Anasayfa / İsmet Cantekin / Sayın kelimesi üzerine

Sayın kelimesi üzerine

Sayın kelimesi üzerine

Bir sözcük yüzünden  “Sayın Abdullah ÖCALAN” dedikleri için pek çok Demokratik Toplum Partisi üyesi insanlar mahkum edilerek hapse atıldılar.Gerekçe “Terör Örgütünü Öğmek” imiş.

Hayret edilecek nokta, örgüt tüzel kişiliktir:A.ÖCALAN ise, gerçek kişilik ve bir T.C yurttaşıdır. Bu yasayı zorlamaya hukuk dilinde “Kıyas Mantığı” denir; kattiyyen kabul görmez ve yanlış olarak kabul edilir.
1923 Yılından sonra Devrim Yasaları çıkarılmıştı.Bunlardan biri de şimdi istenildiği zamanda ve istenilen kişilere uygulanan  “Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun” “Türk Harflerinin Kabul  ve Tatbiki Hakkında Kanun ”Soyadı Kanunu “ gibi çeşitli kanunlar çıkarılmıştı.
Bizim köyde o tarihlerde doğan çocukların isimlerini, Bandırma’da Nüfus memuru koyarmış. Ben ablamın adını herkes gibi Muazzez olarak bilirdim. Meger yıllar sonra öğrendim ki, nüfusunda resmi adı “Neriman” mış!
İlkokula birinci sınıfa başladığımızda, öğretmenimiz, öğretmen okulu değil, Eğitmendi ve çok döverdi. İlk günlerde, adını Hüseyin olarak bildiğimiz arkadaşımıza sıra gelince “Nusret Şahin” diye öğretmenimiz seslenince, Hüseyin “burada” demedi. Öğretmen yanına gelerek “Ulan senin adın Hüseyin değil mi?” Hüseyin de “Evet öğretmenim” dediğinde, suratına okkalı bir tokatın sesi sınıfta yankılandı. Nüfus kağını oku ulan. Devlet sana Nusret adını vermiş, iyi belle” dedikten sonra, Hüseyin gibi biz de onun gerçek adının “Nusret” olduğunu öğrenmiştik.
Ör: Soyadı Kanunu “Her Türk öz adından başka, soy adını da taşımağa mecburdur” diye başlayan  yasalara o zamanlar itibar edilmişse de 1946 yılından sonra kimse yasaya uymamış ve pek çok yurttaş adını ve soyadını mahkeme kararıyla tekrar değiştirmiştir.
Daha sonraları çeşitli hitab sözcükleri yasaklanmış, erkekler “Bay”, kadınlara da “Bayan “ şeklinde hitabı devlet tarafından önerilmiştir.
1960 dan sonrada tekrar eski hitab şekline dönülmüş, Bey, Beyefendi Hanımefendi, Zat-ı Muhterem v.s gibi hitab şekline dönülmüştür. 1960 Darbesinden sonra, öztürkçeye önem verilmiş, Türk Dil Kurumu da o zamanlar devlet kurumu olmadığından, bu cabaya katilışlarda bulunuyor, Türkce`de yabancı kelimelerin yerine öztürkçe sözcükler bulunuyordu. Buna karşı; başta şimdilerde çok demokrat kesilen Nazlı ILICAK’ın da yazarı olduğu eşine ait Tercüman Gazetesi ve diğer şüreka her çeşit  yalan ve iftira ile Türk Dil Kurumuna saldırıya geçmişlerdi. Gerçekten özerk olan bu kurumda, ülkenin ilerici, yetkin edebiyat adamları vardı.
Bu saldırışlarda yalan haberler baştaydı. Ör: Güya TDK Hostes için “Gök Taşıt Avradı”, İstiklal Marşı içinde “Ulusal Düttürü” karşılığını önermiş.
Buna benzer aslı astarı olmayan yalanlarla, Osmanlıcaya devam etmek istiyorlardı.
1970’li yıllarda, B.Ecevit, öztürkçe sözcükleri sık kullanırdı. O’nun sayesinde de, müstenkife karşılık “Çekimser”, muhteva ya karşın “içerik”, ve diğer “olanak, yetenek” v.s sözcükler halk tarafından kabul görerek kullanılır olmuştu. Yine Ecevit S.Demirel ile en sert tartışmalarda dahi “Sayın” sözcüğünü daima kullanırdı. Hatta “Ecevit S.Demirel gibi küfre yakın söylemeğe edebi müsaade etmediğinde, Demirel’e küfretmek yerine ”Sayın” dediği söylentisinden dolayı, Demirel bu hitaba çok kızarmış…
