Anasayfa / Yusuf Acil / Usta-çırak ilişkisiyle geçmişi, şimdiyi ve geleceği konuşmak

Usta-çırak ilişkisiyle geçmişi, şimdiyi ve geleceği konuşmak

Usta-Çırak ilişkisiyle geçmişi, şimdiyi ve geleceği konuşmak

 

Sevgili Yusuf,

 

Özeline yazdığım mektup cevabıyla birlikte köy sitesinde yayınlandı.İnsanlarımız  nasıl yorumladılar? Çırak- usta sıfatlarının nereden yakıştırıldığını bilemeyenler de vardır.O nedenle önce buradan başlamalıyım bu yazıma.

 

1974-75 Yıllarında bizim Mamo’yla Sanayi mahallesinde iki odalı bir gecekondunun tek odasında kalıyorduk. Mamo bir şirkette plasiyerlik yapıyordu. Ben de şu meşhur Aydın Doğan’ın Sultanahmet`teki anadol-ford yetkili servisinde çalışıyordum. O sıralar  Paşa İstanbul’dan köye izine gidip dönüşünde seni de beraberinde getirmişti. Mamo bana bu iki kardeşin bizimle kalmak istediklerini kira ve diğer masrafı ortak ödeyeceklerini söylediğinde hiç itirazım olmadı. Böylelikle aynı mekanda birlikteliğimiz başlamış oldu. Hatta daha adilane olsun diye kendi aramızda görev dağılımı da yapmıştık.Yaşca en küçüğümüzdün bakkal alışverişini sen hallederdin. Daha sonraları senin iş sorununu kendi aramızda konuşur olduk. Kimden geldiğini anımsıyamadığım, benim yanımda çalışıp bir meslek öğrenmesi ne iyi olur fikri bana da uygun gelmişti. Müdürle konuşup olur aldıktan sonra iş arkadaşlığımız başladı. Ben usta olarak sen de yanımda çırak olarak çalışmaya başladık.

 

Yani usta- çırak sıfatlarımız buradan geliyordu.

 

Başlangıçta kurnaz köy  tarzında bıçkınlıkların olurdu. Önceki yaşantını değiştirmek durumundaydın. Artık naz yapacağın anne ve baban yanında değildi.Yeni bir yaşam başlıyordu. O dönemde siyasetin çok yaygınlaştığı, solcu olmayana fazlaca itibar edilmediği bir anlayış vardı. Paşa mahalle takımında top oynuyordu. Ama nedense top bizim ilgimizi çekmiyordu. İş yerinde daha insanca yaşam için bazı eylemliliklerimiz olmuştu. Her zaman  1 mayıslara katılmayı bir görev bilirdik. Ben CHP nin çizgisinde siyaset yapıyordum. Sen o zamanlar mahalle derneğine takılırdın. Bomboş insan olmaktansa siyasetle ilgilenmeyi anlamlı bulduğumdan bir büyüğün olarak müdahaleci olmazdım. Günler ayları, aylar yılları kovaladı.Yani çok kısa zamanda çok şeylere şahit olduk birlikte. Mesela günde 30-40 kişinin öldürüldüğü zamanlarda İstanbul’da cenazeler morgtan alındığı günlerde mutlaka sokak gösterileri güne damgasını vururdu. Yani sokakta olup biten gelişmelerin hem aktörleri hem de seyircisi durumundaydık. Bir zaman sonra senin siyasete bakışın daha radikalleşti. O zamanlar keskin siyaset daha revaçtaydı. Ben aklımca birçok soruya yanıt bulamadığımdan bu tarzı içselleştiremedim. Radikalizmin bugün fazlaca etki alanı kalmadı bence. Çünkü dünyada olan biteni anında duyuyoruz.Yani iletişimdeki gelişmeler muhasabemizi çok daha kolaylaştırıyor.

 

Askerlik dönüşü artık saflar ayrılmış aynı köyden aynı toplumdan insanlar ayrı ayrı siyasetlerde mücadele vermekteydi. Öyleki siyasetler arası rekabette akraba ya da aynı köyden insanlar karşı karşıya gelebiliyordu. Birçok siyaset devrimin yakın olduğunu önemli olan kimin damgasını vuracağı düşüncesindeydi.

 

Sonra 12 eylül karşı-devrimi oldu. Zaman bizi doğrulamadı. Taleplerimizin, çabalarımızın, özlemlerimizin doğruluğu, haklılığı bir başka bahara kaldı.

 

Darbenin sonuçlarının nelere mal olduğunu söylemeye gerek var mı? Bunu en çok hissedenlerden biri de sensin.Çünkü yılarca mülteci olarak yurt dışında yaşam mücadelesi verdin. Bunun ne anlama geldiğini bilmek için sizin konumunuzda olmak gerekir.

 

Bulunduğumuz noktada hepimiz mağduruz.Herkesin kaybettikleri, kimilerinin da kazandıkları var. Ne tuhaftır farklı cizgilerde siyaset yaptık, fakat süreç hepimizi aynı tarzda cezalandırdı.

 

Dünyada  yakın zamanda nelerin olacağını bilmek zor. Fakat nelerin olmayacağını söylemek mümkün. Sovyetlerin dağılması, Çin’in emperyalist dünyayla entegrasyonu, emperyalizmin yeni dünya düzenini inşa etmesi insanlığın kurtuluşunun çok uzaklarda olduğunu gösteriyor.

 

Kısaca hayata dair söyleyebildiklerim bunlar. Bir de devrimcilerin hiç değişmeyen sloganı olan devrimden başka kurtuluşun olmadığı söyleminin senin en son yazıdaki söyleminle  tekrarlanmasını, yani sende bu düşün hala devam ettiğini gördüm.

