Anasayfa / İsmet Cantekin / Yargı Üzerine Güncel Notlar

Yargı Üzerine Güncel Notlar

Yargı Üzerine Güncel Notlar

İzmir  “Karşıyaka Adliyesi”, bitişiğinde Kaymakamlık ve Vergi Daireleriyle tam bir “Devlet” kompleksidir.Binaların arasındaki alan mozaik kaplama ve  çevresinde oturma banklarıyle bazen diğer emekliler gibi bende otururum.3 cephenin arasındaki Kaymakamlık binasının köşesinde bir mutad Atatürk heykeli var.Birkaç yıl önce büstün mermer kaidesinin altında “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” yazardı.Bu yenisinde bu sözler yok…
Adliye binasının da alnında “Adalet Mülkün Temelidir”  sözü de değiştirilerek “Adalet Devletin Temlidir” yapılmış.Bu deyimin Osmanlı Sultanlarından Kanuni Sulatan Süleyman’a aid olduğunu bir yerlerden okumuştum.
Geçen yıl  gece geç vakit bir üniversite öğrencisi Baran DURSUN, araba ile evine giderken, Polis kontrolüne durmamış ve kaçarken arkasından ateş eden polis kurşunu ile vefat etmişti.
Adli yargılama safhasında, silah kurşun v.s deliller bilirkişiyeinceletildi.Bilirkişi, katil zanlısı Polisin ifadesi gibi “Silahın Polisin elinden düşüp ateş aldığını, çıkan kurşunun da ilerde hızla giden otomobilin içindeki maktule isabet ettiğini…” kararına her aklı başına insan gibi bende şaşırmıştım.Dahası mahkeme duruşmalarında da delil olan kurşunlar da “kayıp”tı.Bazen geçerken,Adliye önünde kederli aile bireylerinin duruşmalardan sonra, basına konuşmalarını da bende diğer izleyiciler gibi üzüntüyle  dinlemiştim.
Son günlerde medyada sürmanşet 5 ay önce “Kağıt Parçası” şimdi “Islak İmza” sahibi Kur.Albay, nihayet lütfedip C.Savcılığına ifade verdi ve  mahkemece tutuklandı.Ancak evvelki tutuklama gibi ardından tekrar serbest bırakıldı.
12/Eylül/1980 darbesi günlerinde, TRT’den Cunta Yetkilileri biz DİSK Yöneticilerine seslenerek “Teslim olunuz.Türk Yüce yargısınca can güvenliğiniz sağlanacak” anonslarına, daha sonrada devam edilirken ismi okunan arkadaşlarımızdan DİSK Ankara Böl.Tem.Ali KAYA hapishanede olmasına rağmenadı kaçaklar listesinde okunmasına: “Yavı Ali KAYA, bu Ankara’lı hemşehrilerinseni meşhur edecekler galiba” der gülüşürdük.
Tabii 16/Eylül günü, İstanbul Selimiye Kışlasının önünde yaklaşık 4.000 DİSK Yöneticisi gibi bende inanıp teslim olduktan sonra, özel hazırlanmış Davutpaşa Kışlasındaki “Otağ-ı Hümayun”da işkence ile kılıçtan geçirilmiştik.
Yani, sen sen ol kardeşim “Yüce Adalet “diye başlayan çağrılara kattiyyen inanma..