Yine 1980’e dönmek istiyorum. 1981 yılı Haziran ayında bir gün ansızın 1.Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Başsavcılığı Basın Mensuplarını Selimiye Kışlasındaki makamına çağırarak, bir sahifelik basın bülteniyle DİSK Davsının açıldığını ve 52 DİSK Yöneticisi hakkında T.Ceza Yasasının meşhur 146. maddesine göre İdam istendiğini açıklamıştı. Biz o zaman Davutpaşa Özel Tutukevindeydik. İdare tarafından olay bize ses düzeniyle okununca hepimiz hayretler içinde kaldık. İçimizde olmayanlardan daha sonra tutuklanan, DİSK Hür Cam-İş Sendikası Gn.Başkanı Ali ŞAHİN” işyerinden akşam eve döndüğümde evde TV haberleri dinlerken okunan isimler arasında benim de adım geçince, hayret ettim. Zira darbe olalı 10 ay geçmiş, bir kez dahi ifadem alınmamış bu ne ola ki? diye şaşırmıştım” demişti. Tabii o da tutuklanıp bize katılmıştı.
6 ay içine 857 sahifelik iddianame SYT Başsavcısı Kd.Albay Süleyman TAKKECİ ve yardımcıları tarafından hazırlanıp mahkemeye ve bize verildi.
İddianame bir cehalet ve yanlışlıklar örneğiydi.Ağdalı Osmanlıca ve tamamen “Kıyas Mantığına” göre olaylar değerlendirilip suçlanıyorduk.
Ör: Bir yerde DİSK’in İhtilal Yapacağına kanıt olarak “Ulan Batur adında biri de Moğolistan Halk Cumhuriyetinden Genel Kurula Telgraf çekmiş” deniliyor.Hal
buki, Harb Okulunu okumuş bunca yıl Subaylık yapmış, aynı zamanda hukukçu savcıların, ilkokul atlasını açsalardı, Ulan Batur”un Moğolistan’ın Başkenti olduğunu görürlerdi.
Buradaki amaçları Moğolistan’da  Komünist Parti İktidarında ülke Sosyalizm ile  yönetiliyor ya, bizi de bu şekilde kıyas ederek güya komünist olduğumu kanıtlamak istiyorlardı.
Mahkeme duruşmaları bir kapalı spor salonunda yapılıyordu.İlk duruşmaya gittiğimizde, bize verilen sırata göre oturup hakimleri bekliyorduk.
Bir ara kürsünün arkasından birkaç kişi yerlerine otururken içlerinden biri çok yhüksek sesle bağırarak “Ayağa kallkıııınnnn! Heyeti Hak,üme geldiiiiii, ayağa kalkıııın” diye çığlık çığlığa bağırıyordu.şaşırmıştık.Ayağa kaktık.Celse başlamıştı.Karşımızda bizi “Türk Ulusu Adına Yargı Erkini Kullanmağa Yetkili” bağımsız yüce yargı hakimleri dizilmişlerdi.4 Hakimin başında üzerinde haki  üniformasıyla bir Kar Binbaşısı, yanında da sırasıyla, üzerlerindeki siyah hakim cübbelerinin altından görünen askeri üniformalarıyla, Kara, Deniz ve Jandarma Yüzbaşıları  oturuyorlardı.
İlk duruşmada usul gereği, Avukatlarla biz sanıkların temsili konusu vardı.Bizim Avukatımız, Avrupa’nın en büyük Barosu olan İstanbul Barosu Başkanı, ülkede ve yurtdışında saygın ve yetenekli kabul edilen saygı gören bir hukuk adamı olan rahmetli Orhan APAYDIN vardı.Verdikleri dilekçe ile sanıkların temsilinde örnekler vererek kısıtlama olmaması yönündeydi.Halen Sıkıyönetimde duruşmaları devam edilen MHP davasında sanıkları 450 avukatın savunduğu örnek gösteriliyordu.Ancak hak,m solundaki diğer hakimlere bakarak dönüp istemi reddetti ve 3 kişi ile temsile karar verdi.Bizim avukatlar itiraz edince, baştaki Kara Binbaşı çığlık çığlığa “Orhaaaannnnn, uulannn atarım dışarıııı suusunnn” diye hakaret ederek bağırıyordu.Asıl kavga biraz sonra çıkmıştı. Mahkeme Savcılığı bir talepte bulununca, bizim Avukatlar ayağa kalkarak Hakimliğe itiraz ettiler.Ama hakim Savcının talebini kabul edince, Avukatlarımız sert şekilde karşı çıktılar.
Biz olayın ne olduğunu bilmiyor, sert tartışmaları suskun biçimde izliyorduk.Yine üniformalı Binbaşı bağırıp çağırarak askerleri salona çağırıp Avukatlarımızdan 3 kişinin dışındakilerini zorla duruşma salonu dışına çıkarttı.
Koğuşlara geldiğimizde içimizde Hukuk mezunu arkadaşlar, benim muhafaza ettiğim sandıktan çıkardıkları tasalarda durumu araştırdılar.
