Anasayfa / İsmet Cantekin / Sosyal demokrasi ve Deniz BAYKAL

Sosyal demokrasi ve Deniz BAYKAL

Sosyal demokrasi ve Deniz BAYKAL

 

CHP’li dostlarım kusura bakmasınlar ;  Sn.Baykal hakkında, sadece bazı olaylara ben de ilişkili olduğum için anılarımı ve şu sıcak günlerde de geçmişte defalarca olup oy verdiğim,  eski bir parti üyesi olarak da düşüncelerimi izinlenirnlerimi anlatmak istiyorum.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Ben 1965 seçimlerinden itibaren 1980 yıllarına kadar CHP’ye oy vermiştim. Hatta, 1971 t-yılında da özellikle B.ECEVİT’in 12/Mart/1971 faşis darbesini protesto için, CHP Gn.Sekreterliğinden istifası üzerine, hayranlık doyduğumdan partinin Bursa Örgütüne üye olmuştum. O tarihte Bursa Metal-İş Sn. Gn.Başkanıydım. Daha sonra Ecevit, CHP’de, 1972 yılında partinin tüm ülkede işçilerin örgütlenmeleri için merkezde kurduğu “İşçi Büroları”nın Bursa İl örgütünü de kurmuştum. Partinin 1973-77 Genel seçimlerinde de Bursa yöresinde seçim faaliyetlerine bizzat katılmıştım. Aslında sosyalist olamama rağmen “Yavı şu ülke birde bir Sosyal Demokrat iktidar görsün de, bir nefes alalım” amacıyla üye olup canla başla yıllarca çalışmıştım.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

1971/Mart faşizminden sonraki CHP Kurultayında İnönü-Ecevit mücadelesi sonucunda kazanan Ecevit olmuştu. Bizler de sevinmiştik. Zira Ecevit’i 1963 yılında CHP-AP koalisyon Hükümetinde Çalışma Bakanlığı zamanında, 24/Temmuz/1963 tarihli 274 sayılı “Sendikalar Kanunu” ve 275 sayılı “Grev Lokavt Kanun” larının çıkarılmasındaki mücadelesini unutamıyorduk. Gerçi, T.C yasalarında adı bile geçmeyen, uygar ülkelerde suç kabul edilen “Lokavt”ı da yasallaştırarak sermaye çevrelerine de bu hakkı tanıyıvermişti.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

1977 yılında koalisyon ortaklığı sırasında ise Sn. D.BAYKAL, Tabii Kaynaklar ve Enerji Bakanı olarak kabinede görev almıştı. Bundan önceki yıllar, Baykal’ın Ecevit’e karlı muhalefeti, yanına Ali TOPUZ’u da alan D.Baykal, Ecevit’e parti tabanında amansız bir mücadele yürütüyordu. Hatta birçok Teşkilat Genel Kurullarında, akıllara durgunluk veren, seçim oyunlarıyla, hep bu grubun kazanması sonucunda, partide bu konuda “Okus pokus Ali Topus” sözü yayılmıştı. Zira Karadenizli pratik zekasıyla A.Topuz, kazanılması olanaksız olan Genel kurullardan zaferle çıkıyordu.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

D.Baykal’ın parti tabanında propaganda amaciyla,  1960 Mayıs ayında İhtilalden önce, Ankara Kızılay meydanında Adnan MENDERES’in yakasına yapıştığı söylentisinin de gerçek olmadığı daha sonra ortaya çıkmıştı.1978 yılında Hükümetin “Kamulaştırma Yasası” hükümleri gereği bir  çok özel işletme kamulaştırılırken, Bursa/M.Kemelpaşa Kestelek Borasit İşletmeleri de bu kapsama alınmıştı. İşyeri 1950 DP İktidarının Bakanlarından, Balıkesir’li Yırcalı ailesine aitti. Bu işyerine 1973 yılında köyde işçilerin isteği üzerine 1400 yer altı maden işçisi için bir sendika kurmuştum. O tarihlerde yasalar olanak verdiği için, Bursa Metal-İş Sen.Başkanı görevimle beraber, bu işyerinde kurduğumuz sendikanın da Gn.Başkanlığını yürütüyordum. Daha sonra DİSK’e katılıp, Dev.Maden-Sen.ile birleşmiştik ve ben bu sendikanın Bursa Şb. Başkanı olarak görevdeydim.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

