Anasayfa / Hüsnü Çavuş / REFERANDUM ALDATMACASI

REFERANDUM ALDATMACASI

REFERANDUM ALDATMACASI


Defalarca yamalanmış olan 12 Eylül faşist Anayasası bir kez daha halkı aldatmanın ve kendi düzenini devam ettirebilmenin bir çaresi ve çırpınışı olarak, halkı ve demokrasi güçlerini oyalayarak demokratik Anayasa’nın önünü kesmek için karşımıza çıkartıldı.Dünya ve ülke koşullarının ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak ve oligarşinin çıkarlarını esas alarak başta kürt halkının ve alevilerin inkar edildiği ’82 Anayasası’nın faşist özünü göz ardı ederek, “evet” veya “hayır” ikilemiyle esasta Anayasa’nın kırıntılarına ehven-i şer mantığıyla yaklaşarak, “domuzdan kaç kıl kopartırsak kardır” diyen ve domuzun varlığına gözünü yumanlar hala avcı tarafından avlandıklarının farkında değiller. Anayasaya karşı siyasi bir tavır almak ve onu bütünüyle reddederek, “sizin eskimiş kitabınızı bantlayarak bize yutturmanıza hayır diyor, bizi inkar eden, hak ve özgürlüklerimizi-kimliğimizi tanımayan, AKP’nin devamına ve kadrolaşmasına olduğu kadar kapatılmamasının tedbirlerine de hizmet edecek olan referandum aldatmacanıza hayır diyor ve buna alternatif demokratik anayasamızla karşınıza çıkıyoruz” demek, 12 Eylül sürecinde dışarıda, içeride ve darağaçlarında şehit düşmüş insanlara ve haklı davalarına bağlılığın vicdani bir sorumluluğudur da.
Sorun esas olarak 12 Eylül’ün bir ürünü olan faşist Anayasa ile yaşamaya devam edip etmeme sorunudur. Her ne kadar değişiklik yapmayı faşist Anayasa’ya vurulmuş bir darbe olarak gösterselerde, 16 kez değişiklik yapılmış olan bu Anayasa’nın ilk üç maddesine dokunulmamaktadır. Oysa Anayasanın karakterini bu maddeler oluşturmaktadır. Bu özün değiştirilmemesi için de bir tedbir olarak, “ilk üç maddeye aykırı değişiklik yapılamaz” denilmektedir. Kaldı ki, Anayasa girişinde “bu Anayasa yüce türk milletine hizmet etmek için hazırlanmıştır” denmektedir. AKP bunun özüne asla dokunmamakta ve hizmetinde kusur etmediğini Kürt halkına saldırarak ve alevileri düzenin hizmetçileri yapmaya çalışarak göstermektedir. Onun derdi toplumun değil kendi ihtiyaçlarını yasal düzenlemelerle onaylatmaktır. Böylece kendi yandaşı olan bir yargı sistemini kurmak ve kapatılmasının önüne geçmek istemektedir. Bunu yaparkende 12 Eylül döneminde zarar görmüş insanların duygularına, devrimci değerleri istismar ederek yanına çekmek ve kendi yedeğine alıp işi bittikten sonrada sırtını dönmek istiyor. Ama ne gariptir ki Tayyip efendi, bağlı olduğu İskender Paşa Dergahı’nın bu faşist Anayasa’yı desteklediğini de bilerek “şeytan”a uyuyor. Çünkü iktidarını güçlendirmek için yamalama görevine devam etmesi gerekiyor. Nede olsa Anayasanın özüne dokunmuyor. “Yetmez ama evet” diyenlerle, “hayır çünkü yetmez” diyenlerin aynı tuzağa düştüğünü hala görememesini ve Anayasanın özüne karşı çıkmamasını neye bağlamak gerekir? Halk oyu ile Anayasayı meşrulaştırma oyununa düşmemek bu nedenle onurlu bir tavır olmaktadır.
İşte referandum günü “evet” veya “hayır” diyecek olanlar AKP’nin bu aldatmaca politikasına her iki şekilde de destek vermiş olacaklardır. Boykot edenler ise oligarşiye ve onun uşaklığını yapan AKP’ye şunu demiş olmaktadırlar: Bu Anayasa kimliğimizi ve varlığımızı reddediyor, haklarımızı tanımıyor, bu Anayasa’nın hazırlanmasında ve oylanarak yürürlüğe konmasında bizim irademiz hiçe sayılmıştır. Bu nedenle faşist karekterdeki bu Anayasa ile yaşamak istemiyor ve tamamıyla sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılarak toplumsal mutabakata dayalı yeni bir demokratik Anayasa istiyoruz. Bunun için AKP- MHP-CHP gibi düzen partilerini de Anayasa’yı da boykot ediyor, bizi tanımayanı bizde tanımıyoruz. İşte boykot diyenlerin oligarşiye ve onların referandum oyununa cevabı budur. Özel olarak Kürt halkı da boykot kararıyla demokratik özerklik talebinin kararlılığını ve gücünü de ortaya koymuş olacaktır.
Elbetteki devlete karşı siyasi bir tavır olan referandumun boykotuyla her şey halledilmiş olmamaktadır. Esas olan boykot sonrası sürecin görev ve sorumluluklarına uygun bir örgütlenmenin yaratılmasıdır. Çünkü oligarşiyi geriletecek olan güçlü bir örgütlenmedir. Bu nedenle ben bu Anayasayı ve kapitalist sömürü sisteminde yaşamak istemiyorum diyen tüm demokrasi güçleriyle ortak bir demokratik cephe’de yer alınması, geleceği de belirleyecek bir öneme sahiptir.Yani boykota taktik değil stratejik yaklaşarak, halkların bu sistemden kurtuluşuna göre birlikte konumlanmayı esas almak, halk için mücadele etme iddiasında olanlarında bir samimiyet ölçüsü olmaktadır.