Meğer T.C Yasalarında halk arasında Divan-ı  Harb diye bir terim yokmuş.Bu 1402  sayılı  Yasanın 38. ve takibeden maddelerinin uygulanmasıyla Savcı mahkemeyi olağanüstü yetkiler tanınmasını istemiş. Yani Dersim Mahkemeleri gibi….
Bu maddeler uygulandığı takdirde, mahkeme sanıkların ifade ve kanıtlarına uymak zorunda değilmiş ve istediği gibi karar verirmiş.Hatta sanıkların şahit göstermesini bile kabul etmeyebilirmiş…
Daha sonra bunun uygulamasını bir  olayda daha somut şekilde öğrendik.DİSK Genel Sekreteri Fehmi IŞIKLAR’a Diyarbakır As.Mahkemesinden bir celp geldi.Mahkeme  F.IŞIKLAR’a  1974 yılında Söke’deki köylülerin toprak işgallerini desteklediği için hakkında 1980 sonrasında dava açılmış, ancak F.IŞIKLAR’in haberi olmadığı ifadesi alınmadığı halde hukuken iddianame verilmesi gerektiği halde verilmeden 1 yıl hapse mahkum edilmişti.
Yapacak bir şey olmadığı için Metris’de başka bir koğuşa götürülerek cezası infaz edilmişti.
Duruşmalar  devam ettikçe pek çok hukuksuzlukla karşılaşmamamıza rağmen bir şey yapamıyorduk.Bir duruşmada arkadaşlarımızdan biri söz arasında “Sayın Baştürk ile…” derken. Mahkeme Başkanı şiddetle bağırarak “Sayııııınnn demeeeeeee, sayıııın yoook” diye çılgınca bağırıyordu.Dinleyiciler, Avukatlarımız salonda bulunan herkes şaşkına dönmüştü.
Enteresandır, bize İddianame hazırlayan Savcılar, o sıralarda basına da az miktarda yansıyan “Babalar  Tutuklamalarında” usulsüzlük yani rüşvet v.s suçlamalrından dolayı, görevden alınıp Davutpaşa’da bizim karşımızdaki Özel Subay Nezarethanesine kapatıldıklarını duymuştuk.
Eh etme bulma dünyası bu…
Hatta bu nedenle bize sonradan dağıtılan iddianemelerin ilk sahifesindeki isimlerinin üzerlerine, siyak mürekkeple kapatmışlardı.Bazı rütbeli subaylarında İstanbul dışına çıkmalara yasaklanmıştı.
Yerine yeni gelen Savcı yine Albay rütbesinde ve İddia Makamında üniformasıyle üzerinde Savcı cüppesiyle yerini aldı.Savcı konuşmalarının bir yerinde “Sayın sanıklar..” sözcüğünü kullanması, bizim ve Avukatlarımızın dikkatini çekmişti.Hepimiz bu söz için bağırıp çağıran Mahkeme Başkanı karacı Yüzbaşıya baktık. Ama o başını önüne eğmek durumunda kalmıştı.
Nedenini halen bilmediğimiz bu olayı hala  merak etmekteyim.Madem suç filan ise, bu Savcı niçin sanıklara “Sayın” demişti.Suç ise mahkeme başkanı arkadaşımıza hakaretler ederek azarladığı gibi bu  Savcıya tek kelime bile söylememişti?
Hiçbir Askeri Mahkeme bağımsız ve tarafsız değildir.Çünkü askeriyede rütbe her şeyden önemlidir.Hakim Yüzbaşı sıkımı Savcı Albay’da karşı bir kelime etsin, mümkünmü?
Böylece Ulus adına yargı erkini kullanan mahkemelerin bağımsız olup olmadığı, hele şu son olaylarda dahada açık seçık gözler önüne serilmektedir.
Şu son yıllar hele 12/eylül/1980 faşist darbeden bu yana ülkemizde devlet kurumlarının ne kadar köhnediği ve bürokrasinin ne kadar yozlaştığına yüzlerce örnek vermek olasıdır.
Artık siyasi partiler, bürokrasi engelini bir tarafa koyarak, bu çağdışı yozlaşmış halka zorla kabul ettirilmiş 12/Eylül ürünü 1982 Anayasa’sını, A’dan Z’ye değiştirmeleri zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Acaba siyasi partiler ve onların ihtiraslı aymaz yöneticileri, acaba bir kez olsa bile basiret gösterirlermi ?
Pek umutlu olmamakla beraber, temenni etmekten bakla elimizden bir şey gelemiyor…

Sağlık dileklerimle, selam ve saygılarımı sunarım

ilginizi çekermi ?

Kritik siyasi durum

Kritik siyasi durum Ülkemizde tüm devlet kurumları ve erk ; Yargı, Yürütme va Yasama, asla …

Bir Cevap Yazın