Anasayfa / Şahap Eraslan / ŞAMPİYON KIM OLACAK…

ŞAMPİYON KIM OLACAK…

Merhaba Mamo,

Telefonda kitabının yayına hazır olduğunu söyledin. Sevindim… Umarım bu kez az başın ağrır… Yok ya biraz ağrısın… Yoksa başımızın olduğunu unutacağız… Simitçi tepsisi bile taşımayan, arada bir ağrımayan başı ne edeyim… Ben senin gibi kitapla, defterle uğraşmıyorum… Futbol bakıyorum. Daha doğrusu futbola bakanlara bakıyorum… Fener şampiyon olamamış… Halkımız sokaklarda… Takımlarının şampiyon olmasına değil de fenerin şampiyon olamasına seviniyorlar… Başkalarının üzüntüsü, beceriksizliği sevinme nedeni oluyor yani… Ey halkım seni gözlerinden öperim. Sevinmek için her koşulda bir neden bulabiliyorsun! Bunları bizim Barış’ ı (Barış Özkan) kızdırmak için yazmıyorum… Onu kızdırmak istesem karikatürleriyle uğraşırdım… Sahi, Barış’ın karikatürlerine sitede baktınız mı?

Telefonda neden yazmadığımı, bazı arkadaşların neden yazmadığımı sorduğunu söyledin. Küsmedim… Henüz seninle de küfürleşmedik… Küfürleşmeyince küsmek zorlaşıyor… Belki biraz nazlanma… Kendimi önemsetme beklentisi… Kendimi geri çekerek “gıymatımı şimdi anlayın” telaşesi… Ya da “gardaşım, daha önemli işlerle uğraşıyorum, siteye zamanım yok” gizli söylemi… Sayın Akyar da kayıplara karıştı… Merak ettiğimi bilmesini isterim… Sayın Cantekin’den haber yok, umarım bazı şeyler yolundadır (heşeyin yolunda olma ihtimali yok çünkü)… Adana’lılardan uzun zamandır haber yok… Sayın Elif Akbulut kayıplara karıştı… Sanki sözleşmşçesine toplu halde gizlendik galiba… Sevmek En Zor İş’ i okudum, bu arada… “karanlıklar, dipsiz kuyular olmasın yürekte” demiş Ayça… Yusuf da izinli bu aralar herhalde…

Futbola bakanlara bakarken kaos teorisini anımsamak gerekli: Messi adlı futbol mesihi topa ıska geçtiğinde kamera maçı izleyenlere çevriliyor. Saçını yolan, kızan, ah çeken, kederlenen insan manzaraları. Kaos teorisinde “kelebek etkisi” diye bir kavram var ve anlamı, “küçücük bir meselenin kocaman sonuçlar doğuracağı”. Topa bir ıska geçmeye Türkler, Kürtler, Araplar, Çinliler, İspanyollar, ne bileyim bilmem kaç millet aynı anda “ah” ve “oh” çekiyor. Bir ıska evrensel keder/sevince dönüyor. Kısacası, futbolu popüler yapan şeyin basitliği olduğunu savunurken yanıldığımı anlıyorum.

Futbolculardan, sadece futbol oynamaları değil aynı zamanda örnek insan olması bekleniyor. Kendilerini oyuna motive edecekler, duygularını üst düzeyde kontrol edecekler. Yapılan faullerin tekrar tekrar gösterilmesi bu beklentiyi çoğaltıyor. Sportif başarı bazı kişisel yanlışlıkların göz ardı edilmesini de beraberinde getiriyor. Futbol artık iki takım arasında oynanan bir oyun olmaktan çok evrensel/toplumsal bir olaya dönüşüyor. Önceleri iki takımın taraftarları arasındaki bir rekabet iken toplumun bütün katmalarını içine alarak büyüyor. Stadlarda VİP salaonlarında şarkıcılar, sanatçılar, politikacılar, gazeteciler boy göstermeye başlıyor. Halka yakınlık sokak gezilerinden çok futbol maçı izlenirken yaşanıyor. Tek düze yaşamda, tek düze oynanan bu oyunda gene de bir şekilde tekdüzeliğin dışına çıkma duygusu yaşanılabiliyor. Üç sonuç dışında (yengi, yenilgi, beraberlik) başka birsonuç olanaksızken; bu kadar basit bir sonuç için oynanırken karmaşık hale gelebilen bir oyun futbol… Yapılan bir hakem yanlışı sadece bir takımı değil milyonlarca insanı ilgilendiren, üzen/sevindiren bir olguya dönüşebiliyor. Haksızlığa uğrayan bir takım değil, milyonlarca insan… Futbolcularla ve oyuncularla özdeşleme en üst düzeyde yani… Bize ulaştırılan futbolcu insan olmaktan çok bir futbolcu resmi. Biz bir takımı, bir oyuncuyu gerçekten tanımıyoruz, basının bize naklettiği kadar, yani onunla ilgili oluşturulan resmi tanıyoruz. Futbol sevgisi bir yaşam biçimine dönüşüyor…

Almanlar da şampiyon olmak istiyorlar… Futbolun bu kadar yaygın olması biraz da askeri bir geleneğe dayanmasıyla ilişkili. Almanya’da futbolu ***’ler halk sporu haline getirdiler. Asker futbolcu bağı gizli bir biçimde sürüyor: Modern futbolcu asker özellikleri olan insan da… Futbolun terimleri de askeri: Savunma, hücum, bomba gibi şut, taktik, rakip vs. Futbol gerçekle bağı olmayan mitleri de içeriyor. Anadolu ve İstanbul klüpleri bu ayrıma tipik bir örnek. Yoksul Anadolu Klübü karşısında zengin İstanbul Klüpleri  ikiliği yaratılarak maçlar sanki sınıfsal müsabakalara dönüşüyor. Bu mitlere daha çok örnek verilebilir. Gasaylılar biraz enteller takımı, kadıköylüler para babası burjuva, beşiktaş biraz proleter, çarşı grubu muhalif vs. Tüm bu mitlerin ve özdeşleşmelerin ardında “şu boktan hayatla baş edememe” gerçeğini gizleme, unutma telaşı var… Messi’nin golü günlük hayattan çıkmamıza, mola vermemize neden oluyor galiba… Maç öncesi izleyicilerin televizyonlara çıkıp takımları için bağırması, maç sonucuyla, taktiğiyle ilgili yorumlar yapabiliyor olması, maç esnasında stadyum içinde ve dışındaki izleyicilerin sürekli gösterilmesi, bir anlamda rol değişikliklerine yol açtı: Kamera önünde artık yalnızca futbol konuşulmuyor, futbol dışında bir oyun da oynanıyor. Futbol hepimizin bir yerinden katıldığı kolektif bir oyun oldu, hem de milyonlarca insanın katıldığı… Futbolcuların (mankenlerin de) para kazanıyor olmaları vücüdu kapitale dönüştürdü.

Kim mi şampiyon olacak… Valla, ben kendi sonumu şampiyonluklardan daha fazla merak edenlerdenim… Takımlardan biri şampiyon olacak…

Bugünlük bu kadar…

Sevgiyle, dostlukla…

ilginizi çekermi ?

AŞK ÜZERİNE DERS NOTLARI

Aşkla kapitalizmi ilişkilendirmek düş kırıklıkları yaratıyor.  Bilincimizle karşı çıktığımız kapitalizmin sevgilimizle karşılaştığımızda hızla atan yüreğimize …

Bir Cevap Yazın