Anasayfa / Hüseyin Şahin / KÖYDEN ADANA`YA GÖÇ HIKAYEM

KÖYDEN ADANA`YA GÖÇ HIKAYEM

1962 yılında, Kürkçü’ de doğmuşum. Doğduğum yer doğru ama tarih İlkokula kayıt için gerekli olan nüfus cüzdanlarımızın çıkarılması esnasında muhtarımız Ahmet AÇIL(Hemede Boro) tarafından bulunmuş.
Zihnimde hemen hemen hiçbir anı kalmadan 3–4 yaşlarındayken ailemle birlikte Adana ya göçmüşüm. Ben hatırlamıyorum ama Annemden aldığım bilgiye göre ilk 3 yıl mevsimlik göçerleri oynamışız; Kış bitimi Kürkçü, yaz bitimi Adana.
Adana ya gelişimizden sonra hatırladıklarım; göçtüğümüz Havuzlubahçe mahallesinin Arap nüfus yoğunluklu olduğu ve Tunceli, Maraş, Malatya, Şarkışla, Yıldızeli ile bizim ve civar köylerimizden gelenlerden oluştuğuydu. Sanayi tesislerinin özellikle tekstil alanında yoğun olduğu Adana da faal ya da atıl işçi ihtiyacı nedeniyle teşvik edilen kırdan şehre göç sonucu yeni yerleşim alanları hemşeri sokaklarından oluşuyordu.
Komşularla iyi diyaloglar kurulmuş olduğundan ayrışmalar pek yaşanmıyordu. Sokak tartışmalarında Sivaslılar olmak bir avantaj gibiydi.(Şimdilerde; diğer bölgelerden gelen Kürtlere pek sıcak bakmayan ve kapalı bir yaşam kültürüne sahip Arap komşularımızın bizi, inanç benzeşikliğinden dolayı daha rahat kabullendiğini düşünüyorum)
İlkokula kadar dil sorunu yaşadım. Aynı dili konuşan insanların arasında yaşıyor olmamız ve ayrıca ikinci bir dilin (Arapça) konuşuluyor olması da belki Türkçeyi öğrenme süremizi uzattı. Gerçi anadilimi bile henüz tam konuşamıyorken gelmiş olmam benim çok fazla zorlanmadan öğrenmemi sağladı ama büyüklerimiz için epey sıkıntı yarattığını düşünüyorum. İlk başlarda hiç bilmediğimiz bir dil giderek Anadilimizin yerini almaya başlamıştı.
Annemin; “1 kilo un” almam için gönderdiği sokağın başındaki bakkal Sami amcaya 4-5 kez gidip gelmek zorunda kalmıştım. Sıramı beklerken unutuyordum, o da Ard nedir bilmiyordu. Sonunda o Ard nedir öğrendi, ben de Un demeyi.
Birkaç yıl damı akan, avlusu, tuvaleti, banyosu, içme suyu(genellikle kuyu suyu) ortak olan derme çatma kondular da kiracı yaşadıktan ve babam sabit bir işe girdikten sonra, yine derme çatma olan bir yapı sahibi oldu ailem. Özellikle Annem ve ablamın özverili fedakâr çabaları ile babamın fiilen çalışması ile çamur ve sazdan, tahtadan, çatısı saclı bir birinden bağımsız birkaç oda daha inşa edildi zamanla. Köyümüz ve çevre köylerden kış aylarında çalışmaya gelen birçok insanımızın da mekânı oldu evimiz. Gelenlerle bir aile gibi iç içe yaşadık uzun yıllar. (Köyde yaşandığı söylenen ayrışmalar burada ortadan kalkmış gibiydi.)
Civar köylerden gelenlerle birlikte erkekler kış aylarında genellikle inşaatlarda veya odun kırma, kanal açma, vb ağır işlerinde, kadınlar ev işlerinde çalışıyorlardı. O dönemin genç anne-babaları bu günün nene-dedeleri tabiri caizse yemeyip yediriyorlar, giymeyip giydiriyorlardı çocuklarına, kendi canlarından katıyorlardı. Yaz yaklaşınca da köylerine dönüyordu çoğu.
Köylülerimizin birbirlerine yakın oturmaları hem ekonomik dayanışmalarını hem de uzun süre geleneklerinin devamını sağladı. Geçmişte yaşanan ortak anılar, insanlarımızın öznel kültürel yapıları, sıcak diyalogları, şakalaşmaları, küçük çaplı tartışmalara rağmen dayanışmaları komşuların ayrı bir ilgi göstermelerini sağlıyordu.
Yabancı bir bölgede, komşuların şaşkınlık ve ilgiyle izledikleri geleneklerine hayat veriyorlardı insanlarımız;
Bebeklerin ilk adımlarını atmaları nedeniyle Kömbe yapılması, genellikle erkeklerden birinin bu Kömbeyi alıp kaçırması, diğerinin ise onu yakalamak için kovalaması, her ikisinin de bu işi ciddi bir ifadeyle yapması büyük bir eğlence oluyordu(o zamanlar sokakta kaçmaya uygun arsaların bol olması veya ev avlularının geniş ve ağaçlı olması koşabilmeyi ve yakalanmamayı daha olanaklı kılabiliyordu.)
