Anasayfa / Yusuf Acil / Şeytanın oğlu 2

Şeytanın oğlu 2

nmüyordum aslında, fakat soni iki gün içinde fikrim değişti ve bu yazım ortaya çıktı. Konuyla ilgili benden önce yazılanlar belki de beni yazmaya sevkeden etmenlerdi.

 

Ilk yazımla amacım, ne Kürtlerin büyük sayıda katıldıkları boykotu, ne Alevilerin esasının hayır demesini, ne de evet diyenleri eleştirmekti. “Devrim ve yeni bir alternatif dünya mümkündür” iddiasını taşıyanların tutumu üzerine bir kaç şey söylemek ve bu tavırların neye tekabül ettiğini kendimce açıklamak istemiştim.

 

Başta şunu ifade edeyim ki, Referanduma ilişkin, kullandıkları oy ne yönde olursa olsun, kimseye saygısızlığım olamaz, tarzım da değil zaten. Zira, Türkiye’de yüzde 58 evet, yüzde 42 hayır gibi milyonları kapsayan muazzam rakamlar var ortada. Sayıları az bile olsa hiç kimseye tavrından dolayı saygısızlık etmem, eleştiririm o kadar. Öyle de yaptım. Bu nedenle belirlemelerinden dolayı üzüldüğünü söyleyen sevgili kardeşim Şükrü’nün üzüntüsünü yersiz bulduğumu ifade etmek isterim. Çünkü Şükrü ya da diğer arkadaşları cuntayı desteklemekle asla suçlamadım. Buna karşın, devrim iddiasını taşıyan parti ve örgütlerin tavrını eleştirmeye çalıştım. Tek tek insanlar, ya da oy kullanan milyonlarca insan, değişik gerekçelerle “evet” ya da “hayır” dediklerini bilmiyor değilim. Hepsini bir kefeye koyamayız. Şu da bir gerçektir ki, her tavır bir sonuca denk düşer. Niyetlerimize rağmen bu böyledir. İşte benim eleştirdiğim nokta tam da burasıdır.

 

Şimdi referandum süreci bitti. Sonuç ortada. Bir kez daha bazı noktaları açmak istiyorum: Devrimci bir hareket için şu veya bu egemen kliğin kuyruğuna takılmak neden? Kendi bağımsız bayrakları, iddiaları yok mudur? Varsa, şu yada bu kesimin yanında olmak neden? Bu devrimcilerin kaderi mi? Kendi alternatiflerini neden ileri sürmüyorlar? Üstelik referandumun konusu çok açık orta yerde dururken! Bu referandum ile ileriye doğru demokratik manada bir adım atılmış olsa ya da varolan ileri kazanımları geriye doğru götürmüş olsa, elbetteki bu adıma evet ya da hayır demek anlamlı olurdu!.

 

Durum bu olmadığı gibi her iki anayasanın da ezilenler için, deyim yerindeyde, bir facia iken ve hiç bir şey ifade etmezken, şunu veya bunu desteklemek nereden kaynaklıdır ve hangi ideolojik-politik çizginin ürünüdür? Davul ve zurna birilerinde iken oyunu bizim oynamamız komediden başka bir şey olabilir mi?. İki anayasa arasındaki küçük bir kaç değişiklik, birinde birini desteklemeye götürmemeliydi. Bu tavrın ideolojik ve tarihsel sebebleri var. İşte ben yazımda bunu anlatmaya çalıştım. Hemfikir olmayabilirsiniz! O halde tartışmalıyız. Neden yanlış olduğumu anlamak isterim?

