Anasayfa / Mehmet Akbulut / Ya şimdi

Ya şimdi

Ya şimdi

Aleviler büyük kurultaylarını da yaptılar. Kürtler silahın alternatifi olan konuşmayı seçtiler. İleri demokrasi, diğer haklarımızı da haklayarak sürüyor. Hrant Dink davasında; “katilden bebek yaratma” aşamasındayız. Gündem gerçekten baş döndürücü bir hızla sürüyor.

 

Aleviler ne alemde?

Bilindiği gibi Aleviler örgütlenmelerini başarıyla(!) tamamladılar. Cem Vakfı, Pir Sultan Abdal dernekleri, Hacı Bektaşı Veli vakıfları, Ehlibeyt Vakfı ve irili ufaklı başka küçük örgütlenmeler…

İlginç ve güçlü eylemler de yaptılar. 150 bin kişilik 3 miting (Ankara, İstanbul ve İzmir), her örgütlü yapının gerçekleştirmek istediği çok ciddi sayılardır. İki İlde (İstanbul-Ankara) 24 saat oturma eylemleri, Avrupa parlamentosunda alınan ciddi destek… Hükümetle yapılan Alevi çalıştayları… Avrupa insan hakları mahkemesinde kazanılan ‘din dersine girmeme hakkı..Fiili durum yaratılarak açılan cem evleri… Tüm bunları alt alta koyduğumuzda Alevilerin dile getirdikleri hak ve taleplerin, kamuoyunda (Türkiye ve dünya) bir sonuçla taçlanması gerekirdi. Sonuçta hiç bir ilerleme olmadı. Tam tersine; İlköğretim 4, 5, 6, 7 ve 8.sınıfların Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde uygulamaya yönelik din eğitimi katmerleşti.  Cem evleri, tapınma yeri olarak resmen kabul görmedi. Dinayet daha da sağlamlaştırıldı.

Erbil Tuşalp’ın; İslam İmparatorluğu kitabındaki saptamaları önemlidir:

4. sınıftaki “Din ve Ahlak Hakkında Neler Biliyorum” ünitesinde; selamlaşmalardaki dini ifadeler üzerine de durulacaktır. “Selamünaleyküm”süz, “aleykümselam”sız konuşmayan bir toplum yaratmanın başka yolu yoktu. 5.sınıfta “İbabeti Tanıyalım” ünitesinde, öğrencilere camiyi tanıtıcı CD izletiliyor ve bir cami krokisi hazırlanması isteniyor. 6.Sınıfta öğrencilerden namaz ibadeti konusu işlenirken, namaza hazırlanırken ve kılınışına kadar olan sürecin krokisinin hazırlanması isteniyor.

Tüm alevi örgütlenme ve taleplerinin karşılığının yanıtını,  iktidar böyle veriyor.

Örgütlenme ve eylemler havada kalıyor.

 

Ya Kürtler?

Kürtlere önce silahları bırakın dendi. Geçici de olsa silahlar sustu. Kürtler hak ve taleplerini  (oluşan barış ortamında) yeniden dile getirmeye başladılar. Ciddi mitingler yaptılar. Referandum da aldıkları boykot kararları ve yerel seçimlerdeki başarıları görüldü. Kürt halkının temsilcileri şimdi daha da netleşti. Hükümetin yaklaşımıyla Kürt açılımı da ülke gündeminde… Kürtlerin sonuç alması bir yana, şimdi, silahların konuştuğu dönemdeki karşılığın aynısını almaya çağrıldılar.

 

Emekçiler nerde peki?

“İleri demokrasi gelecek” naralarıyla anayasal reform( ama ne reform) yapıldı. Şimdi özgürlüklerin tümünün ırzına geçiliyor. Kürsülerde bizlere, tesettür/türban/çarşaf giydirme operasyonlarını, demokratikleşme diye yutturmaya çalışıyorlar. Şu sıralarda, torba yasasıyla emek dünyasının çok az kalan hak kırıntılarını da alıp götürüyorlar. Buna karşın emek dünyası sessiz.  İktidarın tüm darbelerine karşın, sendikalar uykuda sanki…

 

 

 

Ya ünlü cinayetteki tiyatroya ne demeli?

