Anasayfa / Köy Tarihi

Köy Tarihi

Tarih, Coğrafya, Ekonomik Alt Yapı ve Sosyal Yapı

Kürkçü köyü, Sivas ilinin Kangal ilçesinin Kavak nahiyesine bağlı bir kürt alevi köyüdür. Ana dil Kürtçe`nin Kurmancî lehçesidir. Köye evlenerek gelen Ginnî aşiretine mensup bazı kadınlar Zazakî`yi de bilirler. Geçmişte Türkçe`yi sadece şehirlere giden erkekler konuşabilirken, günümüzde herkes bilmekte ve konuşmaktadır.
Köyün Kangal`a uzaklıgı 21 km, Sivas`a ise 106 km`dir. Köyün yolu stabilize yol olup 1978-79 da yapılmıştır. Ulaşım 1970`lerden önce binek ve yük hayvanlarıyla, sonra da traktörlerle gerçekleşirken, günümüzde haftada iki gün Zerkli “Kara Yusuf`un” minibüsüyle, bunun yanısıra özel araba ve taksilerle mümkün olmaktadır. Köyden Kangal`a iki güzergahtan gidilebilir. Birinci güzergah, Dayılı (4,4 km), Tekke (9,4 km), Çaltepe/Zerk (12,4 km) ve Davulbaz (16,2 km) köylerinden, ikincisi ise yine Dayılı, Topardıç, Balıklı Çermik ve Kavak üzerinden geçen güzergahtır.

Kürkçü köyünün güneyinde Dayılı, güneydoğusunda Topardıç, batısında Köroğlu (Boğaz), güneybatısında Tekke, kuzeybatısında Abdolar ve Karagöl ve kuzeydoğusunda Şako (Dağönü) köyleri yer almaktadır.

Köyün etrafı dağ ve tepelerle çevrilidir. En yüksek dağ 2599 m ile Yılanlı dağıdır.
Diğer köylerde olduğu gibi, Kürkçü köyünde de her dağın ve tepenin, yayla ve derenin Kürtçe`de birer ismi vardır. Bunları kuzeydoğudan başlayarak doğuya, güneye, batıya ve kuzeyden tekrar başladığımız güneydoğuya doğru 360 derecelik bir daire çizerek sayarsak: Nahala Kerê, Kevirê Çeqer, Nahala Şaqan, Tûmê Sor, Text, Rastê Arban, Zuxurê Şaqan, Xödan, Sewtê Gir (Mezin), Gûrtan, Zuxurê Dayîlî, Zimêg, Nahala Tekyay, Textê Mezelan, Korta Pîvok, Nahala Korolî, Deştê Sibê, Kirê Sipî, Gîyayê Abês (Masqirîn), Arê Şewitî, Kuna Hirçan, Korta Rindik, Gomma Durso, Goma Dîyabê, Kevrê Gomê, Tapê Ginnîyan, Yaylê Torpaştê, Mixara Xidikê, Çîyayê Îlanlî.

Köy, birden fazla dere yatağının kesiştiği noktada kurulmuştur. Bunlar “Nahala Şaqan”, Masqirîn , Nahala kerê” ve Nahala Korolî`dir. Köyde bir çok ev direk dere kenarlarında inşa edildiğinden, hemen hemen her yıl ilkbaharda dağ ve tepelerden karın hızla erimesiyle veya şiddetli; yağmurla oluşan selin altında kalabilmektedir.

Kürkçü köyüne elektrik 1986, telefon ise 1987 yılında devlet tarafından bağlanırken, su ve kanalizasyon Ingiltere`ye göçen Kürkçülüler tarafından güzel bir dayanışma örneğiyle 2001 yılında getirilmiştir. Bu hizmetle köyde yaşayan insanlar, uygarlıgın ve modernitenin ulaşılması gereken nimetlerine de ulaşmış oldular.