 

Israr ediyorum: Devlet kendisini yeniden örgütlemek, global kapitalist-emperyalist dünyanın yeni koşullarına uygun hale getirmek, AKP eliyle uluslararası emperyalist sistemle birleşmek ve bütünleşmek istiyor. Yapılan budur. Bu sadece bir AKP projesi değildir. Bu nokta çok önemlidir. Bu nokta doğru anlaşılmazsa alınacak tavır istermez istemez yanlış olacaktır. Anayasa ile yapılan, yapılmakta olan ve yapılacak olan budur. Bu sadece birinci raunddur. Ordu, devrim iddiasında olanların bazılarının sandığının tersine AKP’den apayrı bir yerde ve tam karşısında durmuyor. Ordu, kendi sisteminin bekası için; dünya gerçeğini herkesten çok daha gerçekçi okumuş durumdadır. Ordu içinde sürece ikna olmayan, klasik Kemalist çizgiye ve kültüre göre şekillenmiş önemli ayrıcalıklı bir kesimin sürece karşı çıkması ve bunun neticesinde tutuklanların, soruşturmaya tabii tutulması, ordunun bir bütün olarak yeni sürece karşıymış gibi algılamak büyük bir yanılgıdır. Ergenekonun açığa çıkarılması denilen operasyonların amacı da budur. Ordu, AKP ile bazı noktalar hariç hemfikirdir, ki ordu içinde direnmek isteyenler esasta susturuldu. Bu güçler, Ergenekon denilen örgütün çok küçük bir bölümüdür. Türkiye devrimcileri ergenekonun yabancısı mıdır? Başta ordu olmak üzere, silahlı-silahsız bürokrasiyle sistemin kendisi değil midir?

 

Bir dönemden bir başka döneme geçiş sancısız, çatışmasız olmaz. Çok partili sisteme geçişi hatırlayalım? Darbe, tutuklamalar, idamlar! Sonuç? Devlet kendisini dünyanın yeni koşullarına uydurdu, inkar edebilir miyiz? Şimdi de böyledir. Dönem ve yapılmakta olanların farklı olması bu gerçeği değiştirmiyor! Peki ordunun AKP ile çelişkileri yok mudur? Elbette vardır. Bu çelişki yeni geçişe ilişkin değil, yeni geçişin patronu kim olacağına dairdir. Diğeri laftır. AKP esasa ilişkin Ordu ile uzlaşarak, anlaşarak süreci götürüyor. Bizim bazı devrimcilerimiz bu noktayı anlamadıklarından AKP’yi tam bir demokrasi kahramanı ilan edip arkasında dururken, diğer bölümü ise laiklik, ilericilik, cumhuriyetin kazanımlarının korunması adına CHP’ye ya da orduya yedeklenip statükocu tutum alabilmektir. İki kesimin de öz olarak aynı olduklarını kavrayamamaktadırlar. Zira Başbakan Erdoğan ile hiddetle AKP “eleştirisiyle” işbaşına gelen Büyükanıt’ın tek başlarına bir odada ne yaptıkları, İlker Başbuğ’un, bazı aşırılıklara itirazının dışında, hükümetle nasıl uyumlu gittikleri açıklama bekleyen konulardır.

 

Sahi ordu darbe ile AKP’nin önünü kesecek diyenler, bu duruma ne diyorlar acaba? CHP, klasik Kemalizm`de ısrar etti. Ama tutmadı. Şimdi Kılıçdaroğlu liderliği ile CHP yeni sürece sokuldu. Kızılbaş Kürtleri ve Bektaşiler Kılıçdaroğlu ile CHP’ye yeniden bağlandı. İlerde CHP’nin durumu daha da aydınlanacaktır. Kılıçdaroğlu, halkına sırtını dönmesine rağmen, birincisi Alevi, ikincisi Kürt kökenli olmasından dolayı ve AKP’nin de körüklemesiyle, sünni inancından olan halktan çok fazla oy alması mümkün görünmediği için ve diğer başka nedenlerle ilerde yeni bir lider devreye sokulması ihtimal dahilindedir ve CHP adım adım devletin yeni politik gidişatına uyumlu hale gelecektir/getirilecektir. Tersi olasılık CHP’yi daha fazla eriyimeye götürecektir. „Türbanı ve Kürt sorununu biz çözeceğiz“söylemi CHP’nin ilerde alacağı biçimlerin ip uçlarını veriyor? İlerde bu noktaları yine konuşacağız.