 

Yeniden yazışmak üzere .Gözlerinizden öpüyorum.

Kalın sağlıcakla.

Murat Ustan

 

 

Sevgili Ustam,

 

usta-çırak ilişkisinin nereden geldigini güzel anlatmışsın! Tekrar etmeyeyim. Ama sen sadece mesleki ustam değil, yaşamın, insanın, güzel değerlerin nasıl olması gerektiğine dair de bir örnek ustamdın/ustamsın. Senin için “nesli tükenenlerden” dememe lütfen izin ver. Hatasız/günahsız olduğunda değil, hatan veya eksiklerin çok tali olmasından ileri geliyor.

 

Görşlerinin bazılarıyla hemfikir değilim. Burada uzun uzadıya bunları konuşmak gerekiyor mu, bilmiyorum, ama kısaca bir iki şey söylemek istiyorum:

 

Radikalizm

 

Lanet olsun en iyi radikalizme! İnsan canını yakan, acı çektiren ve hatta nice genç insanın canını alan ve yuva dağıtan bir şeye özen gösterilebilir mi? Belki çocukluk yollarımızda bizi çeken bir şey olmuştur. Ama politik olgunlaşma bunun ne olup olmadığını bize gösterdi. Kendi adıma uzun yıllardır hiç özenmedim ve şimdi burada yazdıklarımı insanlara açık açık anlattım. Peki olup biten ne? Çevremize bakalım, neler oluyor?

 

Şiddetle bir yere gidilmez diyenlere bir bakalım. Devletlere bakalım. Irak’a bakalım. Kim ne yapıyor? Şiddet ve terörden söz edip onu lanetleyenlerin, şiddetini / yaptıkları marifeti görmemezlik edemeyiz. Yüzbinlerce çocuğun şiddet ve ilacsızlıktan ölümüne sebeb olanlar kim?

 

İşgal ve ilhaklara büyük ordularla, envai çeşit silah kullanarak gidenler kim? Neden ve ne için bu tip ülkelere en acı şiddeti kullanarak giriyorlar acaba?

 

En masum demokratik hakların bile zaman zaman nasıl şiddetle üzerine gidilip susturulduğunu bilmiyor muyuz?

 

Dünyada insanlık siddetten arınıyor mu gerçekten? Ben durumun tam tersi olduğuna inanıyorum. Şiddetin geçersiz metod olduğunu anlatan güçlerin, en büyük şiddetlere başvurmaları insan beynini çarpıtmaktan başka ne yapıyor. Dünya devletlerarasi ilişki sertleşmeye doğru gidiyor. Bazen yumuşar gibi olması gerçeği değiştirmez. Dolayısıyla radikalizmi en çok kullanan ve ezilenlere dayatan, ezilenleri (ister ezilen sınıf, ister ulus, ister başka kesimler olsun fark etmez) radikalizme zorlayanlar hep egemenler olmuştur. Bu, dün de böyleydi, bu gün de böyle. Bence sen yanılgı içindesin. Ama sana gel bu işin savunusunu yapalım demem, diyemem. Tam tersini söylerim. Ama neye yarar ki? Olanlar ortada. Hakikate göz yumamayız! Yumsak ne olur ki? Hakikat olduğu yerde duruyor.

 

Devrimcilere gelince, evet tarihi tecrübelerden yeterince öğrenmiş sayılmazlar.Yenilginin ve üstelik sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünya capındaki yenilgi zengin derslerle doludur. Ögrenmek gerekir.

Ben hala dünya insanlığındır teorisine inanırım. Gerçegi biliyorum. Dünyamız, uluslara, bölgelere, devletlere bölünmüş durumdadır. Bunu yok sayamayız. Ama bunun üzerine yatamayız. Bak ülkemizde yönetim dahi Avrupa Birliğine girmek istiyor. Avrupa Birliği demek dünyanın (hangi temelde olduğunun tartışmasını bir yana bırakıyorum) yakinlaşması ve giderek içiçe geçmesi değil mi?  Bize milliyetçiliği salık verenlerin ve sınırsız bir dünya özlemiyle alay edenlerin haline bakar mısın?

 

Hayır hayır, ben hala sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız bir dünyaya olan özlemimi koruyorum. Ve bu özlemin somut adı devrimdir. Bu devrimin hangi biçimde vücut bulacağını bilemem. Önemli de değil zaten. önemli olanın bu özlemin bir ütopya olmadığıdır! Onu biliyorum. Bilimseldir ve dünyanın gidişatı  eğip-bükülerek, sancılar ve büyük acılar içinde geçerek hızla o yöne doğru kayıyor.

 

Baska bir yol varsa konuşmak isterim?

 

Bize düşen, bu gerçekten söz etmek o kadar! Başka bir işimiz yok. İsterim ki, ilerleyen insanlık, ilerlerken ne kendisine ne de başka bir canlıya zarar versin. Ölen her insan için acı duyarım. Öyle olmasa biz yıkmak istediğimiz şeye benzeriz ki,  bu arzuladığım bir şey degil.

 

Beni yazmaya ittiğin için teşekkürler, sevgili ustam.

Seni öpüyor ve tüm ev halkına saygı ve sevgilerimi iletiyorum.

ilginizi çekermi ?

Şeytanın oğlu 2

nmüyordum aslında, fakat soni iki gün içinde fikrim değişti ve bu yazım ortaya çıktı. Konuyla …

Bir Cevap Yazın