Anasayfa / Yusuf Acil / SERMAYENİN DİLİ, SİYASETİN DİLİ VE KEMAL KILIÇDAROĞLU

SERMAYENİN DİLİ, SİYASETİN DİLİ VE KEMAL KILIÇDAROĞLU

 

 

SERMAYENİN DİLİ, SİYASETİN DİLİ VE KEMAL KILIÇDAROĞLU

CHP’deki “değişim” toplumun tümünü yeni bir tartışmaya çekerken, hatırı sayılır bir bölümünü ise epeyce umutlandırdı! Deniz Baykal’ın adı geçen kaset ile safdışı bırakılması elbette işin ahlaki yönüyle sınırlı değil. Hatta kesetin yeri, işin arkasındaki esas sebeblerin içinde minnacık bir yere bile sahip değildir.

Peki ne olduda CHP birden bire ortaya çıkan bir kaset ile “yeni” bir rotaya girdi? Bu “yeni” durum üzerine çokça yazıldı-çizildi, epeyi yorumlar yapıldı. Yorumların bazıları gerçeklere tekabül etmekle beraber, esası ayakları havada kalan boş umutlar saçan yorumlardı.

Gerçekten CHP ilerici manada bir değişim içine mi girdi? Bu soruya evet demek için Kemal Kılıçdaroğlu’nun eski CHP’den farklı ne savunduğuna bakmak gerekir. Bunu anlamak için ise doğrudan Kılıçdaroğlu’nu konuşturmak daha doğru olur! “Kürt sorununa nasıl bakıyorsunuz?” “Etnik temelde siyaset yapılmasını doğru bulmuyorum. Böyle yaparsanız ülkeyi bölersiniz. AKP bu yanlışı yapıyor zaten” “Alevi hakları için ne söyleyeceksiniz?” “İnanç temeline dayalı bir siyaset vatandaşları kutuplaştırır. AKP zaten bir mezhebe ve inanca dayanmakla vatandaşı böldü” dedi. Yine özelleştirme üzerine sorulan soruya, “biz özelleştirmeye devam edeceğiz. Onurlu, iltimasa dayalı olmayan bir özelleştirme politikası izleyeceğiz” dedi. Hangi sermaye sınıfı Kılıçdaroğlu’nun özeleştirmeden vazgeçmesine izin verir? Yada CHP özel sermayeye karşı bir parti midir? Ayrıca, “Avrupa Birliği’ne girmeye devam ederken, ABD ile stratejik çıkarlarımızı asla unutmayacağız” diyen bir Kemal Kılıçdaroğlu görüyoruz. Cumhuriyetin kurucu önderi Mustafa Kemal’in işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinden geri adım atmak olur mu? Bu hem kuruluşundan beri devletin ve hemde CHP’nin (ki 50’lili yıllara kadar devlet CHP, CHP ise devlet demek değil miydi?) yönelimidir! Anlaşılmaktadır ki CHP ve yeni liderinin uluslararası sermayenin yeni iş bölümüne ve dünyayı ve bu arada Türkiye’yi yeniden yapılandırmasına esasta bir itirazı yoktur! Bu şu demektir: Ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri her alanda devletin yeniden yapılandırılıp, global emperyalist dünyaya bağlanmasına bir sözü yoktur “yeni” CHP’nin! Peki sorunu kiminle? AKP ile! Nedir bu sorun? AKP Türkiye’yi şeriatçı bir rejime sürüklüyor ve cumhuriyetin kazanımlarını ortadan kaldırıyor? AKP öylemi yapıyor? Bu başka bir tartışma konusudur, geçelim. Ancak uluslararası sermayenin hizmetinde ülkeyi yeniden yapılandırmayı kabul eden her kişi-kurum yada parti, geçmişte sistem için ne kadar değerli bir işlev görmüş olursa olsun, değişen şartların zorlamasıyla bu eskiyen yanları gözden çıkarmasından başka çaresi yoktur.Gerisi laf salatası ve demogojidir.