İHSAN SABRİ  ÇAĞLAYANGİL: Bu beyi 1957 yılında, Bursa’da “Bursa Erkek Sanat Enstitüsü”ne öğrenci olarak kaydolup, şehre yerleştikten sonra, basından ve özellikle Devlet törenlerinde aşina olmuştuk.Zira kendisi Bursa Valisiydi.
Bileni bilir, bu zatın Uludağ ile “Uludağda karı seyrediyorum, karı” diye başlayan , pis ve iğrenç bir şiiri de gizlice elde dolaşırdı.
Aradan yıllar geçti.1964 yılında askerden geldikten sonra ben iş bulma telaşına kapılmıştım.İ.S.ÇAĞLAYANGİL de Adalet Partisinde Bakan’dı.Eniştem bana kendisi AP’li olduğundan iş aramak için, partiye gitmemizi tavsiye edince ilk elde karşı çıkıp gitmedim.
Eniştem Bulgaristan muhaciri, ancak 1951 yılında gizlice kaçarak gelmiş.Kendi anlatımlarına göre orada, 1946 yıllarındaki devrim öncesi büyük tutuklamalarda o da diğer “Komunist Parti Yönetici”leriyle tutuklanarak, Selanik yol inşaatındaki kampta çalıştırılmışlar.Yanında olduğu kişiler, grup grup alınıp kurşuna dizildiklerini anlatırdı.Ama o sırada Devrim olmuş ve önce birlikte oldukları kişlerin, Bakan, Emniyet Müdürü v.s gibi yüksek devlet görevlerine geldiklerini görmüş.Bunu da bulundukları kasabada “Komiser” olarak görevlendirmişler ama, bizim eniştenin Türk İstihbaratiyle çalıştığının ortaya çıkması üzerine, kendisi Türkiye’ye ,gizlice sınırdan yayan geçerek buraya zor kapağı atıp postu kurtardığını anlatırdı.
İ.Sabri ÇAĞLAYANGİL, aslen Balıkesir Manyas kasabasından ve bizim kabileden yani ŞAPSIĞ Çerkezlerindendir.Bunu bilen enişte Bursa’ya gelen bu zat ile iş için görüştürmek için AP İl binasına götürdü.Zatın yanına yaklaşarak, akraba olduğumuzu ve benim hakkında mesleki bilgi verdi.Bana dönerek “Beyefendinin elini öp bakalım kayınço” demesine rağmen, elini uzatan zatın elini öpmemem hem onun hem de çevredekilerin dikkatini çekmişti.Yüzler asıldı ve kaşlar çatılınca eniştem kolumdan tutarak dışarı kaçtık.Enişte bana “Beni rezil ettin be kayınço” diyerek üzüntüsünü daha sonrada söyler olmuştu.
Bu şahıs ile ilgi, Gunde Kurçik sitesi ekindeki “Dersim Belgesellerinde” ilk kez öğrendiğim iğrenç rolünden sonra, bu olayı hatırladım ve “İyi ki öpmemişim” diye sevindim”.
Belgeselde, tayyaresinin önünde hazırlanmış bombalarla çekilmiş fotoğrafıyla, biraz sonra havalanıp, mazlum Dersim köylerini  çoluk çocuk, yaşlı hasta demeden bombalayacak olan, Sabiha GÖKÇEN’in , Bursa’da Cumhuriyet caddesindeki dev gibi, yüzlerce dükkan kiracısı olan İş hanının yanından geçerken hem içim burkuldu, hem de iğrenme hissine kapıldım.Ayrıca bu katliamdaki bizzat uyguladığı göreviyle, Türk Kadınlarına örnek gösterilmişti.Hatta geçen iktidar. Ayni Van’daki katil General M.MUĞLALI’nın bir kışlaya isminin verilmesi gibi, Sabiha GÖKÇEN’in adını da İstanbul’un Anadolu yakasındaki bir hava alanına vermesi de ilginç değilmiş?Ne yapmak istiyorlar?
Dün TBMM’de CHP adına konuşan Onur ÖYMEN’in Dersim’i öğen ve bugüne örnek gösteren konuşması, aklı başında olan her insan gibi beni de öfkelendirdi.Sonradan yarım ağız özür dilemsi filan inandırıcı olmadı.Sanırım Türkiyeli ve Avrupa Alevi Dernekleri ve yurttaşlarımız, anında gereken tepkiyi verdiler ama bu yeterli değildir.Bundan çıkarılacak dersler, gelecek seçimlerde hatırlanmalı ve unutulmamalıdır.

DERSİM ile ilgili bazı notlar:
İhsan Sabri genç bir içişleri memuru iken aldığı görevi şöyle anlatıyor:
“Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti. Mahkeme hakimini evinde buldum. Ben gittiğimde mahkeme kararını yazıyordu. Hakim bana dedi ki:
-Cumartesi mahkeme toplanmaz. Ancak pazartesi mahkemeyi toplarız, kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz.
O zamanlar Tunceli Bölgesi için çıkan kanunlarda temiz hakkı yok. Bölgenin valisi ve komutanı Abdullah Paşa (Alpdoğan) ‘yukarıdaki karar tasdik olunur’ demiş basmış imzasını.”
İhsan Sabri’nin görevini de açıklayalım:
-Şeyh Rıza ve Dersim liderlerinin idamlarını Atatürk Elazığ’a varacağı pazartesiden önce infaz ettirmek. Çünkü Atatürk’ün treni Elazığ’a girince Şeyh Rıza için toplu gösteri yapılarak af edilmesi istenecek… Çağlayangil bu eylemi gereksiz hale getirmek için devlet yetkilerini her türlü hukuk kuralını ihlal ederek kullanma hakkına sahip olarak bölgeye gelmiş.
Sonuç olarak otomobil farları altında mahkemeyi pazarı pazartesiye bağlayan gece toplayıp, evde yazılmış idam kararlarını sanıkların yüzlerine karşı okutturuyor. Sonra hızlı biçimde idamları gerçekleştiriyor.
Yazar:Nazım ALPMAN,