Köye ilkokul 1967 yılında yapıldı. Eğitim, okul binasının insaatı bitene kadar bir dönem Hasan Atmaca`nın misafir odasında, bir müddet de Hasan Karakuş`un (Hessê Dîyabê) odasında yapıldı. Bazı aileler, köye henüz okul yapılmadan önce de erkek çocuklarını Topardıç köyüne okula gönderirlermiş. Yaşlı kuşak erkeklerin bir kısmı, okuma yazmayı buğday karşılığı Efendi ibrêhim`den Kerem ile Aslı hikaye kitabıyla öğrenirken, bir kısmı da askerde halk dilinde “Ali Okulu” denen kurslarda öğrenmiştir. Buna mukabil kadınlarda okuma yazma ilk kez köye ilkokulun yapılmasıyla gerçekleşmiştir. Okul, 1980`li yılların ortalarından bu yana köyde genç kuşağın tamamıyla göçmesi sonucu kapanmıştır. Okul binası şu an köy odası olarak kullanılmaktadır.

Köyün ne yazık ki, yazılı bir tarihi yoktur. Yaşlıların anlatımlarına dayandırılan sözlü tarih de çok eskilere gitmez. Buna göre köy, yaklaşık 250-300 yıl önce Alê Gildê tarafından kurulmuştur. Alê Gildê, o dönem Zara`ya, bugün ise imranlı`ya bağlı Bahadun (Badûn) köyünden Gildo`nun oğludur. Gildo ise Biro’nun akrabasıdır. “Biroyê Badûnê olarak bilinir. Badûn’a Temmuz 2002 yılında yaptıgımiz ziyarette, Biro`nun ahfadının (torunları) “Kalkancı” soyadını taşıdıklarını ögrendik. Gildo`yla Biro`nun aynı evden ayrıldığı kesin olmakla beraber, hangi dönem ve kuşaktan ayrıldığı bilinmemektedir. Alê Gildê, tarih ve sebebi belli olmayan bir ortamda Bahadûn`dan Kangal toprağına göçerek, önce Gundê Pupo`da (şimdiki adı Korubaşı, bir dönem de Tornik olarak biliniyordu) ardından Topardıç`ta (Torpaşt) kısa bir müddet konakladıktan sonra Kürkçü`ye yerleşir. (Qalxanci(lar)ın ve buna bağlı olarak Gildan(lar)ın sosyal yapısı için Şecere bölümüne bak!)

Kürkçü, köy statüsüne kavuşmadan önce Dayılı`nın bir mezrasıdır. Arazisi de çevresindeki köylerin yaylasıdır. Alê Gildê, Kürkçü`ye yerleştikten sonra Topardıç`ta ikamet eden Silê Xanê`yi sürüsüne çoban alır. Kürkçü’ye yerlesen Silê Xanê, Alê Gildê’nin kız kardeşi Mêrem’le evlenir. Silê Xanê, bugünkü Akkaya, Karakuş, Göktan ve Akbulut soyismini taşıyan insanların atasıdır. Kardeşi Memê Xanê, ki bugünkü Akbulut ve Kartal soyismini taşıyan insanların atasıdır ve diğer Cafan(lar) da zamanla buraya, Silê Xanê`nin yanına gelerek yerleşirler. Ussikan(lar)ın, Cafan(lar)dan daha önce Alê Gildê’nin yanına gelerek köye yerleştikleri konusunda köyün en yaşlılarından Hüseyin ve Zeynel Akkaya, Hasan Atmaca ve Genco Özkan hemfikirler. Aynı kişiler, Pozreşan ve Laco(lar)`ın, köye 1950`li yıllarından sonra yerleştiklerini, Pozreşan(lar)`ın bugün Ulaş`a bağlı Kapıkaya köyünden (Yimo`nun akrabaları), Laco(lar)`ın ise yine Kangal`a bağlı Abdaloğlu köyünden (Alikê Kibar`ın akrabaları) göçtüklerini açıkladılar.