Anlıyoruz ki “yeni liderimiz” ABD ve diğer güçlere kötü bir sözü yoktur. Birilerine küfür edip ama onun konağında oturmak bu olsa gerek. Ve yine anlaşılan odur ki CHP, AKP’nin tıkandığı yerde devreye sokulan bir yedek lastiktir. CHP neden devreye sokuldu? Birincisi, son zamanlarda henüz nedeni bütün yönleriyle anlaşılmamışda olsa AKP, ABD’nin rotasında yürümede belli aksaklıklar gösterdi ve hatta itişmelere girdi! Mesela İran ile yapılan son uranyum anlaşması. İkincisi, bu rotadan sapmasının bir sonucu olarak Orta-Doğu’da Rusya gibi belli güçlere göz kırpması ve Hamas ile dirsek temasları vs. Bütün bunlardan ABD’nin pek hoşnut olmadığı görülmektedir. Son İsrail ile yaşanan ve Erdoğan’ın sert çıkışı ve olaayı isim vermesede ABD’ye bağlaması durumun fotoğrafını kısmende olsa veriyor! ABD İsrail’i sırtandan atmak istemediği sürece AKP ve Hükümet liderinin İsrail’e bu sert çıkışı ABD’nin hoşuna gitmeyeceği gibi AKP ve Türkiye ile çok ciddi sorunlar yaşayacağını ve dolayısıyla önceden edindiği istibarati bilgiler ile yakın zamanda olup bitenlere bir önlem olarak, devlet ve CHP içindeki güçlerle beraber K. Kılıçdaroğlu ekibini devreye soktuğunu söylemek mümkündür. Peki neden Deniz Baykal değilde Kılıçdaroğlu? Baykal uzlaşmayan birimiydi? Baykal hem egemen sınıflar ve devletin bir kliği için ve hemde CHP içinde ve dışında beklenti içinde olanlara güven veren ve rol oynama yeteneğinde olmadığı için bir kenara fırlatılıp atıldı. Zira işi ve zamanı bitmişti. CHP halkın ve ülkenin çıkarları lehine değişmedi/değişmez de! CHP bu ülkede sermaya devletinin en sadık ve azılı savunucusu olmuştur hep. CHP, devletin yeniden yapılandırılmasına evet diyen ve AKP hükümetiyle bazı didişmelerine rağmen, ordu içindeki ve dışındaki eski statükoculukta direnen, silahlı-silahsız eski bürokrasi içinde yer alan kesimleri ABD ve AKP ile anlaşarak safdışı eden Genel Kurmaylık üzerinden yeni sürece entegre edilme rotasına sokuldu. CHP, AKP ile karşılaştırıldığında Genel Kurmaylığa çok daha yakındır. Dolayısıyla CHP operasyonu, egemenlerin devleti yeniden yapılandırma sürecinin AKP ile tıkanmış olmasına karşı yeni bir operasyon olduğunu söylemek abartı olmaz. Bu operasyon tutar mı? Bugün için belli bir heyacan yaratmasına karşın gerçekten CHP egemenlerin beklentilere cevap verecek toparlanmayı yaratır mı? Dünyanın ve ülkemizin zorlu koşulları dikkate alındığında bu işin rahat olmadığı bellidir. Ama kabul etmeliyizki Kılıçdaroğlu liderliği ile AKP kliğinin gerici kliğinden rahatsız olan halk kitlerinin bir bölümü için umut durumuna getirildi. Zira, CHP’nin asıl karekterini temsil etmeye devam etmekte olan Onur Öymen’lerin bilinen kör-kara açıklamaları ile CHP’den kopan Kızılbaş alevileri ve kısmende Türkmen alevileri Kılıçdaroğlu üzerinden yeniden bağlanmış oldu. Hatta bilinci sistem içinde olan emekçilerde yeni lider üzerinde CHP’yi kendileri için bir umut olarak görüyorlar.

Hiç kuşkumuz yok ki bu umut çok kısa süre sonra kendisini sönmeye terk edecektir. Zira CHP’nin “yeni” rotası esas olarak (bu bazılarına garip gelebilir) şu veya bu ölçüde AKP rotasıdır. Zira, Kemal Kılıçdaroğlu, birincisi Kürt kökenlidir. İkincisi, Alevi kökenlidir. Üçüncüsü, emekçi aileden gelmesine rağmen sınıfına çoktan yabancılaşmış biridir.

