Anasayfa / Hüseyin Şahin / ÖZGÜRLEŞME VE KÖLELEŞME ÜZERİNE

ÖZGÜRLEŞME VE KÖLELEŞME ÜZERİNE

ÖZGÜRLEŞME VE KÖLELEŞME ÜZERİNE


“Özgürlük gelişmedikçe,

özgür ilişkiler de gerçekleşmez…

özgürlük düzenden farklı yaşam seçeneğidir.”

 

Hüsnü ÇAVUŞ

 

Bir mücadelenin en değerli, en büyük ve en verimli ürünleri, yine o mücadeleyi ortaya çıkaran ve maddi bir güç haline getirerek sürdüren insanlardır. Bunların her biri birer toplumsal varlıktırlar. Bu insanların en büyük eseri ise, uğruna kendilerini feda ettikleri ideallerinin yolunda birer basamak olmalarıdır. Onlar, bugünden yarını kurmaya çalışan, köleleşmeyi değil özgürleşmeyi temsil eden fedakar neferlerdir.

 

Özgürlük aynı zamanda karar verme gücünü elinde bulundurma ve safını belli etme iradesidir. Adalet, özgürlük ve haklarda eşitliği elde etme mücadelesinden uzak duranlar, bunları bize reva görenlerin gücüne de güç katmış olurlar.

 

İnsanlar yaşadıkları çevreyi, dünyayı ve evreni algılama, kavrama, değiştirme ve dönüştürme sorumluluğuyla birlikte yaşarlar. Dünyamız bir mücadele arenasıdır. Bu arena da temel olarak özgürleşme ve köleleşme kavgası yaşanmaktadır. Dünyayı mutluluklar gezegeni haline getirebilmek için özgürlük ışığının kaybedilmemesi gerekmektedir. Çünkü insanlaşmanın özgürleşmeyle doğrudan bir bağlantısı bulunmaktadır. Haklarından mahrum bıraklımış insanların özgürlüğünden bahsedilemeyeceği açıktır. Öyleyse öncelikle bu haklara ulaşmamızı engelleyen kendi yanlış alışkanlık ve zaaflarımızdan kurtulmak için, kendimize karşı mücadeleyi, yani nefsimize karşı bu büyük savaşı kazanmamız gerekir. Yoksa inandırıcı olunamaz. Ancak o zaman bize modern köleliği dayatanlara karşı sağlam bir özgürlük duruşunu sergileyebiliriz.

 

“Özgürlük, mutlak ve saf olan bir olgu değildir.” Ticaret özgürlüğü adına ülkelerin zenginlikleri ve insanların emek güçleri çalınıyorsa, birey özgürlüğü adına fuhuş, ahlaksızlık ve sorumsuzluk özendiriliyorsa, rekabet özgürlüğü adına, insanları sömürme ve onları sadece tüketen nesneler haline getirme yarışına giriliyorsa, bunun adına özgürlük denilemez. Oysa özgürlük, tam da bu aşağılık düzenden kurtulma seçeneğidir. İşte tam da bu noktada ailenin son derece önemli bir özelliği devreye girmektedir. Ama kapitalist düzen bunu da oldukça zorlamaktadır. Genel anlamda kapitalist toplumdaki aile, ‘kutsal aile’ adı altında içe kapanık, baskı ve sömürünün ağır darbesi altında küçük düşürülmüş ve adeta bir hiç durumuna getirilmiş bir ailedir. Önüne ise, midesini doldurma, ev-araba peşinde koşma ve bunların borçlarıyla uğraşma vb. Yarışı konmuştur. Bu yarışı ailelerin önüne koyan sistemin kodamanları ise, bütün ailelerin ömürleri boyunca ancak kazanabilecekleri küçücük serveti, bir kaç dakika da kazanmaktadırlar. Ömrünü ekonomik sıkıntılarla geçirmek zorunda bırakılmış ailelerin, kendi içinde özgür ilişkiler geliştirememelerinin ekonomik ve bundan kaynaklı psikolojik nedenlerini burada aramak gerekir. Bu nedenle özgürleştirme ilişkisinin üretilebilmesi için, aileden başlamak üzere bu köleliştirici ilişkinin kırılması zorunludur. Bunun içinde öncelikle ailedeki kadının konumunun değişmesi gerekmektedir…

 

