Anasayfa / Yusuf Acil / Ne tarafa dönersen dön götün arkadadır

Ne tarafa dönersen dön götün arkadadır

Her politik parti bir işleve sahiptir. Sahip olduğu politik işlev o partiye rengini veren şeydir. İlerici veya gerici bir niteliğe sahip olup olmadığını anlamak için o partinin programına, politik hattına bakmak gerekmektedir. Yani tarihin önüne set mi çekiyor, yoksa tarihi ve insanlığı yeni bir uygarlık düzeyine doğru ilerletecek bir yöne mi çekiyor?

Bu açıklama temelinde Türkiye’de en azından Cumhuriyet tarihi boyunca yönetimlerde rol almış, hükümet olmuş partilerin işlevlerini anlamak mümkün olabilir. Bu değerlendirmeler içinde devrimci partilerin bu hakındaki değerlendirmelerde ikiye bölündüklerini görüyoruz. Adlandırmasını ilerici olarak koymasa bile, bu partilerden birkaçı AKP’yi, mevcut statükoyu “değiştiren” rolünden yola çıkarak, desteklediklerini görüyoruz. Ne yapıyordu AKP? Kürt sorununu çözüyordu. Alevi sorununu çözüyordu. Askeri vesayeti kaldırıyordu. Militarist güçleri siyasetin emrine sokarak demokratikleşmeyi ileriye taşıyordu. Bu sebeplerle bunlar için bu partiyi destekleyerek toplumu ileriye taşımak bugün için en doğru politik tutum olacaktı.

İkinci grup ise, AKP hükümetinin ABD ve diğer gelişmiş ülkelerin de desteğiyle ülkemizi emperyalizme daha derinden teslim edecek ve giderek şeriatçı bir rejim hakim kılacaktı. Bu nedenle CHP’yi ve orduyu desteklemek, kötü de olsa hiç değilse AKP’yi durdurmak için, ittifak etmek doğru görülecekti! Üstelik herşeye rağmen ‘CHP sol bir partidir’ anlayışı egemen olduğu için bu bakış açısı bu noktada da yerli yerine oturuyordu.

AKP’nin gerici karakterini uzun uzadıya anlatmak gerekli midir bilmiyorum. Bir kaç yıllık iktidarı altında yaşayan emekçilerin, Alevilerin, Kürtlerin tümü için olmasa bile, büyük bölümü tarafından bu partinin işlevini anlamakta zorlandıklarını sanmıyorum. Elbette sağın ve islam inancının etkisi altındaki emekçilerin ve Kürtlerin bir bölümünün AKP’yi desteklediklerini de biliyoruz. Ancak Kürt ve Alevi açılımı ile AKP hükümetinin sorunun çözüm gücünden ziyade, sorunun kaynığının en aktif bir kesimini oluşturduğunun görenlerin çoğaldığı bir geçektir. Değişen dünyaya uyum sağlama ve bu manadaki bir gelişmenin veya geliştirmenin demokrasinin derinleşmesi olarak algılanyanlara olup biteni iyi izlemelerini tasfiye ederim.

CHP’ye gelince; bu partinin sol olduğuna dair güçlü- yerleşik bir yalan var. Bu yalanın üstesinden gelmek oldukça da zordur. Neki , tarih boyunca Gadre ve zulme uğramış Alevilerin, bir dönem Kürtlerin ve emekçilerin bu yalana nasıl da tav olduklarını, Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde Onur Öymen’nin çıkışı sonrasında kopan alevilerin CHP’nin yanında yeniden hizaya sokulduklarını biliyoruz. Bu açıdan CHP’in ‘sol’ olduğu yalanını bıkmadan-usanmadan açığa çıkarmak devrimci bir görevdir. Zira bu partinin değerlendirilmesi üzerinde devrimci hareket, Kemalizm ve cumhuriyet tarihini okumada düştüğü en büyük çıkmazdır. Tersini söylemek de doğrudur! Bunu biraz açarak CHP’nin bu kurulu sistem için işlev ve rolünü biraz da olsa açalım ve görelim sol mu değil mi?

Ünlü ‘93 savaş hükümetinin ortaklarını hatırlayalım. Demirel ve Erdal İnönü değil miydi? Bir soru, Erdal İnönü bugünkü CHP genel başkanı kadar bilim adamı ve ilerici olarak bilinmiyor muydu? Ve aynı İnönü önderliğindeki CHP, hükümet ortağı olarak, Sivas katliamını seyretmedi mi? Kürt coğrafyasında binlerce gözaltı kayıbının altında imzası yok mudur?

Murat Karayalçın, Deniz Baykal başkanlığı altındaki CHP, yüzde 10 seçim barajını aşamayarak meclis dışında kaldığı dönemden 28 Şubat “postmodern darbe” döneminde görevi hayli etkili ve aktifdir. Keza, özellikle 2002 seçimlerini AKP’nin kazanması ve hükümet kurmasında CHP’nin başındaki Deniz Baykal değil miydi? Sonrasında ülkeyi bölüyor, şeriat getiriyorsunuz diyerek çığlık atan aynı Deniz bey değil mi? CHP hem zihniyet bakımından hem de pratik uygulamaları bakımından faşist statükonun en has savunucusu olmamış mıdır?. Bir Japon atasözü derki “ne tarafa dönersen dön götün arkadadır” bu CHP için fazlasıyla doğrudur!