Burada bir şey hatırladım. Zamanında Stalin’in dışişleri bakanı, İngiliz dışişleri bakanı ile bir görüşmede bulunur. İngiliz dışişleri bakanı emekçi kökenlidir. Sovyetlerin ise burjuva aileden gelmektedir. İngiliz ciddi bir fırsat yakaladığını düşünerek Sovyet meslektaşına “ben emekçi aileden geliyorum, aslında siz onların dünyasını bilmiyorsunuz” gibisinden bir laf eder. Kurt bir diplomat olan Sovyet Dışişleri bakanı “sizinle ancak bir konuda anlaşabiliriz. Kabul etmeliyiz ki, her ikimiz de sınıfımıza ihanet etmiş durumdayız” der. Bence, Kemal Kılıçdaroğlu’un durumu da bundan farklı değildir.

Umut olan Kılıçdaroğlu, bugünün dünyasının koşullarında bu umut olmayı koruyamayacaktır. Ya kapitalist dünyanın sınırlarından çıkacak ve gerçekten emek dünyasının yanında olacaktır. Yada öyle küçük kırıntılardan söz ederek ezilen insanlığı oyalayamayacaktır. Artık siyasal olaylar eskisi kadar ağır hareket etmiyor. Baş döndürücü hızla olaylar ve olanlar oluyor. Türkiye devleti Komünistleri, emekçileri, Kürtleri ve Alevileri hiç sevmedi. Bugünde sevmiyor. Onları kendisinden saymadı. İçinde yer almış olanların kendisini, inancını, dilini, varlığını inkar etmesi ve tövbekar olması koşuluyla benimsedi ve bu türleride yine içinde geldiği çevreye karşı kullandı. Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi bir diğer bakımdan önem taşıdığına inanıyoruz. Yıllarca anti-İsrail propagandası yapan Erbakan hükümeti zamanında İsrail ile en büyük silah ve ekonomik anlaşmalar imzalatıldı. En çok PKK karşıtı ve Kürt karşıtı ırkçı söylemlerle hayat bulan Ecevit-Bahçeli hükümeti üzerinde Abdullah Öcalan’ın idamı kaldırıldı. AKP’nin durumu ortada. Peki şayet kendisinden iktidar olmayı bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmazda becerebilirse, Kılıçdaroğlu ile ne yapmayı düşünüyorlar sizce?

Biliyor musunuz sisteme hiç kızamıyoruz! O kendisini kendi akli sınırları içerisinde sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yenilemektedir. Bundan daha doğal ne olabilir ki? Asıl kızmamız gereken yer, kendisine sosyalistim ve sosyalizmi savunuyorum diyen bizleriz. Bu kesim hem düşünsel planda hemde politik planda ne yazıkki henüz sistem sınırları içinde yer almaktadır. Çalışma ve propaganda dili demokratik hak arama çerçevesinde seyrettiği içindir ki, mevcut düzen partilerin çapını aşamıyor. Dil ve çalışma, düzen partilerinin ötesine geçmeyince, kimi AKP’ye, kimileri ise CHP-Kılıçdaroğlu’na veya onlar gibilerine bel bağladı. Demokratlık çerçevesini aşamadı hiç. Sosyalist hareket tarihi boyunca kendi gücüne hiç bir zaman güvenmedi. O’nun ömrü hep ehveni-şer-e kuyrukçuluk yaparak geçti. Şimdilerde hala öyledirler. Ya şu veya bu dozda orducu yada AKP’ci. Yeni umutları Kılıçdaroğlu! En güçlü olduğu 1980 öncesinde de durum esas olarak böyleydi. İdelojik-politik olarak sistemden köklü kopamadılar. Sistemi iyileştirmeye çabalayan bir projenin adı sosyalizm olursa, olacak olan da bu olur! Ezilen halkların, ulusların en küçük demokratik haklarını dahi inkar eden bir sistemden “ilericilik” arayan ve o sistemin kazanımlarını savunmaya adanmış bir sosyalist projeden gelecek yardım ve kurtulacak insanlığa allah yardım etsin!

Peki komünistler ne yapmalıdır? sorusunu belki bir sonraki yazımızda ele alabiliriz.

 

ilginizi çekermi ?

Şeytanın oğlu 2

nmüyordum aslında, fakat soni iki gün içinde fikrim değişti ve bu yazım ortaya çıktı. Konuyla …

Bir Cevap Yazın