Anasayfa / Mehmet Akbulut / Korkularımız ve umut

Korkularımız ve umut

KORKULARIMIZ VE UMUT

Toplumca bir korku tünelinden geçiyoruz.

Korkularımız adeta toplumsallaşmış gibi, bir merkezden örgütleniyor, aynı merkezce yönetiliyor.

Telefon dinlemeleri, yatak odaları kasetleri, muhaliflerin vergi memurlarınca taciz edilmeleri, basına yapılan baskılar, gazetecilerin hapsedilmeleri, işten attırmalar v.b.

 

Bu korku ortamında, aşırı yoksullaşma ve sınırsız zenginleşme bir arada. Korkuyu yaratanlar; toplumca üretilenleri kendi isteklerine göre pay ediyorlar. Semirdikçe zenginleşiyorlar, zenginleştikçe daha fazla semiriyorlar.

 

Ülkemiz 30 yıldır istikrar politikası gereği muhalefete yer vermeyen bir iktidar anlayışıyla yönetilmekte. Korku tünelleri böylesi ortamların gereği. Başbakanın sıklıkla muhalefete tahammülsüzlüğünden bahsedilir. Sanat eserine ucube deyiveriyor. Yerel belediye başkanına yıkım emri veriyor. Kıbrıs Türk halkına beslemelerim deyiveriyor. Kıbrıs halkından tepki alıyor. Kıbrıs’a atadığı ulağı değiştiriyor, şaşırıyoruz! Tek başına hepimiz adına anayasa değişikliğine gidiyor. Olumsuzluklarla dolu  30 yıllık  tarihsel mirasımızı akıldan çıkarıyoruz ve niye tek başına diye? Yine şaşırıyoruz. 12 Eylül’le oluşturulan biat kültürüyle, muhalefetin yokluğu üzerine siyaset kuran bir demokrasimiz olduğunu unutuyoruz. Bu anlayıştan demokrasi olgunluğu bekliyoruz.

 

Gasp düzeni kurulmuş bir kere. 12 Eylül’ün getirdiği bütün yasak ve kısıtlamalar sistemin içerisine yedirilerek sürdürülüyor. Bu nedenle günümüzde askeri darbelere artık ihtiyaç duyulmuyor. Biz hala sivil demokrasiyle yönetildiğimizi sanıyoruz. 12 Eylül’ün bile yapamadığı hak gaspı “Güvencesiz çalışmanın anayasal hak” haline getirilmesi; üstelik halka onaylatılarak siviller tarafından yapıldı.

Siyasi partiler de fiili siyaset yasağı anlamına da gelen  %10 barajı uygulaması hayatın her alanına yaygınlaştırılmış durumda. Özellikle iş yaşamında, sendikal örgütlenme alanında ciddi işlev görüyor. Sendikaları iktidarın yörüngesine sokuyor. Girmeyenleri işlevsizleştiriyor. (Torba yasası parlamentodan geçerken iktidar bu nimetten! fazlasıyla yararlandı.

Hukuk adamları  12 eylül de  5 generalin iki dudağına bakarak karar veriyordu. Şimdi iktidarın ağzına bakıyor. Yandaş hukuk(yeni bir kavram) işe hızlı başladı.

 

Üniversitelerimiz  12 eylülle  özerkliklerini kaybetmişlerdi. Öğretim üyeleri (bir kesimi)bedel ödeyerek karşı seslerini yükseltmişlerdi. Şimdi ses veren de kalmadı. Yandaş öğretim üyeleriyle üniversitelerimiz zaptı-rap altındalar.

 

Aydınlarımız bir kesimi ağır bedeller öderken bir başka kesimi bu günkü sivil darbecilerle beraber “ileri demokrasi” mavalı okuyorlar.

 

Anayasal bir hak olan Sosyal devlet’in sosyal tarafı buharlaştırılmış geriye sadece

eli sopalı, gazlı devlet kalmıştır.

 

Sağlığımız uluslararası tekellerin insafına terk edilmiş durumda. Sağlıkta özelleştirme, tekelleşme yani piyasalaştırma süreci ile vatandaşa “paran kadar sağlık hizmeti” anlayışını dayatıyorlar.

 

Ne kadar umutsuz bir tablo!

Yine de böyle anlarda bir umut olmalı…

Hepimizin geleceğimize dair umudu olmalı. Hekimin hastasına dair, hastanın iyileşeceğine dair umudu olmalı. Öğrencinin geleceğine dair umudu olmalı. Evsizin ev bulmaya, işsizin iş bulmaya dair umudu olmalı. Aç insanın karnını doyurmaya dair umudu olmalı.

Tüm zorluklara rağmen devrimciler toplumun tümüne umut olmalı. Mücadele azminin kaynağını yaratmalı..

Hayatın her alanında UMUT yaratanlara  ve yaratacaklara aşk olsun…

Dt.Mehmet Akbulut

ilginizi çekermi ?

Van depremi üzerine

Van depremi üzerine ‘VAN’ gibiyim işte.! ‘’Nasılsın?’’Diye sorma ‘VAN’ gibiyim işte. Bir yanım yıkık ve …

Bir Cevap Yazın