NEWROZ

NEWROZ

     Doğum yerim, Bandırma’ya 10 km. doğusundaki Akçapınar köyüdür.1947-8 yıllarını hatırlarım; köyümüz 180 hanedir.10 hane Arnavut, 12 hane biz dahil çerkes, geri kalanı 93 muhaciri ve “manaf”dır.Eskiden batıda etnik kökeni sorulduğunda “Biz buranın manafıyız” diye adeta öğünenler , daha sonraki yıllarda manaf’ların Osman’lının kuruluşundan sonra “kılıçtan dönme” Müslüman olduğunu herkes öğrenince böyle adlandırılmaktan vazgeçtiler.Bir hane de KÜRT vardı; 1950 tarihinde ailecek geri döndüler.

Köyümüzde 8 çocuklu Kürt Süleyman köyün ortak sığır sürüsünü güden çok fakir bir aileydi.Onlarla ilgili hiçbir bilgi edinemedim.Sadece adları söylenir, nedense çocukları okula gelmezdi.Anneannem evde bazen hayvan kesilince veya peynir fıçıları açılınca, bir tencereye bir miktar koyar ve üstünü örterek, özellikle onurları rencide olmasın diye akşam karanlığında benimle gönderirdi.Anneannem, anne ve babalarının bizzat yaşadığı 1864 Kafkas sürgünü ve kıyım hikayelerinin taze ilk elden şahidiydi.Bu nedenle dedelerimizin çektiği dışlanmışlık ve yalnızlık dolayısıyla fakirliği gayet yakından yaşandığına şahit  olduğundan “zavallı insanlar, zaten 10 nüfusla nasıl geçiniyorlar” diye hayıflanırdı.Zaten köy çok fakirdi.Kışın ayaklarında çorapsız sadece tahta takunya ile okula gelen öğrenciler vardı.
Bizim köyde Nevruz bilinmezdi.Daha çok dini söylemi baskın Hıdırellez kutlanırdı.Ancak köyümüzdeki birkaç hane Türkmen kökenlilerden görülen bir adet olarak, akşamdan genç kızlar ve hemen hemen herkes, renkli iplikleri dua okuyarak örerek “dilek”te bulunarak, bahçede bir irice taşın altına akşam karanlıkta koyarlardı.Sabah güneş doğmadan önce taş kaldırıldığında eğer canlı solucan börtü-böcek bulunursa, dileklerinin gerçekleşeceğine inanılarak sevinilirdi.Tabii bahar ve toprak nemli olduğundan her taşın altında yeni canlanan özellikle mutlaka solucan v.s bulunurdu.
Zaman geçip ben askerlik çağıma geldiğimde, 1962 yılında Yedek Subay Öğretmen olarak geldiğim, Sivas, Kangal ilçesi ZERK köyünde, benim için “ilk”lerin başında, kağnı arabası, toprak evler ve üzerinde loğ taşını ilk defa gördüğümde, yöredeki fakirlik ve geri kalmışlığa zaten batıda da alışık olduğumuzdan pek şaşırmadım.Ayrıca ilk kez “Alevi”lerle karşılaşıyor ve onlarla birlikte yaşamağa başlamıştım.
Okul Başöğretmeni Hekimhanlı merhum Hasan KUTLU, Köy Enstitüsü mezunu kendisi da Alevi ve çok aydın bir insandı.Bana bilmediğim yada bize yüzyıllarca öğretilen yanlışlıkların doğruları yanında ilk kez de  21/Mart’ta “Sultan Newroz” ile benim bilmediğim öyküyü anlatmıştı ve ben hayran kalmıştım.
Yıllar sonra 1991 Yılında 9/Mart günü itibariyle, HEP Halkın Emek Partisinin Bursa İl Teşkilatını kurmak için yetki belgesiyle işe başladığımızda, İl kurucu Yönetim Kurulunda, gece-gündüz çalışmalarımıza yetmediği bir zamanda, Bursa’da Newroz’u kutlamak için gelen öneriyi oybirliğiyle kabul ederek işe başladık.