Hrant Dink cinayetinde; Rakel’in dediği gibi  “bebekten bir katil” yaratılmıştı. Şimdi aynı “katilden tekrar bebek yaratma” aşamasındayız. Gerçek katiller tüm tolumca bilinmesine,  cinayet değişik eylemlerle gündemde tutulmasına karşın, ilerleme kaydedilemiyor. Cinayetin işlendiği zaman bir yazı yazmıştım. Bir yandan güvercinler vardı. Cinayetin derhal çözülmesi için çaba gösteriyorlardı. O zaman AKP iktidarı güvercinlerden yana tavır alıyor rolüne soyunmuştu. Karşı tarafta da şahinler vardı ve cinayeti neredeyse sahipleniyorlardı. Katili kahramanlaştırıyorlardı. Süreç içerisinde bu şahinlerin gagaları AKP iktidarınca söküldü. Tam “şimdi artık gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılacak” beklentisi oluşmaya başlarken,  görüldü ki AKP şahinleşmiş… Gagasını kırdığı şahinlerin yerini kendisi almış. Tıpkı YÖK’de olduğu gibi… Yüksek yargıda olduğu gibi… Daha da olacağı gibi…

 

İşte böyle:

Dikkatinizi bir yere çekmeye çalışıyorum. Bunca çaba, emek ve çırpınmanın sonuca etkisi var mı? Yok elbette. Alt alta saymaya çalıştığım tüm olguların ortak bir özelliği var. O da şu: İktidar yalnızca kendi gündeminin peşinde… Sanki görünmez bir el, onların yalnızca kendi amaçları için uğraşmasını sağlıyor.

Hepimizin hemfikir olduğu, tüm bu taleplerin karşılığı, ancak demokrasinin olduğu ve işlediği ortamlarda alınabilir. Oysa ülkemizde demokrasi iklimi giderek yok olmaktadır. Hızla bir karanlığa sürüklendiğimizi görmemek için kör olmak lazım.

 

Zorun tarihteki rolü; işkence ve aşağılama olarak bilinir. Mevcut iktidar işkence ve işkence korkusuyla ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Toplumun tümü (Alevisi, Ermenisi, Kürdü, Türkü) baskı altındadır bu gün. Emek dünyası paramparça… Bir istatistiğe göre, çalışan nüfus, yaklaşık olarak 25 milyon kişidir. Bunun çok küçük bir bölümü kayıt altında (4-5 milyon)  Sendikalı sayısı ise 600 bin kişiye düşmüş. Sınıfsal sendikacılık çoktan tarihe karışmış. Yani üretimden gelen gücü kullanan bir örgütlenme yok. Sevsinler bu demokrasiyi.

 

Tüm çabalara karşın sonuca gidememenin eksikliği işte buradadır. Her kesim; kendi sorunlarını, ülkenin demokrasi sorunuyla bütünleştiremiyor. Dikkat edilirse AKP iktidarı hiçbir soruna duyarsız gibi davranmıyor. Her olgunun (güya) bir açılımı var. (Alevi açılımı, Kürt açılımı, Roman açılımı, Sanatçı açılımı vs.) Hiçbir tanesini, diğerinin yanına getirmiyor. Ne Aleviler, ne Kürtler, ne Ermeniler ve ne de Emek dünyası, kendi sorunlarını diğerinin sorunlarıyla birleştirmiyor. Yani bir cepheye toplanmıyor. Demokratik iklim yok olmaya başlayınca da tüm uğraşlar havada kalıyor. Sanki dışarıdan bir el, içeriyi düzenliyor  . Uluslararası sermaye ve onun sadık temsilcisi AKP bunu uyguluyor.

 

Ya şimdi?

Şu anda hepimizin gündeminde; sendikaların ve siyasi partilerin önündeki %10 barajı bir sorun olmalıdır. Kürtlerin gündeminde, emek dünyasının örgütlenememesi olmalı. İşsizlik, yoksunluk, paralı sağlık sıkıntısı, güvencesiz çalışmanın kaldırılması olmalı. Demokrasiyi yeşertmek; birleşmekle, örgütlenmekle, ortak bir cephe oluşturmakla olur. Herkes kendi tekkesine kapanırsa, gün gelir o tekkelere de başlarına yıkılır. İşte o zaman haklı istekler için verilen mücadelelerin de hiç bir anlamı olmayacaktır.

Gün, birleşme, dayanışma ,diğer ittifaklarının  gündemine de sahip olma günüdür. Yarın geç kalınır. Gün, bu gündür.

Dt.Mehmet Akbulut

ilginizi çekermi ?

Van depremi üzerine

Van depremi üzerine ‘VAN’ gibiyim işte.! ‘’Nasılsın?’’Diye sorma ‘VAN’ gibiyim işte. Bir yanım yıkık ve …

Bir Cevap Yazın