İşveren ile 31/Aralık/1978 tarihinde biten Toplu-İş Sözleşmesi görüşmeleri devam ediyor, anacak işveren anlaşmaya, bu kamulaştırılma işlemleri yüzünden yanaşmıyordu. İşyerinde tesadüfen ek olarak 3.MİLYION TON  rezerv bulunması, üretim için 5 yıldır 150 kamyonla yapılan hafriyatta madene ulaşılmış ve Drill’lerle patlatılacak hale gelmişti. Zaten yer altı-yerüstü üretimi aylık 30-35.OOO TON idi. Açık işletmede çalışma yapılırsa üretim aylık 150.000 TON’a ulaşabilecekti.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

İşverenin çeşitli oyunları konusunda DİSK G.Bşk. rahmetli A.BAŞTÜRK’e durumu aktarıyorduk. O’nun CUMHURİYET Gazetesinde  bu konuda yazdığı başyazı ile iktidarın dikkatini çekmişti. Zira Bigadiç, Kırka Emet’teki madenlerde, sendikacılarla yapılan rüşvete  dayalı YAĞMA ile işyerlerinde maden bırakılmıyordu. Ben de bu sırada hazırladığım ekinde belgelerle bir raporu, Sn. Bakan’a sunmak üzere randevu istedik. Zamanında Bakanlığa vardığımızda, birkaç saat bekletildikten sonra, kibarca randevumuz olduğu halde ve “Sn.Bakanın da bürosunda olduğunu görerek bize, Bakanın işlerinin yoğunluğundan dolayı görüşemeyeceği” müsteşar tarafından söylendi. Yani kibarca kovulmuştuk. Bu üzücü durumu tartışmamıza rağmen mantıklı bir neden bulamamıştık.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Bortaş Firmasını Genel Müdürü ile 4-5 yıldır tanışırdık.Bana çok ısrar ederek Yalova’ya kadar bir adrese gelmemi rica etti. Kendisi rahatsız olduğundan İstanbul’dan oraya gelebilirmiş. Merak ettim ve gittim. Bir lokantada yemek yerken bana “İşyerlerinde çalışmalara 5-6 ay müsaade etmemizi, yani işyerinde grev yapmayacağımızı garanti etmemi istedi. Karşılığında da burada miktarını söyleyemeyeceğim bir miktar “rüşvet”i teklif edince şaşırdım. Rakam çok büyük miktardaydı. Ancak ben de bu sürede çıkarılacak gece-gündüz çalışmayla, üretimin 1,5 MİLYON TON olacağını, bu miktar madenin parasal değerinin de o tarihte 25.MİLYON DOLAR olacağının farkındaydım. Diğer işyerlerindeki Sendikacılarla anlaştıkları gibi beni de satın almak istiyorlardı.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Ben kendisine “İyi de, zaten birkaç ay sonra kamulaştırılacak işyeriniz” demiştim. Bana dönerek, “göreceksin kamulaştırma olmayacak, geciktireceğiz. Bakanlıkla yani Sn.D.BAYKAL ile anlaştık” demesini de inandırıcı bulmamış ve “bana yaptığı teklifi hakaret kabul ettiğimi “belirtip, ona hayatı boyunca unutamayacağı birkaç söz söyledim ve çıkıp gittim.  Nitekim işverenle anlaşamayıp, zaten T.İş Sözleşme görüşmelerinin başladığından beri süren çalışmama eylemini  devam ettirerek, zamanı gelince yasa gereği bu işyerinde GREV kararını almıştık.

