Anasayfa / Şahap Eraslan / UZAYDAN YERYÜZÜNE BAKARKEN

UZAYDAN YERYÜZÜNE BAKARKEN

Uzaydan Yeryüzüne Bakarken

 

Yıllar önceydi… Bir kaç arkadaş “Yıldızlar Savaşı” filmini izlemiştik… Film sonrası filmi konuştuk… Fimle ilgili ortak fikrimiz: Hollywood sürekli insanların kafasını yukarıya, yıldızlara çevirtip insanları dünyadaki sorunlardan uzak tutmayı başarıyor. Ne ekonomik kriz, ne de aile içi savaşlar insanların ilgisini çekiyordu. Darth Vader’in filmdeki maceraları, kişiselleştirilmiş kötülük konuşulurken “uzayda hayat var mı?”yla uğraşılırdı o zamanlar… Roky, Yıldızlar Savaşı, Rambo’yla Amerika’nın bizi uyuttuğunu birbirimize anlatıp dururduk… Dünya’ya yukarıdan bakmanın metafiziğin temel sorularına yanıt verebileceği/değiştirebileceği ihtimalini o zamanlar düşünemezdik…

Alman filozof Peter Sloterdijk’in yazdığı bir yazıdan çıkardığım notlar elime geçti (yazının tamamını bulamadım). Sloterdijk’ten aldığım notları okumak beni biraz heyecanlandırdı… Yazı uzay istasyonlarıyla ilgili… Dünyaya yukarıdan bakmak galiba tanrısal bir bakış… Dünyanın dışına uzay istasyonu kurmak, dünyaya yukarıdan bakmak tanrısal bir özelliğin teknik aracılığıyla insana geçmesi anlamı da taşıyor… Tanrının bizi yukarıdan izlediğine inanırken, karanlık bir gecede gökyüzüne bakarken üzerimizden hızla geçen uyduları gördüğümüzde artık izlendiğimizi biliyoruz… İnanmak/inanç sözcüğü anlam olarak “emin olmamak” “tam olarak bilmemek” demek… İnanmak (inanıyorum) aslında “bilmiyorum, emin değilim demek”. Kurduğumuz, içinde inanmak fiili (eylemi) geçen tüm tümcelerde emin olmadığımızı söyleriz… Tanrıya inanmak da öyle… Tam bilmeden, emin olmadan sadece inanmak… Önceden inanıyorduk izlendiğimize şimdi biliyoruz, işitiyoruz ve görüyoruz… İnanmak dinseldi, bilmek ise bilimsel…

Yukarıyla aşağı arasında asimetrik bir ilişki vardı… İnsanların aşağıdan ellerini yukarıya kaldırıp tanrıyla konuşmalarını dua diye adlandırıyoruz. Birileri yukarıdan (tanrı) benimle konuştu dediğinde psikriyatri bu insanla ilgileniyordu. Uzay istasyonları kurulduğundan beri yukarıyla/aşağı arasındaki ilişki simetrik bir biçime/iletişime dönüştü. Uzay istasyonunda (yukarıda) yaşayanlarla aşağıdakiler (kontrol merkezi elemanları) gelişen teknoloji sayesinde konuşabiliyor, monitörlerden birbirlerini izleyebiliyorlar… Aşağıda kültürler/dinler birbirleriyle tartışıp kavgalar ederken yukarıdaki uydular tüm kültürlere aynı uzaklıkta/yakınlıkta yörüngelerinde dönüyorlar. Mezopotamya’da binlerce yıl önce gelişen ve daha sonraları birçok dinde de yer bulan, tek tanrılı dinlerde de gördüğümüz, “yukarıdan biri bizi izliyor” ve “biri yeryüzünde olan herşeyin farkında” fikri bizim de kendi kendimizi izleme, kendimize bir iç göz yaratma gereksinimini doğurdu… Vicdan aslında bir dış gözden yola çıkarak kendimize bir iç göz yaratmadır… Antik çağlarda ve dinlerde “ruh” olarak adlandırılan günümüzde ise vicdan olarak bildiğimiz şey belki de izleyen ve izlenen arasındaki ilişkiden doğmuştur… Yukarıdaki doğa üstü akıllı yaratanın (tanrı) yerini insanın alması (uzay istayonu çalışsanları, astronotlar) vicdana tekniğin yardımcı olmasını da getirdi… Bu yeni vicdan şimdi bir şarkıyı, çığlığı haykırıyor: Gökyüzünden çekilen resimler yeryüzünün kirliliği ile ilgili daha somut veriler sunuyor. Irmağa attığımız çöplerin, denizlere oradan da  okyanuslara ulaştığı, ama bu kirin/pisliğin yeryüzünde kaldığını bu resimlerde daha net görebiliyoruz. Yırtılan ozon tabakasını dikecek terziyi teknoloji henüz bulamadı, ama vicdanımıza seslenecek resimler elimize geçti. Bölgecilik ve yöreselliğe paralel bir yeryüzü vicdanı oluşturmanın belki de zamanı çoktan geldi.. 4000 yıl önce insan kendine tanrılar yaratırken bölgesel güç ve etkilerin peşindeydi… Günümüzde kültürler ve dinler uzaydan gelen haberlerden sonra artık lokal sorunlar peşinden koşmayı sürdüremez gibime geliyor… Birazcık bölgecilik nosataljisini bu söylediklerimin dışında tutuyorum…

Hani Mamo sen beni Everest’e çıkarmıştın ya… Anlayacağın beni artık Everst de kesmiyor galiba…

ilginizi çekermi ?

AŞK ÜZERİNE DERS NOTLARI

Aşkla kapitalizmi ilişkilendirmek düş kırıklıkları yaratıyor.  Bilincimizle karşı çıktığımız kapitalizmin sevgilimizle karşılaştığımızda hızla atan yüreğimize …

Bir Cevap Yazın