 

Bütün bunlar, devrimci hareketin tutumunun problemli olduğunu gösteriyor. Şu veya bu kliğin arkasında yürümek gerçek devrimci iddiasında olanların işi olamaz. O kendi iddiasına sahip çıkarak, her politik akım gibi, kendi bağımsız çizgisinin bayrağını yükseltir. Bu bayrağa bugün halk tarafından ne kadar sahiplenildiğini bilmiyor değiliz! Buna rağmen ufkunumuzu güncel olanla sınırlayamayız. Eğer bilimsel sosyalizme vakıf isen, sömürü ve baskı düzenine alternatif bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyorsan, bu bayrak elbette yükseklerde tutulmaya layıktır.

 

İttifak meselesinin politika alanında özel bir yeri vardır. Elbette her yeni dönemin koşullarını analiz ederek ittifak güçlerini belirlersin. Bu ittifaka bazen en uzak olan güçler bile dahil olabilir. Bu noktada berrak olmak önemlidir.

 

Tutuculuk bir başka yanlıştır. Ne varki, kendi ayaklarının üzerine oturmamış ve çizgisine güvensiz bir devrimcilikle, üstelik referandum “kırk katır mı, kırk satır mı” gibi halkı “birinden birini seçeceksiniz” yanlış ikilemine sokan bu gidişatta kötünün iyisini seçmek tam bir komedidir. Kendini yok saymadır/inkardır. Şayet referandumda “hayır” çıksaydı, kim kazanacaktı? Ya da bunda halkın çıkarı ne olacaktı? Hakikaten ezilenler, hayır diyerek eski anayasada hangi çıkarlarını koruyacaklardı? Bazıları yeni anayasa ile mahkemeler bağımsızlıklarını yitirerek siyasileşeceğini anlatıp durdular bize. Yani demek istiyorlardı ki mahkemeler önceden bağımsızdı, politikleşmemişlerdi. AKP bunları ele geçirip bozacak. AKP’nin onları ele geçirmek istediği bir sır değil! Peki bağımsızlıklarını yitirmesi iddiası neyin nesi? Bir örnek: 100`ü aşkın görevli subayın mahkemece tutuklanma kararı vardı. Harıl harıl aranıyorlardı polis tarafından! Gel gör ki, YAŞ dönemi toplantısında birden bire bu subayların tutuklanmasından vaz geçildi! Nasıl oldu bu acaba? Ne oldu “bağımsız mahkemelerimizin” kararına? Üstelik referandum öncesi oldu bütün bunlar! Bir açıklaması olmalıydı herhalde? “Ordumuz ve hükümetimiz” kafa kafaya verdiler, işi tatlıya bağladılar(!)

Şimdi “Evet” çıktı ve “yeni” anayasa kabul edildi. “Yetmez ama evet” diyenlerle tartışacağız / soracağız, ezilenler ne kazandılar bu yeni anayasayla?

 

Boykota gelince. Birincisi, BDP boykot dediği için değil, boykotu doğru gördüğüm için boykot dedim. İkincisi, BDP bazı küçük istekleri yerine getirilseydi “evet” diyecekti! (yarın bir başka konu ve koşulda CHP, BDP`nin bazı isteklerini yerine getirse, CHP ile kucaklaşacağını da biliyorum.)

 

Kısacası politik alanda birbirlerinin çok uzağında olan bir çok güç, aslında ideolojik olarak; yani dünya görüşü olarak birbirlerinin çok yakınındadırlar. Buna BDP`de dahildir, çatışma içinde olsalar da. CHP ile MHP’ye bakın. CHP, MHP, TKP, İşçi Partisi, yada AKP, EDP ve diğerleri, yarın başka koşullarda nasıl biribirleriyle yer değiştireceklerini göreceksiniz. Zira, hepsinin ortak derdi, sistemin hangi yollarla daha iyi işleyeceğidir, ya da belalardan uzak duracağıdır. Bu anlamda politikanın bazı ayrım noktaları kimseyi yanıltmasın.

 

Ah Şeytanın Çocukları Ah! Size helal-ı hoş olsun ki, işinizi iyi beceriyorsunuz!

ilginizi çekermi ?

“ŞEYTAN`IN” İKİ OĞLU

    Seçim veya referandum zamanları ülke vatandaşlarının politikaya ilgilerinin arttığı özel dönemlerdir. Bu dönemlerde …

Bir Cevap Yazın