Öncelikle koyun ve keçi sürüleriyle geçinen bu insanlar, zamanla ziraatla da uğraşırlar. Tarla ve çayırlık için elverişli arazi ve orman kesilerek elde edilen arazi, bundan sonra taşlarından temizlenmeye başlanır. Uzun emeğin sonucu başarıya ulaşılır. Oluşan tarlalarda toplanan taşların, tarla ortasında çesitli yerlere yıgılması, bir çok taş yıgınlarını meydana getirir, ki bu taş yıgınlarından köyün adı doğar. „Qûrç“ Kürtçe`de taş yıgını demektir. Qûrçik ise küçük taş yıgını anlamındadır. Qûrcik zamanla telafuz değişimine uğrayarak Kûrcik olur. Kürtçe isimler yasak olduğundan dolayı, Kûrçik ismi resmi kayıtlara Kürkçü olarak geçer.

Köyde ziraat yapılmasıyla birlikte aileler arasında kavgalar da başlar. Gençağa köyün ağası iken, gittikçe ağalıgını ve bununla birlikte bir çok arazisini kaybeder. Diğer kabileler ise tam tersi toprak sahibi olurlar. Topardiç`tan göçüp Kürkçü`ye yerleşirken dost olan bu aileler, Kürkçü`ye yerleştikten sonra böylece düşman olurlar. Köy ikiye bölünür. Cafan(lar) bir tahifeyi Qalxanci ve Ussiklar diğer tahifeyi oluştururlar. „Düşman“ tahifeler biribirlerine gidip gelmezler, mümkün olduğunca alış veriş yapmazlar ve uzun zaman da kız alıp vermezler. Bu kavgalar, bugün 70 yaşının üstünde olan kuşağın gençlik dönemine kadar devam eder.

Köyde en büyük aile 6 hane ile Akkayalar`dır. İkinci sırada 5 hane ile Karakuşlar gelir. Ayrıca üç hane Özkan, üç hane Akbulut, iki hane Şahin, iki hane Açıl, iki hane Boztaş, iki hane Göktan, bir hane Topkaya, bir hane Kartal, bir hane Doğan, bir hane Karabulut, Sönmez (bugün Kaya olarak degiştirilmiştir) ve bir hane de Kiraz soyadında aileler yaşamış ya da yaşamaktadırlar.

Köy halkı yörenin en büyük Kürt aşireti olan Koçgîrî aşiretinin (eşîret) mensubudur. Üç büyük kabileden (qebîle) oluşurlar. Cafikan (Cafan da deniyor), Qalxancîyan ve Ussikan. Cafan(lar) köyde çoğunluğu, Ussikan(lar)ise azınlığı temsil ederler. Soyadlara göre, Akkaya, Karakuş, Göktan, Doğan, Kartal, Akbulut, Karabulut ve Boztaş(lar) Cafan kabilesini; Özkan, Sönmez, Açıl ve Topkaya(lar) Qalxancî kabilesini; Atmaca ve Şahin(ler) ıse Ussikan kabilesini oluştururlar. (Şecere bölümüne bak!)

Cafan kabilesinin en büyük atası Cafer`dir. Kabile adını bu kişiden alır. Cafan(lar)ın Kürkçü köyündeki en büyük ataları ise Memê ile Silê Xanê`dir. Memê ile Silê kardeşler. Zara`nın Danışık köyünde daha küçük yaşta yetim kalırlar ve Kangal`ın Topardıç köyünde Alê Simê`nin (Aslan soyadını taşıyan insanların atası) yanına gelirler. Kürkçü köyünün kurucusu Alê Gildê, Silê Xanê`yi Topardıç`tan kendi yanına getirerek Mêrem adındaki kız kardeşiyle everir. (Şecere bölümüne bak!)

Hasan Atmaca`nın verdiği bilgiye göre, Ûsikan(lar)`ın (Atmaca ve Şahinler) atası Yusuf`tur (Ûsiv). Yusuf`un, Hüseyin (Hûsenê Xödar=Xöci) adında bir de kardeşi vardır. Yusuf ve Hûsen kardeşler, Kürkcü`ye Ale Gildê gibi Bahadun`dan göçmüşlerdir. Göçün ne zaman ve neden olduğu bilinmezken, Ûsiv`in Gûndê Cay`a (Zara/ Asağı Camözü) ve Hûsen`in ise Elbistan`a göçtüğü bilinmektedir. Ûsiv, bir müddet Gûndê Cay`da Ûsivê Kisleci`nin yanında kaldıktan sonra Kürkçü`ye Ale Gildê`nin yanına gelir. Ale Gildê, Ûsiv`ı Nahala Saqan bölgesindeki bütün sulu araziyi vererek köyde kalmasını sağlar. (Şecere bölümüne bak!)