BOMBARDIMAN UÇAKLARI • İki aşiret reisinin Munzur’un iki yakasından birbirine bağırmasını ‘en mühim toplantı’ diye sunan Tan gazetesinin niyeti tam olarak anlaşılmayan merkeze yönelik çevresel bir tepkiden ibaret olan olayı ‘büyük bir isyan’ olarak gösterme gayretleri gerçekten gülünçtür, ancak Kızılbaş Dersimliler ile Türk ulus-devleti arasındaki savaşın sonu çok hazindir. 20 Eylül’de İsmet İnönü Atatürk tarafından görevinden alınmış ve başbakanlığa Celal Bayar getirilmiş, bütçeye 1 milyon liraya yakın tahsisat konulmuş, ardından Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeye bombalar yağdırmıştır. Bu uçaklardan birini Mustafa Kemal’in manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanmıştır. Seyit Rıza’nın aşiretine sığınan Koçgirili Alişer ve karısı Zarife öldürüldükten sonra Seyit Rıza ve iki adamı, bazı kaynaklara göre 5 Eylül’de, bazılarına göre 10 Eylül’de, kendilerine güvence veren Erzincan Valisi’ne teslim olmaya giderken tutuklanmışlardır. Dersim’in siyasi önderlerinden Baytar Nuri Dersimi ise yurt dışına kaçmayı başarmıştır.
BUĞDAY MEYDANI’NDA İNFAZ • Seyit Rıza ve yandaşlarının duruşması 18 Eylül 1937’de Elazığ’da başlar. 12 Kasım 1937’de Atatürk yanında başbakan Celal Bayar, Dahiliye ve Nafıa vekilleri, Orgeneral Kazım Orbay ve Alpdoğan Paşa olduğu halde Diyarbakır, Elazığ ve Adana’yı kapsayan bir ‘tetkik gezisi’ne çıkar. Gezi sırasında, her türlü hukuk ilkesi çiğnenerek, tatil günü, araba farlarının ışığında yargılanan 58 kişiden 11’i idama mahkum olur, bunlardan dördü hakkında idam cezası yaşlarının geçkin olmalarından dolayı 30 sene ağır hapse çevrilir. Geriye kalan yedi kişi, Seyit Rıza ile oğlu Hüseyin, Demenanlı Cebrail oğlu Hasan, Kureyşanlı/Seyhanlı Seyit Hüseyin (Hisso Seydo) ve Ulkiye oğlu Hasan, Kalanlı Mirza Alioğlu Ali ve Yusufanlı Kamer oğlu Fındık, 15 Kasım 1937’de Elazığ’da Buğday Meydanı’nda idam edilirler. (Cezaları 30 yıla çevrilen dört kişi hapiste öleceklerdir.)
O dönemde Malatya Emniyet Müdürlüğünde görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil, Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensür’in emriyle, Diyarbakır’da yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya gidecek olan Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını isteyecek ‘6 bin beyaz donluya meydan vermemek’ için, duruma el koymuştu. Çağlayangil’e göre usule itiraz eden savcı izinli sayılarak göreve yardımcı getirilmiş, okuma yazma ve Türkçe bilmeyen sanıklara ne iddianame, ne avukat verilmiş, asabilmek için Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmış, bölge komutanı Alpdoğan Paşa, kararın yazılacağı boş kâğıdı önceden imzalamıştı. Çağlayangil idam anını şöyle anlatmıştı: “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evladı kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı…” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılar, Güneş Yayınları, 1990, s. 45-55)
Bir iddiaya göre ise, Seyit Rıza’nın bedeni yakılmamış, gizli bir yere gömülmüştür. Seyit Rıza’nın varisleri devletten bugüne dek bu konuda bir bilgi alamamışlardır.