Sanırım 5 gün içinde duyuru ve yasal izinleri de aldık ve tuttuğumuz düğün salonu Ankara Yolu üzerinde Duaçınar mevkiinde geniş ve büyük bir salondu.
Akşam saatinden biraz geç kalarak salona yaklaşırken, çok heyecanlıydım.Bu gibi toplantı tertibedenler bilirler:Acaba salona yeteri kadar insan ilgi gösterip geldi mi? yoksa bomboş bir salonla mı karşılaşacağız? Gibi sorular kafamda dolanıp duruyordu.Salona geldiğimizde içeride bize bile boş yer kalmadığı gibi merdivenlere oturmuş arka sıralarda duvara dayanmış yaklaşık 2500 kişilik kalabalığı görünce sevincimi anlatamam.Bu endişemi yaşadığı belli yönetici arkadaşlarımın da gözleri gülüyordu.
Konuşmaları yaptık.Türküler ve marşlarla geç vakte kadar eğlenerek Bursa’da beklide tarihinde ilk kez kitlesel şekilde ilk Newroz kutlamasını sona erdirerek, sevinçli ve mutlu şekilde evlerimize dönmüştük.
O yıl kutlanan bayramlarda hiçbir olay yaşanmadı.Ancak ertesi yıl yani 1992 Newroz kutlamaları kana bulandı.Bilanço Şırnak 52, Cizre 10, Nusaybin 14 Gürçüş 3 Yüksekova’da 3 kişi öldürüldü; oluk gibi kan aktı.Nedense birden bir şeyler  yani “devlet politikası” değişti ve halka şiddet uygulanmaya başlandı.
Daha sonraki süreçte devlet, Newroz’un, Balkanlardan Çin seddine kadar Türk halklarını bayramı olduğunu ilan edip bunu kanıtlamak için türlü-çeşitli uyduruk gösterilere girdiysede halk rağbet etmedi.
Tabii Newroz’da Dehak zalimine karşı ayaklanan Demirci Kawa’yı çıkarıp, isyan işareti yakılan ateşleri, uyduruk Ergenekon’culara Demir dövdürmeye indirgenirse, zaten bir anlamı kalamadığından elbette halkın ilgisini çekmemesi de doğaldır.
Bu yıl TV’lerden görüyorum Diyarbakır’da milyona yakın halk kalabalığı, İstanbul’da ve diğer kutlanan alanlarda yüzbinlerce halkın katkılımı elbette çok önemli görüntüler içermektedir.
İstanbul’da Devlet Newruz’unda, Vali, B.Şehir Belediye Başkanı ve general rütbesindeki bir subayın, el ele ateşin üzerinden atlaması bana Osmanlı’nın, yenemediği rakibi yanına alarak “hal” ettiği geleneğini hatırlattı.Ancak ne kadar içini boşaltmak istedilerse de, tüm baskılara rağmen halkımız Newroz’u içeriğine ve amacına uygun kutlamaktaki inancını, yıllar süren kanlı baskılara rağmen vazgeçmedi; sonucunda isteğini elde etti ve kutladı.
Kürt halkı yüzyıllar boyu hele şu son yüzyılda ve içinde yaşadığımız 30 yılda çok acı çekti.Sürgün ve katliamlara karşı olağanüstü direnen Kürt halkı sonunda şimdilik az gibi görünse de, Kürt Dilinin kabul edilişi, TRT-6 ve Radyolarda Kürtçenin serbest oluşu bence üzerinde önemle durulması ve düşünülmesi gereken kazanımlardır.
Şimdi sıra “Halkların Kardeşliği” temelinde,Özgürlük ve Anadolu’nun diğer halklarıyla birlikteliğin pekiştirilmesi için gerekenlerin;  sabırla ve akıllıca yöntemlerin bulunarak pratiğe geçirilmesindedir sanıyorum!
Büyük şairin dediği gibi “güzel günler göreceğiz çocuklar”…….
Ben umutluyum…….

ilginizi çekermi ?

Kritik siyasi durum

Kritik siyasi durum Ülkemizde tüm devlet kurumları ve erk ; Yargı, Yürütme va Yasama, asla …

Bir Cevap Yazın