Anasayfa / Hüseyin Şahin / KÜLTÜR VE SANAT ÜZERİNE

KÜLTÜR VE SANAT ÜZERİNE

KÜLTÜR VE SANAT ÜZERİNE

Kültür ve sanat insanlığın yaratmış olduğu maddi ve manevi değerlerin toplamıdır. Bu bağlamda kültür-sanat çalışmaları bir halkın yaşama ilişkin faaliyetleri olarak tanımlanabilir. İnsanlık tarihi öğrenilmeye çalışılırken işte bu kök kültürden hareket edilir. Önceki nesillerin nasıl yaşadıklarının izlerine buradan ulaşılır ve bugünkü yaşam daha anlaşılır kılınmaya çalışılır.
Kültürü insan yapar. Zaten insanı diğer canlılardan ayıran temel özellikte budur. İnsanın ilk yazılı olmayan anayasası olan ahlak kurallarıda bu sürecin ürünüdür. Bu nedenledir ki, egemenler, insanları kendi öz değerlerine yabancılaştırmak ve kendi yoz kültürünü onların yaşamı haline getirerek kendi sürüsü yapma çabasından asla vazgeçmezler. Yani onlar için esas olan ahlaksızlaştırmaktır. Elbetteki bu da onların ahlakıdır. İşte egemenlerin sanata yönelik müdahalesinin temelinde yatan da budur. Peki buna neden ihtiyaç duyar? Yani insanların kendi zenginlikleriyle yaşamasını neden istemez?  Bu tüketici toplum yaratma ihtiyacından doğduğu açıktır. Bu nedenle her şeyi tek-tipleştirmek onlar için vazgeçilmezdir. Onların istediğini giymek, yemek-içmek, izlemek, düşünmek ve yasalarına uymak onların beslenme çantası gibidir…
İnsanın toplumsal sorunlarla ne zaman karşılaştığının cevabını beş bin yıl öncesinden başlayan sınıflı-devletli ve şehir merkezli uygarlığın kültür geleneğinde bulmaktayız. O dönem uygarlığının biçimi köleci toplum oalarak adlandırılmaktadır. O dönemlerde başlayan toplumsal sorunların kaynağında, iktidarcı kültürün toplumun komünal demokratik kültürünü bastırma ve saptırması yatmaktadır. Sorunun kaynağı burasıdır. Beş bin yıllık süreçte evrilerek günümüze gelen bu baskıcı ve inkarcı gelenek bugün kapitalist modernite olarak adlandırılmaktadır. Bu “modern” uygarlık, insanları ruhsal ve düşünsel olarak kendi iktidarının hizmetinde koşan modern köleler üzerinden kendini yaşatmaktadır. Buna Bio-iktidar da denmektedir. Bunlar yanlış hayatı doğru ve gerekli hayat olarak sunma konusunda ustalaşmışlardır. Bunun kültürel ve sanatsal ifadesinin en açık yansıdığı zemin, Arabesk yaşam ve kültür-sanat’taki yozlaşma olarak kendini göstermektedir. Buda karşımıza sorumsuzlu, kendi gerçeklğine yabancılaşma ve toplumsal değerleri inkar etme olarak kendini dışa vurmaktadır.
Kapitalizm, insana ait tüm kültürel-toplumsal değerleri pazarda alınıp satılabilen bir metaya dönüştürerek de kendi bio-iktidarını güçlendirir. Her şey ticaret içindir. Önceleri insanlar değer verdikleri şeyleri değer buldukları kişi veya toplumlara karşılıksız verirlerdi. Böylece saf ve çıkarsız duygularını onlara bu şekilde ifade etmiş olurlardı. Birine karşılık bekleyerek bir şey vermek çok ayıplanırdı. Zamanla insanlar uzaklarda yaşayan insanlarla tanıştıkça bu saf ve çıkarsız ilişki yavaş yavaş karşılıklı alış-verişe dönüştü. Mallarını uzaklara taşıma zorluğu ve riskine karşıda buluulan yerin egemen kurumuna bırakılıp karşılığında aldıkları değerli kağıtları gittikleri yerin egemen kurumuna vererek karşılığını geri alırlardı.  Ticaretin-tefeciliğin ve faizciliğin ilk başlangıcı böyleydi. başlangıcı böyle ortaya çıktı ve giderek tüm insani değerlerin ve ürünlerin pazarlanmasına dönüştü. Kültür ve sanat’ta bundan nasibini almış oldu.
Kapitalizm esas olarak yaratılmış değerlere el koyarak kendini yaşatır. Sanat alanı toplumsallığın ve onun ruhunun yeniden yaratılması alanı olduğu için, kapitalizm bu alanı da bireyciliğin geliştirildiği temel alanlardan biri olarak ele almaktadır. Yani insanın emeğini rahat sömürebilmesi için onun ruhunu sanat yoluyla kendine bağlamakta ve beyinleri ele geçirmeye öncelik vermektedir. Oysa sanat toplumun komünal ruhunun üretim sahasıdır. Ama bu alan kapitalizm tarafından işgal edildiği için sanata toplum karşıtlığı rolü yüklenmiştir. Böylece sanatın işlevi olan duyguların terbiyesi, özgür kişilik edinme ve buna uygun ruh hali yaratma, teslim olan değil direnen bir kişilik oluşturma, düşüncede tek-tip anlayışı aşma, beğeni ölçülerini insanın emeğine orantılı olarak yükseltme ve güzelleştirme özellikleri yok edilmek istenmektedir. Günümüzde ki kültür-sanat çalışmalarındaki ruhsuzluğun kökeninde işte bu özden uzaklaşma bulunmaktadır. Yani manevi güç darbe almış ve işgal edilmiştir. Buna da genel anlamda kültürel emperyalizm denmektedir.
Tarihle olan bağı kopartılarak ekranların ve salonların reyting tabelasına dönüştürlen sanat ve kültürün, artık bir mal olarak alınıp satıldığını ve kendi yaratıcısının aleyhine ondan uzaklaşıp ona rgrmrn olan bir uyuşturucuya dönüştürüldüğünü üzülerek vurgulamak gerekiyor. Zaten kapitalizmin el attığı her şey karşıtına dönüştürülmektedir. Örneğin bir kaset, tiyatro yada film ne kadar satıyorsa yani ne kadar para kazandırıyorsa o kadar değerli gösterilmektedir. Onu üretenin değeri de o kadar etmektedir. Sanat artık adeta bir eğlence kültürü haline getirilmiş ve sanat bizzat sanat eliyle yok edilmektedir. Teknolojik alandaki gelişmeler insan yaratıcılığına da büyük darbeler vurmuştur, makinaları ustaca kullanmak, coşkulu düşünce ve duyguların yerini almıştır. Beş bin yıl önce başlayan bu yolculuk kapitalist bireycilik ve onun yoz kültürü sanatı ve sanatçıyı ölüme götürmektedir
Bu nedenle nasıl bir sanat ve sanatçı sorusu temel bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanat ve kültüre ve bunun üreticilerine karşı yoğun bir saldırı ve kuşatma olduğuna göre, bu alanda da kimlik ve değerleri sahiplenmek için bir meşru savunma içinde olmak esas alınmak durumundadır. Bunun için  alternatif kültür-sanat faaliyetinin geliştirilmesi önemli olmaktadır.

08 Şubat.2010

ilginizi çekermi ?

ŞİİRLERİM

ŞİİRLERİM Paylaşılmayan şeyler anlamını ve güzelliğini yitirir düşüncesiyle, şair olmamama rağmen, şiir niyetine yazmış olduklarımdan …

Bir Cevap Yazın