İKİNCİ DERSİM HAREKÂTI • Ancak idamlardan sadece 1,5 ay sonra Dersim’de ilkinden de kapsamlı bir harekata başlandı. Genelkurmay kitabına göre, Ovacık ilçesi adliyesi ve asker alma şubesinin istediği 1.149 kişi hakkında kanunu takibat yapan müfrezeye Kaçkerek köyünde 2 Ocak 1938 günü pusu kurulması ve toplam 9 jandarma erinin öldürülmesi üzerine, Haydaran ve Kör Abbas aşiretlerinden 100 kişi, Demananlı 50 haydut, Keçel haydutlarından 100 kişi, Abbas Aşuran ve Beyit uşaklarından 50 kadar silahlı kişiyle bunların 5-6 bin tahmin edilen aile efradı temizlenecekti. (Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938), Genelkurmay Harb Tarihi Başkanlığı, 1972, s. 432 ve devamı)
Amacın bu olmadığı belliydi. Çünkü operasyonlar yalnız isyan bölgesi denilen yerlerle sınırlı kalmamış, devlete vergi veren, askere giden Pertek, Mazgirt, Nazimiye, Pülümür ilçe ve köylerini, hatta Dersim’i aşarak Erzincan’ı da içine almıştı. 31 Ağustos’a kadar süren ikinci ‘tedip’ ve ‘tenkil’ harekatında, Genelkurmay kaynağı tarafından ‘haydut’, ‘eşkıya’, ‘şaki’, ‘dağlı’ diye nitelenen ve bu gruplar yine kitabın diliyle ‘imha edilmiş’, ‘temizlenmiş’, ‘köyleri yakılmış’tı. 6-16 Eylül 1938 arasındaki harekâtın bilançosu ise şöyleydi: “Tarama bölgesinden ölü ve diri 7.954 kişi çıkarılmıştır. 1.019 silah toplanmıştır.” (Reşat Hallı, s. 478) Gayri resmi kaynaklara göre ise ölü sayısı bunun kat kat üstündedir.
VE SÜRGÜNLER • ‘Tarama’nın ardından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından bizzat seçilen 3.470 kişiden oluşan 347 aile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa ve İzmir gibi Batı illerine serpiştirilerek yerleştirilirler. Mustafa Kemal, hastalığı dolayısıyla Celal Bayar tarafından okunan 1 Kasım 1938’deki Meclis’i açış konuşmasında Tunceli’de ‘haydutluk ve eşkıyalık olaylarının bitirilerek ulusal egemenliğin sağlanmasından duyduğu kıvancı’ dile getirmiş, İsmet İnönü ‘Dersim müşkilesinden kurtulduk’ demiştir. Halbuki, dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına dek sürecek, bölgenin yasak bölge olmasına ise ancak 1948’de son verilecektir.
Ayşe Hür, Taraf, 13 Kasım 2009

Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Bence bu devlet düzenini ve ülke tarihimizdeki bizlerden saklanana gerçeklerden sadece birini dahi öğrenmek isteyenler; “DERSİM  Harekatları ve Olayları”nı, doğru belgelerden mutlaka okumaları ve öğrenmeleri gerekir.
O zaman bizi yöneten İktidarları ve Tarihimiz diye yutturulan yalan ve safsataları daha iyi göreceğiz.

Her şeye rağmen, bu tartışmalar, yüzyıllık “TABU”lar üzerinde, bu güne kadar hiç konuşulmamış konuları gündeme taşıması bakımından önemlidir ve yararlı olmuştur.Ancak KÜRT SORUNU’nun çözülmesi ülkemizin Demokratikleşmesi önündeki engelleri büyük ölçüde açabilecektir:
Acaba “derin devlet” ve Faşizm, buna kolay ve direnmeden müsaade edecek mi?
Halklarımız bir araya gelirse, hiçbir şey yapamazlar…

Güzel ve mutlu gelecekler dileğiyle

ilginizi çekermi ?

Kritik siyasi durum

Kritik siyasi durum Ülkemizde tüm devlet kurumları ve erk ; Yargı, Yürütme va Yasama, asla …

Bir Cevap Yazın