Sonuç olarak, boykot tavrıyla Anayasayı tümden reddederek yeni bir demokratik Anayasa talebi ortaya konulmuş olurken, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleştirilerek eşit koşullarda birlikte yaşamaya da hazır olunduğu da açıklanmış olacaktır. Bu aynı zamanda düzen partilerinin de rededilerek “evet” ve “hayır” tuzaklarına düşmemek demektir. 12 Eylül’ün faşist generallerinin “bu Anayasa yüce türk milletine hizmet için hazırlanmıştır” dediği mevcut paçavra ile yaşamaya devam etmek demek, inkar, asimilasyon ve imhaya da evet demektir. Ayrıca o dönem de Aydınlar Ocağı denen faşist kurumun yönetiminde yer almış ve Milli Güvenlik Konseyi sözcülüğünü yapmış olan Muharrem Ergin’in, “…islam ve Türklüğü koruyan çok önemli bir manevi silahtır” dediği Anayasa zincirine, ancak kölece yaşamdan çıkarı olanlar onay verebilirler. Bu nedenle boykot tavrı onurlu bir tavır olarak açığa çıkmaktadır. Bu tavır, yamalı elbiseye bir yama daha eklemek isteyen evetçilerle, yeni bir elbise önermeyen hayırcılara karşı paçavraya dönüşmüş olan Anayasa elbisesini çöpe atarak, bu ülkenin tüm ezilen ve inkar edilenlerinin hak ve özgürlüklerinin yer aldığı demokratik bir Anayasa isteyen boykotçuların teslimiyete hayır diyen bir çağrısıdır. 12 Eylül günü herkesin onuru test edilecek…

ilginizi çekermi ?

ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE

ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE Herkes özgür olmak ister. Çünkü özgür olursa kendisi olur; kendi kaderi üzerinde söz …

Bir Cevap Yazın