Kürkçülüler inaç bakımından Alevi`dir. Pirleri, merkezi Muxundî`de olan Bamasor ocağına bağlı Zara Kızılkale köyünden Seyit Cafir ve ahfadı ile Kangal Mesçit köyünden Araboğlu ve Şex`in ahfadıdır. Seyit Cafir, Aleviliğin tarikat kapısının piridir ve Kürkçü`de Cafanlar`ın, Mem-u Xan(lar) hariç, piridir. Buna mukabil Araboğlu ve Şex, Aleviliğin hakikat kapısının pirleri olup Kürkçü`de Qalxancî(lar), Ussik(lar) ve Mem u Xan(lar) pirleridir. Mem-û Xan(lar) kök itibariyla Cafan(lar)`dan olmasına rağmen dini yol bakımında Mesçitli pirlere sonradan bağlanmışlardır.

Dini ayinler, ki buna „Cûvat“ deniyor ve günümüzde artık yapılmıyor, genellikle kış mevsiminde yapılırdı. Pirler kışın köye gelir, köyde günlerce kalırlardı. Akşamları Cûvat baglanırdı. Küskünler barıştırılır, suçlular yargılanırdı. Pirlerin köye geleceği de önceden haber alınırdı. O gün herkes hazır bulunurdu. Pir, geleceği yönün tepesinde görünür görünmez karşı gidilirdi. Bu karşı gidişlerde bazen karın üstünde yalın ayak giden bazen de sürünenler olurdu.

Ayrıca köyde, islamiyette olmayan, hatta islamda Kabe`nin dışında yasak olan birden fazla kutsal yer (Ziyaret) de vardır. Bunların en önemlisi Yılanlı dağının zirvesindeki Sultan Melek ziyaretidir. Köyün doğusunda, Mexo(lar)`ın üst tarafındaki girişinde bulunan tek çam ağacı da kutsal sayılmaktadır.

Yukarıda da belirtildiği gibi Kürkçü`lülerin yerleşik düzene geçiş tarihi belli değildir. Yerleşik düzene geçiş dönemınin ilk yıllarında yaşam kaynağı koyun ve keçi sürüleriyken zamanla ziraat da yapılmaya başlanır. Arpa, buğday, çavdar, fiğ, mercimek gibi hububatların ekimi yapılır ve hayvanların kışlık yemi için çayır ve yonca yetiştirilir. Üretim araçları ilkeldi. Modern tarım araçlarından traktör, köye ilk kez 1970`lerin sonlarına doğru girer. Ondan önce tohum el ile atılır, karasabanla sürülür ve orak ile biçilirdi. Biçilen ekin, öküz arabasıyla harmanlara çekilir, yine öküz gücüyle çekilen döven ile sürülür ve kol gücüyle işleyen harman makinası ile savrulurdu. Saman ya sırt ile, ya da kol gücüyle tahta kürek ve sırıklarla samanlığa konurdu. Elde edilen tahıl, örneğin buğday harmanda istiflenirdi. Kürekle bir nevi mühürlenirdi. Bu buğdaydan köy muhtarının ve bekçisinin hakkı ile hayvan sayısına göre çoban hakkı ödendikten sonra, gelecek yılın tohumu ayrılırdı. Anlatımlara göre cumhurıyetin kuruluş yıllarında devlete ödenen vergi de, ki daha sonra kaldırılmıştır, bu buğdaydan ayrılırdı.

