Anasayfa / Mehmet Akbulut / Van depremi üzerine

Van depremi üzerine

Van depremi üzerine

‘VAN’ gibiyim işte.!

‘’Nasılsın?’’Diye sorma

‘VAN’ gibiyim işte.

Bir yanım yıkık ve deprem altında

Diğer yanımsa…

 

 

 

Van depremi sonrasın da çıkardığım kimi acınası durumları paylaşmak istiyorum.

Öncelikle Öğretmenler den çok etkilendim;76 Öğretmenimizin Van depreminden hayatlarını kaybettiği söylendi. Arkasından Milli Eğitim Bakanı (Hani kitaplarında başkasından aşırma yaptığı suçlamasıyla YÖK tarafından disiplin cezası verilen) açıklama yaptı. Dedi ki ‘Öğretmenler sözleşmeli olduklarından maalesef şu anda ailelerine herhangi bir yardımda bulunamıyoruz. Sosyal güvenceleri de bulunmuyor. Ama biz mecliste bir kanun ayarlaması yaparak ölen öğretmenlerimizin ailelerine 10’ar bin liralık bir yardım yapmayı düşünüyoruz.’(Büyük olasılıkla tepkiler yok olmaya başladığında bu söz de unutulacak)

Devlet güvencesiz insan çalıştırabilir mi? Dayanağı ne? demeyin. Dayanağı var.Geçen yıl yapılan anayasa referandumunu  hatırlayalım  İlk defa güvencesiz çalıştırma o referandumla anayasal hak haline geldi.(İleri demokrasi !) Bu iktidar (AKP) o referandumla var olan sosyal güvenceli çalışma hakkını, topluma onaylatarak yok etmişti(Umarım referandum da Yetmez ama evet diyenlerden değilsiniz.)

Daha üzücü olanıysa sözleşmeli ve sosyal güvenceden yoksun olan bu öğretmenlerimizin meslek örgütlerinin kayıtsızlığıydı. İçlerinden hiç biri  (Eğitim-sen’in klasik bir basın toplantısından başka) tepki göstermedi. Yapılan o basın toplantısı da basında yer bulmadı. Diğer öğretmenlerimiz kaderlerine razı bir şekilde derslerine devam ettiler. Vah ki vah. Zaten nasıl olmasınlar ki?  Gelecekleri iktidardakilerin iki dudağı arasında. Ataması yapılmayanlar,kadrolular,sözleşmeliler,ders ücretliler,kamuda çalışanlar,özelde çalışanlar vs. gibi bölük pörçük parçalanmış durumdalar.Bir öğretmenler günü icat edilmiş.Onunla avunmaktalar.(Kapitalizm de çareler tükenmez.Nerede sorunlu bir kesim varsa mutlaka onlarla ilgili özel bir gün icat edilir.)

Meslektaş dayanışması  ya da  toplumsal  bir tepki  de olmadı.Yani  huzur bozulmadı.(Ölen öldü kalan sağlar, sağ mı acaba?)

Japonya da depremden hemen sonra şehre zamanında su verilmediği için kendini sorumlu tutan belediye başkanını hatırlıyorum. Bir de bize bakıyorum. Deprem olmuş, yetkili Bakan  ve ilin valisi beraber ‘ deprem sonrası gerekli incelemelerin yapıldığını ve Vanlıların evlerine girmelerinde bir sakınca olmadığını’ açıkladılar ve yani bir artçı depremle  evlerine girenlerden    40 insan daha  hayatını  kaybetti. Sorumlu mu? Bakana güvenip evlerine giren insanlar tabii ki. Hiç bir yöneticinin kılı kıpırdamadı.(Ört ki ölem yani)

20 kasım bir gün gazetesinde Gürkan Haydar Kılıçarslan’ın şu saptaması bizim yöneticilerimizin kıllarını kıpırdatmamasını çok iyi açıklıyor. Burjuva devrimlerini dahi gerçekleştirememiş ve vahşi kapitalizmin haydutlukları yüzünden olumsuz mutasyonlara uğramış bizim gibi ülkelerde,her kim hangi koltuğu ele geçirirse kendisini sonsuza kadar o koltuğun sahibi  sayan bir çeşit ‘soylu’ saymaktadır.O yüzden amirleri emretmedikçe  maazallah 70 milyon kişinin öleceği bir felaket sonrasında bile koltuklarını bırakmaz onlar. Hatta üstüne görevlerini ne kadar iyi yaptıklarını yüzsüz bir şekilde anlatırlar. Çünkü yüzsüzlüğün iktidarı çağındayız.

 

Başka bir dram ise şans eseri depremde kurtulup çadırlarda ölüme yakalananlarla ilgili yaşanandı. Depremden sağ kurtulanları donma tehlikesi bekliyordu. Oldu da. Donarak bir bebeğimiz öldü. Donmaktan kurtulmak için çare arayanlar yanarak ölmeye başladılar.

Demokrasi  yönetiminin  kurallar manzumesi olduğu  söylenir. Bu nedenle kurallar önceden öngörülür ve yeri geldikçe yaşamda kullanılmaya başlanır. Depremlerde ve diğer doğa felaketlerine hazırlık için kurulan AFET YÖNETİM BİRİMİ bunlardandır. İlin valisi, belediye başkanları,sivil kuruluşlar, vs. den oluşturulur. Gelin görün ki Van depreminde böyle olmadı. İktidar kendi koyduğu kuralı çiğnedi ve Belediye başkanını  afet koordinasyon kurulundan dışladı.(Oh oh oh. Ne ala memleket. Yaşasın gelişmiş! demokrasi)  Belediye başkanının DTP den olması bunda etkendi.

Deprem için olan yardımlar önemlidir.  Valilik emrine gelen  bu  yardımlar  halka koordinasyonsuzluk ve diğer kaygılar  nedeniyle zamanında ve yeterince ulaştırılamadı Üstelik toplanan  miktarlar  ve  kullanış  biçimleri şeffaf değil,  gizli. Marmara depreminde de böyle olmuştu. Ah diyorum. Ah. Devletçiliği  bu kadar dışlamasaydık ve şimdi sosyalist bir anlayış iktidarda olsaydı, depremzedeler böylesine donarak veya yanarak ölürler miydi.

İki yıl önce Amerika da ki fırtına geliyor aklıma . Kıyının bir tarafından dünya Jandarması ABD, diğer tarafta  yoksul bıraktırılan Küba. Sosyalist Küba yönetimi kıyılardaki halkını daha yükseklere taşıyarak fırtınadan korumuştu. Kapitalizmin merkezi ABD ise halkını aynı fırtınaya  teslim etmişti.  Yüzsüzlüğün iktidarı ABD’ye, birileri de onlara  ne  çok benziyor.

Yeterli maddi yardımların geldiğini düşünüyorum. Güney illerimizdeki bir çok.otel %10-20 kapasiteyle çalışıyor. Hükümet bu otellerle anlaşsa  ve gelen maddi yardımlarla  buralar kiralansa ve  depremzedelerin kışı buralarda  geçirmelerini sağlasa. Yada şehirlerdeki boş evleri depremzedeler adına devlet  kiralasa , yanarak veya donarak ölümlerin önüne geçilemez mi?Çok mu hayalciyim?                                     MEHMET AKBULUT

 

ilginizi çekermi ?

Seçim Değerlendirmesi

Seçim Değerlendirmesi KÖTÜNÜN ZAFERİ (DEVLET ZULMÜ)     “Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur. En güçlünün …

Bir Cevap Yazın