Diş çıkarımında hedik yapılarak dağıtılması, götürülen hedik tabaklarının ufak tefek hediyelerle(para, çorap, vb) geri dönmesi de giderek mahallenin ortak geleneği haline gelmişti.
Üç günlük orucun son günü olan Xızır gecesinin ise ayrı bir güzelliği oluyordu. Önce bizim sokakta oturan Doğan Dede(iki yıl önce Mersin de kaybettik.) ziyaret edilirdi. Hemen hemen tüm evler Klora Sir hazırlardı. Sonra özellikle çocuklara yünden sakal takılarak torba sırtta ev ev dolaşılması sağlanırdı. Gidilen evlerden boş dönülmezdi, herkes karınca kararınca bir şeyler atardı torbalara. Ardından en zevkli kısmına geçilirdi akşamın; Klora Sir ziyafetlerine.
Aşure(Germıya Imaman) günlerinde iki-üç güne yayılan Aşure pişirme süresince, Dede evinden başlanarak elde kaşık(belki yokluktandı belki gelenek, ama özellikle tahta kaşık bulunurdu evlerimizde) kapı kapı dolaşılarak Aşure yenmesi(bu arada aşurelerin kıyaslanması olanağı da doğuyordu), gibi köy yerine ait birçok geleneğimiz şehir yaşantısının da zorlamasıyla değişimle de olsa uygulanmaya devam edildi.
Kimileri büyük bir özenle ile daha başından itibaren şehirli gibi giyinmeye, onlar gibi konuşmaya, davranmaya o kadar çabuk alıştı ki, içinden çıktığı topluma bile yabancılaşmaya gönüllü oldu. Ama büyük çoğunluk kültürlerini bırakmamak için uzun süre ayak diredi. Bu gün bile bir süre kesintiye uğramış olmakla birlikte geleneklerimizin bir kısmı uygulanmaya devam etmektedir.
Şehre yerleşen köylülerimizin (civar köylüler dahil) köyleri ile ekonomik bağlantıları uzun süre devam etti. Köyden gelen erzaklar onların yaşamlarını bir nebze kolaylaştırıyordu. Ancak zirai faaliyetler azalıp göçler yoğunlaşınca bu olanakları da ellerinden gitmiş oldu.
Daha sonralarda, mahallemizde kiracı ya da ev sahibi olan hemşerilerimiz olanaklara ulaştıkça, genellikle Adana’ nın Karaisalı ilçesinden göçen vatandaşların yaşadığı, Çoğu bağ-bahçe olan Yurt Mahallesinde arsalar satın alarak yerleştiler. Böylece yakın köylülerimizle birlikte yeni bir yerleşim alanı oluşturulmuş oldu. Değişimlerle birlikte kültürlerini burada da sürdürdüler.
12 Eylül öncesinde, Havuzlubahçe Mahallesinde pek çatışma yaşanmazken, siyasal durumun bir yansıması olarak Yurt Mahallesinde hemen her gün silah sesleri duyuluyordu. Buradaki çatışmalar siyasal nedenler dışında adeta Sivaslı(Sivas, Malatya, Maraş, Tunceli) – Karaisalılı(Karaisalı, Kadirli, Kozan, Niğde) çatışması olarak yansıtılıyordu basın tarafından. Oysa saldırganlar MHP lilerdi, aldıkları emirler üzerine emniyet güçlerinin fiili ve lojistik desteği ile evleri kurşunlayıp, tek yakaladıkları kendilerinden olmayan insanları öldüresiye dövüyor, ihbarlar ve iftiralarla mahallenin tamamını ele geçirmeye çalışıyorlardı. Aktif savunmada olanlar ise demokratlar-solcular-devrimcilerdi. Onların dayanışmaları saldırganların başarıya ulaşmalarını engelledi.
Havuzlubahçe Mahallesindeki sayımız diğer mahallelere, illere, ülkelere(İstanbul, Ankara, Almanya, vs.) göçlerle birlikte oldukça azaldı. Geleneklerin özgün uygulamaları giderek olanaksız hale geldi. Zamanla bölgenin gelenekleri ile birbirine karıştı geleneklerimiz.
Bu gün mahallemizde köyümüzden sadece annem var. Civar köylerden ise 3 – 4 ev kaldı. Geçen süreç ise yer yer içimizi kanatan, bazen tebessüm ettiren, bazen kahkaha attıran ama şaşırtan bir değişimin öyküsü olarak gizlendi anılarımızda.

ilginizi çekermi ?

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU´NUN BÜTÇE´DEN PARA TALEP ETMESİ ÜZERİNE HATIRLATMA

ALEVİ  BEKTAŞİ  FEDERASYONU´NUN  BÜTÇE´DEN PARA  TALEP ETMESİ  ÜZERİNE  HATIRLATMA DOGRU ÖNDERLİK BASARININ ANAHTARIDIR Alevilik ve …

Bir Cevap Yazın