Kalan buğdaydan ailenin yıllık unluk ihtiyacı da belirlenirdi. Unluk buğday, büyük çuvallara doldurulur ve öküz arabasıyla dere kenarlarına götürülürdü. Orada kadınlar bu buğdayı yıkar, çayırlara serilen daha çok keçi kılından yapılan sergilere sererek güneşte kuruturdu. Kuruyan buğday yine kadınlar tarafından elenerek taşından ve başağından ayrılmamış tanelerinden ayrıştırırdı. Bu işlem de bittikten sonra buğday yine çuvallara doldurulur, öküz arabasıyla ya Tekke köyündeki ya da Balıklı Çermik`in güneyinde bulunan üç değirmenden birine götürülürdü. Günlerce beklendikten sonra nöbeti yani sırası gelen değirmene gider, buğdayını öğütürdü. Undan değırmen hakkı da verildikten sonra tekrar çuvallara basılarak eve getririlirdi. Çuvalların içeriye alınması tek insanin yapacağı iş olmadığı için, köyün erkekleri çağrılırdı. Erkekler çuvalları içeri alırken kadınlar da en güzel yemeklerini hazırlarlardı. Gillora sîr, Şorbe, Pîlaw veya Mîrişk bu yemeklerin başında gelirdi. İş bittikten sonra şakalaşmalar ve tatlı sohbetlerle yemek yenirdi.

Çayır ve yonca yetiştirmenin çok suya ihtiyacı olduğu için, suyun ulaşabildiği bütün düz arazi çayır ve yonca ekimine ayrılmıştı. Çok küçük bir bölümünde de bostan ekiliyordu. İlkbaharın gelmesiyle birlikte erkeklerin ilk işi, bahar ekimini yapmasının yanısıra, çayır ve yoncalara su getırmekti. Her yıl kılometrelerce uzunluğunda su arkı eşilir ya da ilkbahar sularıyla dolan arklar yeniden temizlenirdi. Köyün üst tarafında, Mazıkıran tarafından getirilen suyun arkı, o güzergahta çayırı, yoncası ya da bostanı olan bütün aileler tarafından ortaklaşa açılırdı.

1919-1921 Koçgîrî Kürt Milli Kurtuluş Savaşı`na köyden o dönemler Osmanlı`nın ordusundan kaçarak devletçe aranır duruma düşen „eşkiyalardan“ Daxcî ve İboyê Mexo katılır. Hareketin yenilgisiyle beraber yakalanan Daxcî, kimisine göre Malatya Akçadağ`da kimisine göre de Sivas`ta idam edilir. İboyê Mexo ise 100 yıldan fazla hapis cezası alır. İki yıl Gürün`de, 10 yıl da Sivas’ta omak üzere toplam 12 yıl hapıs yattıktan sonra çıkan genel bir aftan yararlanarak tahliye olan İbo, bundan sonraki hayatını köyde geçirir.

Köy halkından, ilk kez köylülükten nisbeten çıkıp yarı işçiliğe dönüşenler, Qalxanci(lar)dan Ali Özkan (Paşa) ile Cafan(lar)dan Ali Akkaya`dır. Her iki kişi de Devlet Demir Yollarında çalışırlar. Paşa, daha sonraları Sivas`a, oradan da İstanbul`a yerleşerek bir daha dönüş yapmayacak şekilde şehirlileşir. Emekli olduktan sonra bir ayakkabı dükkanı açarak senelerce de bu işle uğraşan Paşa, İstanbul`da ölür. Ali Akkaya ise, emekli olduktan sonra da ölene kadar köyde yaşar.

Köyden ilk kez yüksek okul okuyan insanlar, köylülükten yarı işçiliğe sınıf değiştiren yine bu iki insanın birer oğulları olur. Ali Abês`in küçük oğlu Memedali, öğretmen okulundan mezun olur ve öğretmenlik yapar. Paşê`nın küçük oğlu Ali ise İşletme Yüksek Okulunu bitirerek esnaflığın yanısıra Mali Müşavirlik yapar. Ali Özkan, Türkiye Birlik Partisi`nde bir kaç dönem politika da yapar, fakat milletvekili seçilemez. Buna mukabil, … döneminde bir müddet İstanbul ili Kağithane ilçesi Belediye Başkan Yardımcılığı görevini yapar.

