceremedim. Sonra zaman geçti, ihmalim unutkanlık haline geldi.

Son günlerde Köy Dönüşü yaşadıklarımı yalın olarak anlatacağıma dair Mamo abime verdiğim sözü yerine getirmeye çalıştım. Ancak evde yazabilme şansını fazla yakalayamadığımdan, işyerimde fırsat buldukça yazdım. Sonra tarayıcı yoluyla evdeki bilgisayarıma yükleyerek gönderebildim. Yazıların tarihlerinin eskiliği bundan geliyor.

Sitede ki günlük yaşam sakin sakin akarken, seçtiği “mahlas”, yazım dili ve konuları(ilgi alanımın dışında da olsa) farklı olan, değindiği konulardaki bilgi birikiminden, iyi niyetinden hiçbir zaman şüphe duymadığım Şahap ERASLAN (Erol TAŞ) dostumuzun, “sataşmaları” ile sitenin hareketlenmesi sağlandı. Sitemiz için zenginlik olan yazıların devamı elbette ki bizim için şanstır.

Fakat kullandığı tanımlar ve kullanış biçimleri farklı yorumlamalara neden olunca kimi öfkeli, kimi daha sakin cevaplar geldi siteye.

Yazısında adım geçtiği için “meşru müdafaa hakkımı” kullanarak yanıtlama ihtiyacı hissetmiş ve “Her fırsatta ne kadar çok bilgili olduğunu sezdirmeye çalışmasına ve AVRUPA GÖRMÜŞLÜĞÜNE rağmen hoş olmayan bir üslup kullanmış.
Tekrar ediyorum amacı farklı bile olsa bu tarz dil kullanımı, farklı tepkileri de haklı çıkarır ve kırılmalar yaşanabilir. Biraz daha dikkat.” demiştim.

Ancak kırma amacı taşımadığımı belirtmeme rağmen, SON KEZ SÖYLÜYORUM: GÖRGÜSÜZLER başlıklı (benim bir yılda bile yazamadığım kadar uzun) yazısında, (başlığını bir yana bırakalım) önce kendine uygun bir dille niyetini açıklamış, sonraki bir bölümünde anlamlandıramadığım bir nedenle bana da yanıt vermeye ihtiyaç hissetmiş.

“Hüseyin Şahin “Her fırsatta ne kadar çok bilgili olduğunu sezdirmeye çalış” tığımı söylemiş… Birileri bilgiliyse bunun için özür mü dilemeli… Bilgili olmak ayıp bir şey midir ki, insanlar açıkça söylemez, sezdirirler… Bilgili olmak, işkenceci olmak, hırsız olmak, pezevenk olmak değil ki.”

Öncelikle; (amacının farklı olduğuna inanmama rağmen) yazının kırıcı olduğunu ve üzüldüğümü kendi üslubumla ifade etmeliyim. Yazılarımda hakaret içeren sözcüklerden elimden geldiğince kaçınırım. Herkesin de kaçınmasını beklerim. Bilgili olmanın ayıp olduğunu düşünmekte, işkenceci-hırsız-pezevenk olmakla aynı cümle içerisinde kullanmakta utanç verici. Bunun benim hangi sözüme karşı söylendiğini anlayamadım.

Kullandığım cümlenin tamamında; “Her fırsatta ne kadar çok bilgili olduğunu sezdirmeye çalışmasına ve AVRUPA GÖRMÜŞLÜĞÜNE rağmen hoş olmayan bir üslup kullanmış. Tekrar ediyorum amacı farklı bile olsa bu tarz dil kullanımı, farklı tepkileri de haklı çıkarır ve kırılmalar yaşanabilir. Biraz daha dikkat.” demiştim. Bunun neresinde var acaba hırsızlığa, işkenceciliğe hele hele pezevenkliğe vurgu.

Bilgili olabilir sevgili dostum, ağabeyim, bunu inkâr edemem. Bilgini satabilir de,(var ki satıyor) işi bu olabilir. Benim bilgim çoğu kez bana bile yetmiyor, bekli onun bilgisi yanında söz konusu bile olamaz. Şimdi bilgimin azlığına yönelik benzer yakıştırmalar mı yapmalıyım acaba? Bilgili olduğunu söylüyor, ben de “evet sen bilgili olduğunu söylüyorsun” diyorum. Sorun nerede?

“Anormallik nerede” diye sormuş. Bu kadar bilgi birikimine rağmen içerisinde (benim amacının farklı olduğunu anladığımı vurguladığım) hakaret olarak algılanabilecek tanımlar kullanılmasına yönelikti eleştirim. Normal-anormal denklemi kurmak amaçlı değildi.

BİR FIKRA
Seferberlik döneminde bir askeri birlikte bulunan katırlardan biri ölmüş. Katır çok önemli ve bulunması zor araç olduğu için birlik komutanı durumu ordu komutanına bildirerek yenisini istemiş.
Ordu komutanı habere üzülmüş, ihmalden olabileceğini düşünerek, ölüm nedeninin araştırılması için birliğe emir göndermiş.
Bir süre sonra birlik baytarından ölüm nedenini tıp dilinde anlatan ve içinde bir yığın Latince terim bulunan uzun bir rapor göndermiş.
Paşa raporu defalarca okumuş ama anlamamış. Öfkeyle yeni bir emir göndermiş. “Lisanı Tıbbiyen başında paralansın Baytar Efendi. Sen bana katırın niçin öldüğünü yaz.”

Merhaba İsmail SÖNMEZ abim. “Hele Hüseyin gardaş. Adana’ nın sıcağında kavrulmanın kızgınlığıyla Avrupa görmüşsün diyor.” diye yazmışsın.

İlahi İsmail abim; şimdi sen böyle alıntılayınca sanki hakaret ediyormuşum gibi algılarsa birileri; “N’olacak Avrupa görmüş” gibi yani. Vallahi karışmam, sen verirsin eksik alıntının hesabını.

“Adana görmüş” abim, seninle aynı dönemde bulunduk mu burada hatırlamıyorum. Bilirsin adamı da hamura çeviriyor havası buranın, yazdıklarını da. Onun için her fırsatta “medeniyet öncesini” anımsatan köyümüze kaçıyoruz. (Avrupa görmüşler bile kaçıp geliyor ya.)

Sevgi ve saygılarımla.

ilginizi çekermi ?

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU´NUN BÜTÇE´DEN PARA TALEP ETMESİ ÜZERİNE HATIRLATMA

ALEVİ  BEKTAŞİ  FEDERASYONU´NUN  BÜTÇE´DEN PARA  TALEP ETMESİ  ÜZERİNE  HATIRLATMA DOGRU ÖNDERLİK BASARININ ANAHTARIDIR Alevilik ve …

Bir Cevap Yazın