 

Ben o sırada DİSK Gn.Yön.Kur.Üyesiydim.1/Mayıs/1979 kutlamaları konusunda 1977 Mayıs ayından bu yana devam eden Sıkıyönetim Tarafından tutuklanmıştım. Ancak günü gelince işyerinde grev uygulaması başlatıldı.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

45 gün sonra tahliye olduktan sonra, işyerine döndüm. O sıralarda Kamulaştırma Heyetinde: Sendika temsilcisi, Mahallin Tic.San. Odaları Temsilcisi, Mahalli Üniversite Temsilcileri, İşveren Temsilcileri ve Hükümeti temsilen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından  da bir heyetin geleceği gün ve saat bize bildirilmişti. Belirtilen saatte işyerinde toplanmıştık. Hayretle gördük ki, tüm temsilciler gelmiş ama Bakanlık Temsilcileri ortada yoktu.. Birkaç saat bekledikten sonra tutanak tutulup toplantı dağıldı.  İşyerinde gerçi GREV var ve üretim yapılmıyordu ama, beni hayretler içinde bırakan, işveren Gn.Müdürünün 6 ay önce söylediği gerçekleşmişti.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

1978 yılı sonbaharda birkaç İl’de yapılan ara Gn.Seçimi CHP kaybetti. Buna sebep olarak daha önce Bakanlar Kurulunda LPG gazı için “İthal” kararı alındığı halde bunu Bakanlığın uygulamadığından, muhalefet, seçim meydanlarında boş LPG tüpleri ile propagandası etkili olmuştu.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Bu gazı D.BAYKAL’ın Banklığınca özellikle Ecevit’i zor durumda bırakmak için ithal etmediği söylentisi yayılmıştı. Zira o sıralarda, Ecevit ile D.Baykal ekibi kıyasıya parti içi iktidarı için savaşıyorlardı. Bu konuda bir gazetecinin Bursa’daki sohbette söylediklerini aktarmak isterim.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

1970’li yıllarda evvela Yeni Ortam Gazetesi daha sonra CUMHURİYET Gazetesi yazarı rahmetli  Mustafa EKMEKÇİ’ anlatmıştı.:

“ Bizler daha öncesinden tanıştığımız bazı gazeteci yazar ve CHP’li yöneticilerle, eşlerimiz ile birlikte evlerimizde bir araya gelir konuşur görüşürdük. Yine  bir akşam bizde buluştuk. CHP den D.Baykal vardı. Biz bazı arkadaşlar, Ecevit-Baykal çekişmesi üzerine konu açarak, sıkıyönetimlerin sürdüğü, her gün pek çok gencin öldürüldüğü ve yaralandığı saldırıların devam ettiği böylesi bir ortamda, parti içindeki bu “hizip”leşmenin, hem parti daha önemlisi ülkeye zarar verdiğini tartışmaya açarak Baykal’dan bu duruma son vermesini isteyecektik. Nitekim konu açıldı ve enine boyuna görüşülüp isteğimizi yüzüne karşı söyledik. Hiç ummadığımız bir cevap aldık: Ama Baykal’dan değil, muhterem eşi bize hiddetle çıkışarak: Mustafa bey, Mustafa bey: Siz benim kocamı Başbakanlığa layık görmüyor musunuz ? Elbette sonuna kadar mücadele edecektir. Bu onun hakkıdır…. Odada buz gibi bir hava esti. Baykal başını önüne eğerek sesini çıkarmayınca toplantı sona erdi ve dağıldık.”

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Bu hizipçilik yıllar sonra araya kimler girdiyse de asla durdurulamadı. Daha 20 yıl öncesinde, SHP  ve daha sonra CHP ile birleşene kadar Sn.D.BAYKAL’ın olağanüstü Kurultay’larla rahmetli Erdal İNÖNÜ’ye kan kusturduğunu  bilenler bilir. Hatta İnönü’nün siyasetten ayrılmasının sebeplerinden birinin de bu sürekli örgüt içi iktidar mücadelesi olmuştur denir.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Sn.Baykal muradına erdi ve CHP’nin Genel Başkanlığına yerleşti; Kaç genel ve sayısız yerel seçim kaybetti. Hatta 1999 seçimlerinde %10 barajın da altına düştüğünü ancak bir şekilde kıl payı “kurtarıldığı” ileri sürülür. Ama kimse yerinden oynatamıyor. Zira her seçimden sonra mazeretleri sıraladı ama Genel Başkan olarak, kötü sonuçların sorumluluğundan her zaman kaçındı.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