Yaşanan tarihi gerçeklikleri teslim etmek bakımından şunu açık olarak tesbit etmek gerekiyor. İbrahim Kaypakkaya ve takipçileri şu veya bu uyglamalarını değil, cumhuriyetin, devletin temel ilkelerini sorguladı ve imha edildiler. Şimdi Kürtler de aynı sorgulamayı yapmaktadırlar. Aleviler keza ‘biz neden yokuz’ demektedirler. Yani ‘tek dil, tek millet, tek devlet’ sorgulanıyor. Şimdi AKP ve CHP’yi bu terazide tartın ve görün bakalım aralarında ne fark çıkacak? Zira, temel gerçek ayrılık cumhuriyetin ve devletin temel ilkelerinde ortaya çıkar veya tartının doğru sonuçlarını verir.

Adalet terazisine vurduğumuzda AKP yalandan da olsa 1937-38’de, Dersim’de katliam yapıldı derken, ilerici-solcu CHP’nin ideologlarından, kalemşörlerinden Onur Öymen ne diyordu? Onur Öymen elbette partisi CHP’nin kendi katliamcı geçmisine dayanarak bu tespiti yapıyor ve tutarlıca savunuyor. Ve hiç bir üzüntü de duymadı. Çünkü Onur Öymen tarihin itici güçlerini değiştirici güçlerini ezmek ve satatükoyu korumaya susamış bir zattır!

Bir diğer sorun ise vicdan ve inanç sorunu! Aleviler sistemi sorguluyor. Görüntü değişik de olsa onlar cumhuriyet tarihini bir bütün sorguluyorlar. Mustafa Kemal hayranlıkları bir paradoks gibi görünse de durum budur. “Zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet işleri başkanlığına son verilmesi ve diğer talepler” ileri sürerek “laiklik” ilkesini tartışıyorlar. CHP ne yapıyor, buna tavrı nedir? Hala bu sözde laiklik ilkesinde direniyor. Bu bakımdan bile hak ve demokrasi taleplerinin karşısında durmuyor mu?. Siz tarih boyunca CHP’nin Diyanetten rahatsızlık duyduğunu işittiniz mi, gördünüz mü? Ozan Emekçi bir panelde şu doğru tespiti yapmıştı: Okullarda öğretilen din dersi değil zorunlu İslam dersidir. Eğer din dersleri olsaydı Alevi, Hiristiyan vs. diğer dinler de okutulurdu. Olan bu değil, sünni-hanefi inancının dayatılmasıdır. Çelişkiye bakın ki, Alevi inancından gelen şimdiki CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘türban sorununu biz çözeceğiz’ derken Alevilerin taleplerinden hiç sözetmemektedir. İleri askeri mevzileri ziyerette epey istekli Kılıçdaroğlu, nedense Sivas’ta katliam anmasına katılmadı? Düşünmek gerekmez mi?

CHP toplumda gelişme ihtimali olan ilerici potansiyel ve dinamizme karşı rahatsızlık duyan gerçek bir devlet partisidir. Bu onun gerici, ırkçı karakterinden ileri gelmektedir. CHP’nin ilerici-demokratik bir içerikle değil ama suç dosyası ile tescillidir. Taa kuruluşundan bugüne kadar bu böyledir.

Şimdilerde CHP Türban sorunu, Kürt sorunu vs çözümünden ürkekçe olsa da söz etmektedir.‘Ben olmazsam-istemezsem çözülmez ‘ demeye getiriyor. Doğrudur! Sistemin sırça köşkünün içindeki efendi olmadan bu sorunlar hiç değilse düzenin çıkarı doğrultusunda çözülemeyeceğinin farkındadır! Peki CHP bu sözü geçen veya geçmeyen sorunları çözmeye gerçekten niyetlendiğinde, o durumda AKP’ye bunca ettiği laflar nerede kalır?

Kapitalist-emperyalist dünyanın bir parçası olan Türkiye, değişen dünyanın kendisine yansıması neticesinde devlet ve devletin ürettiği veya devleti oluşturan her kurum gibi CHP’de değişmek zorundadır. Hangi yöne? İlerici bir değişimi CHP’den bekleyenler büyük yanılgıyı bir kez daha göreceklerdir. CHP değişecek diyoruz, zira global emperyalizm her kapıyı dövüyor, girmedik alan bırakmıyor. Türkiye sermayesi siyasal temsilcilerine, “sistemi dünyaya uydur ve beni uygun hale getir, başka türlü dünya sisteminin dışına düşerim” diyor. Ya kapitalist-emperyalist dünyanın sağlam bir parçası ya da dışlanmış bir Türkiye egemenlerin önünde duruyor, ki her kurum bu duruma göre yeniden şekilleniyor değişiyor. Siyasal partiler, yasalar, yargı vs. vs. Ama her şey yeniden dizayn ediliyor.

Bu değişimin ezilenlerin ihtiyacı için değil, ulusal ve uluslararası sermayenin kendisini yeniden üretebilmesi içindir. Bu değişim yaşanırken, tarihi gerçek anlamda ileriye taşıyabilecek olan dinamiklerin yararlanabilmesi onların örgütlülük seviyesine ve bilincine bağlıdır.

Peki bu güçlerin durumu nedir? Başlıklar halinde özetleyelim.

1-    “Tek devlet, tek millet, tek dil” savunu içinde ortaklaşan hükümetin ya da muhalefetin arkasında saf tutan bir devrimcilik ile,

2-    Kendi devrimci ilkelerini, projesini bayrak yapmak mecalinden yoksun,

3-    Kötünün iyisini arayan kuyrukçu bir devrimcilik ile bu mümkün müdür?

Gelin hep beraber düşünelim!

20/01/2011

Yusuf Açıl

ilginizi çekermi ?

“ŞEYTAN`IN” İKİ OĞLU

    Seçim veya referandum zamanları ülke vatandaşlarının politikaya ilgilerinin arttığı özel dönemlerdir. Bu dönemlerde …

Bir Cevap Yazın