Özgürleşme problemini emek-sermaye çelişkisinden ayrı ele alamayız. Bunların hepsi içiçedir.Özgür olmayan ekmeğin tadını bile alamaz. Problemler ve çözümler iyi bilinirse, özgürlük ve eşitlik, hak ve adalet bilinci ile sevgi ve aşk anlayışı emek ve mücadele üzerinde yükselirse, işte o zaman insanı düşkün kılan yani ahlaksızlaştıran ve kölece bir kişiliğe mahküm eden yaşam ve anlayışlara karşı da  o derece güçlü mücadele edilir. Ancak o zaman bu rezil ve bu çirkin sistemde iradesi ve bilinci güçlü olan birer özgürlük hizmetçisi olunabilir. Umut, güven, inanç, moral, coşku ve heyecan veren insanların ışık yolu budur. Bu ışığı kaybedenlerin aslında kendini kaybetmiş ve kim olduğunu unutmuş şaşkınlar olmaları ve toplumda bir hiç olarak yaşamaları kaçınılmazdır. Çünküözgürlük tutkusunu kaybedenler köleleşmenin tutsağı olurlar. Bu nedenle özgürlük, köleliğin karanlığına atılan bir ışık topudur.

 

İnsan birbirinin zıddı olan ikili bir köleci karakteri birlikte yaşar. Biri iç tutsaklıktır. Yani zaaflarımızdır. Diğeri ise dış tutsaklıktır. Bu da yozlaşma, adalet ve dürüstlük özelliklerini kaybetmektir. Bunları kaybeden birey, her şeyi kişisel çıkarlarına göre ayarlar. Bunlar için arkadaşlık, dostluk ve iyi olan  her şey kendisine bir çıkarı varsa anlamlıdır. Bunlar bakarlar ama görmezler, duyarlar ama unuturlar, ağızları vardır ama paraya ve diğer çıkarlara göre konuşurlar. Bunlar kirlenmiş bir kişiliğin köleliğidir. Bunlar bir hiçtir. Aslında bir hiç bile olamazlar. Çocuklarına kendi köleliğinden başka bırakacakları manevi bir değerleri bile yoktur.

 

Öz olarak, özgürleşmenin yolu, baskı ve sömürüye karşı fiilen direnerek açılır. Yani kölelik kötüdür diyenler değil, köleleştirici uygulamalara tavır alanlar özgürleşmenin zahmetli yolculuğunda mutluluğu kazanabilir. Yoksa, “efendim kötüdür” diyen ama ona kul olmaya da devam eden bir kölenin durumuna düşülmüş olunur. Böyle bir tutum içinde olanlara aydın denemeyeceği de açıktır. Onlar ancak kendi karanlığını aydınlık sanan zavallılar olarak tanımlanabilir.

 

Özgürleşmek ya da köleleşmek, işte bütün mesele bu. Özgür yaşama gelmeyen kişinin karakteri, köle karekteridir.  Onlar,efendilerinin kendilerine verdiği bir lokma ya da bir iş ile kendilerini özgür sanırlar. Oysa köleliğinin derinleştiğini farketmezler. Bunlar uykudadırlar ve uyandırmak gerekir.

 

Köleleşmeden kurtulmak için verilen mücadele de çekilen acılar, özgürlüğün mutluluk bahçesine giden yolun zahmetleridir. Bu uzun yolda acılar birikerek sevince ve korkular birikerek cesarete dönüşür. İnsan, haklarıyla birlikte yaşamak ister. Yoksa haklarıyla birlikte şerefini de kaybetmiş olur. Onuruyla birlikte yaşamayan insanda boyun eğme özellikleri gelişirken, buna direnen insan da ise, özgürlük karakteri gelişir. O  halde özgürlük, bütün köleleştirici ilişkilere karşı onurlu bir direnişin adı olmaktadır. Öyleyse, karşımızdakini susturarak, bastırarak, ona sınıralar koyup kendimizi sınırsız olanak ve güçle donatarak, “ben özgürüm” diyemeyiz. Bütün bunlar bize iki seçenek sunmaktadır : Ya özgür bir yaşam ya da kölece bir tutsaklık. Karar sizin !

ilginizi çekermi ?

ŞİİRLERİM

ŞİİRLERİM Paylaşılmayan şeyler anlamını ve güzelliğini yitirir düşüncesiyle, şair olmamama rağmen, şiir niyetine yazmış olduklarımdan …

Bir Cevap Yazın