1987 seçimlerinde SHP listesinden 8 Kürt kökenli Milletvekili seçilip, meclise girmişti. Bu kişiler Fransa’da bir toplantıya partiye de haber vererek katıldıklarından dolayı, ülkeye dönünce Parti Disiplin Kuruluna sevk edildiler. İhraç akabinde Bursa’ya gelerek bize dar bir toplantıda bilgi veren o zamanın Baykal’ın en önde gelen muhalif kişilerinden M.Vekili Kıvılcım Kemal ANADOL’un ifadesiyle, İnönü :“Merak etmeyin ancak kınama cezası verilir” demiş; ancak çıkan kararda 8 Milletvekili “Kesin İhraç “edilmişti. İnönü’ye sorduklarında “Ne yapayım. D.Baykal olayı örgütlemiş” demişti. Bu olaylardan sonra CHP’den büyük kopmalar olmuş ve HEP Halkın Emek Partisi Kurulmuştu.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Daha SHP zamanında başlayan çalışmalarla, Kürt Sorunu üzerine yapılan araştırmalar, 1991 Genel Seçimlerinde, Kapatılan HEP yöneticileri de CHP listelerinden Meclise girdikten sonra sonuçlanan meşhur “Kürt Raporu” kurullarda görüşülüp kabul edilerek Parti Siyasal Belgesi haline geldiğini Sn.D.BAYKAL çok iyi bilir de işine gelmediğinden görmezlikten gelmiştir.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Ben bazen üzüntüyle hatırlarım. Acaba 1991 seçimleri HEP’in seçime girmemesi için, Milli Güvenlik Kurulu’nca  bir hafta ileri tarihe alınmasaydı, Meclise HEP’in girmesiyle, bu konularda bazı gelişmeler olurdu inancındayım. Belki de bu günkü kamuoyundaki tartışma o günden başlamış olurdu ve CHP de kendi raporuna karşı çıkmazdı.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Ne yazıkki kendini Sosyal Demokrat olarak tanımlayan bir partinin, Ergenekon müzminlerine ve o kadar ortaya çıkarılan silah ve bombalara ve belgelere karşın halen “Avukatıyım” diye savunan CHP Gn.Başkanın, partisine yıllarca oy vermiş olan bir halkın, dilini konuşmasına bile karşı çıkması, illa savaş olsun insanlar ölsün mantığıyla hareket etmesi anlaşılır değildir. Hele CHP Grup Bşk.Vekili Onur ÖYMEN’in Dersim Katliamını meşru olduğunu ve onayladığını söyleyerek bu gün de uygulanmasını istemesi, tüm bu olanların üzerine de “tüy dikti.

Aslında bu tartışmalar gayet iyi bir eğitim oluyor aynı zamanda. Halk herkesin asıl yüzünü açıkça görmek fırsatını buluyor. Benim bu süreçte edindiğim inancım: ”Sn.Baykal iktidar olmaktan ümidini kesmiş ama ne pahasına olursa olsun yaş kemale ermeden yıllar önce eşinin arzusu doğrultusunda Başbakan olmak istiyor!

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Ancak bu halkın oylarıyle olmalı, yoksa 12/Mart modeli bir askeri faşist darbenin postalları altında değil!! Bu iktidarı asla tasvip etmek için değil ama yaptıklarını “bir sosyal demokrat parti” daha gerçek, geniş ve gerekenleri yapsaydı diye hüzünlenmiyor değilim! Gerçi AKP de her adımını oy hesaplarıyla attığını da biliyorum.

 

İstemim, CHP’nin geçen Pazar günü yapılan 3 yerel seçimden ders almasını ve ülkeye bela 12 Eylül Anayasa’sının değiştirilerek, hiç olmasa genç ve gelecek kuşakların hak ve özgürlükler bakımından biraz nefes almasına yardımcı olmasıdır.

<!–[if !supportEmptyParas]–> <!–[endif]–>

Belki akılları başlarına gelir! (mi) ki?

ilginizi çekermi ?

Kritik siyasi durum

Kritik siyasi durum Ülkemizde tüm devlet kurumları ve erk ; Yargı, Yürütme va Yasama, asla …

Bir Cevap Yazın