1950`li yıllarından itibaren köyden bazı erkekler Adana`ya sezonluk gitmeye, orada hızar ve baltayla odun doğrama işinde çalışmaya başlar. Ardından Istanbul`a da sezonluk göçler olur. Orada Karaköy limanında gemi, Perşembe pazarında kamyon yükleme boşaltma, kapalı çarşıda ve mısır çarşısında hamallık gibi işlerde çalışırlar. Bekara ev verilmediği bu dönemde, İstanbul`a gidenler, işhanlarının çatılarında kalırlar. Bir öküz parası, ya da evinin kışlık şeker, tuz, tütün, ve giyim kuşam ihtiyacını gidermek üzere üç beş kuruş biriktirebilenler köyüne geri döner.

Sezonluk işler zamanla kalıcı olmaya başlar. İşhanlarında bazen gizli, bazen de açık kalanlar, İstanbul`un boş arazilerinde oluşan gecekondularda birer gecekondu yapıp yerleşmeye başlar. Bu yerleşim, onların köylerine bir daha geri dönmeyeceği anlamına gelmektedir. Adana`ya gidenler de orada uzun kalmaya, ardından da yerleşmeye başlar. Açıllardan Hemedê Boro`nun (Ahmet Açıl) çocukları Mahmud, Hemedalî, Hüsên ile Şahinlerden İboyé Mexo`nun oğlu Qedîfe Adana`ya yerleşir.

İstanbul`a ilk yerleşenlerin ardından gidenler, önceleri fabrikalarda vasıfsız işçi, binalarda kapıcı ve belediyenin temizlik işlerinde çalışırlar. Sonraları Atmacalar ile Özkanlar tekstil ve mobilya satışı üzerine esnaflığa yükselirler. Bu işte bazısı uzun müddet dayanırken, bazısı da çabuk iflas eder. Fakat alanlarını değiştirerek esnaf olarak hayatlarını sürdürürler. Akbulut ailesinden bir kişi de çelik eşya üretimi yapan küçük bir fabrikatör olur.

Almanya 1960`larda Türkıye`den de işçi almaya başlayınca, ilk seneler olmasa da ondan sonraki yıllarda Kürkçü`den de gitmek isteyenler olur. Ilk önce Nazım Kartal, ardından Ali Göktan, Süleyman Akkaya ve Veyis Atmaca Almanya`ya işçi olarak giderler. Fransa`ya ilk giden Ibrahim Akbulut (Bre) olur, onu Battal Göktan (Kalê), onu da Ali Karabulut (Lavê Hacî) izler. Ingiltere`ye ilk giden Mustafa Topkaya olur. Öğrenim için gittigi Londra`da bir daha dönmeyen Mustafa, orada birden fazla alanda iş yapar ve hala da yapmaktadir. 1980`den sora Almanya`ya Mamo Baran, Fransa`ya Rasim Akbulut, Ismail Göktan, Hüseyin Özkan, eşi ve cocuklari ve Mehmet Karakuş (daha sonra Ingiltere`ye göcer); Amerika Birleşik Devletine Hakan ve Leyla Özkan; Kanada`ya Dilek Özkan göçerler. Hakan Özkan kısa zaman sonra Türkiye`ye geri dlöner.
Bu gün Kürkçülülerden en çok insan yabancı ülkelerden Ingiltere`de yaşamaktadır. Ingiltere`ye göçen insanların büyük çoğunluğu direk köyden değil, daha önce göçmüş oldukları ya da doğdukları şehirlerden ve 1980`den sonra göçmüştür. Ayrıca Ingiltere`ye ve daha önce Almanya ile diğer batı Avrupa ülkelerine göçenler arasındaki farklardan biri de, Ingiltere`ye göçenlerin büyük çoğunluğunun orada siyasi sığınma talebinde bulunmuş olmasıdır. Şunu da hemen eklemek gerekir: Gerek Ingiltere`de, gerekse de diğer ülkelerde siyasi sıgınma talebinde bulunan Kürkçülülerin yine büyük çoğunluğu, Türkıye`de gerçekten siyasi faaliyet yürüttüğünden dolayı takibata uğradığı için değil, gittikleri ülkede başka türlü kalınamadığı için bu yolu seçmişlerdir.

Bir Cevap Yazın