Anasayfa / Şükrü Şahin / Kitaplardan seçmeler

Kitaplardan seçmeler

 

 

Kitaplardan seçmeler ; Vay gözünü sevdiğimin dünyası… Haliçte yaşayan simonlar;

Üzerinde bir oyun olduğunu anlayınca kitap yazmaya karar vermişti, insanlığa simonlaşmış olan Hanefi Avcı. Emniyetteki kadrolaşmada kendine yer bulamayacağını anlayınca 6 ay içinde yazıvermişti 35 yıllık anılarını.
Trajikomik anlatımlar var içinde kitabın. Ama belki de Bedri Yağanında öldürüldüğü operasyonu nasıl yönettiği kısmında kendi kahramanlığını anlattığı bölüm en önemlisi. 6. şahsın kim olduğunu kimsenin bilmediği 6 kişiyi ölü ele geçirdik diyor. Aynı dönemde aynı grup tarafından bir ismin gözaltında kaybedildiği ısrarla açıklandı. Demek ki 5 kişiyi direkt katlettiği, bir kişiyi de gözaltında kaybettiği itirafı var kitapta. Ne garip o gruptan bir kısım insanın da içinde olduğu iddia edilen “Devrimci Karargah” adlı örgüte yardım yataklıktan tutuklandı bu katliamcı emniyet müdürü. Bir siyasi yapının tepe noktasındaki insanın böyle bir işkenceci ile dostluk paylaşımı ise asla değer yargılarımla bağdaşlaştıramadığım bir durum. Yoksa lider boyutundaki bu şahıs Hanefi Avcı’yı örgütlemiş miydi. Tersini sormak bu ülkede en büyük tehlike o nedenle sormuyorum…

Dünün azılı faşisti, dönemsel kıvrılmalarla İslamcı faşist, şimdi de solcu. Mersinde görevli iken işkence de öldürdüğü insanlardan söz etmiyor Hanefi Avcı. İşkenceler ve katliamlar sadece hata idi. Görev bilinci adı altında koşullandırma idi. Şimdi geriye dönüp baktığında ise devrimcilerin iyi insanlar olduklarını, kendi menfaatlerini düşünmediklerini görmüş. Kitapta baştan sona kadar hastalık boyutunda teknik takip konusunda kendi başarılarını ve yaratıcılığını anlatmış Hanefi Avcı. Demek ki kendisinden daha yetenekli meslektaşları varmış. Kendi yöntemiyle vurdular devrimci dostu işkenceci müdürümüzü.
Bilinen bir gerçeklik bir kez daha pratik olarak ortaya çıkmış oldu. Kapitalizm kullanır atar. Kimini böyle, kimini farklı şekillerde…

Mösyö

Mehmet Baransu boş durmadı avlanmış olan müdürün tüm açıklarını ortaya çıkaran kitabını yazıverdi. Merak ettiğim konu ise neden hakkında kitap çıkarmak için Hanefi Avcı’nın kitabını bekledi. Röportaj yapmış avcı ile avcı Baransu’nun kayıt cihazını kırmış kitapta en fazla buna içerlenmiş yazar. Özellikle de Hanefi Avcı’nın ekibindeki bazı şahısları sahiplenmesine takmış Baransu. Gerçekten de emn gnl mdr yardımcısı Emin Aslan tutuklanıyor Hanefi de abisini kurtarmak için gidip Cumhuriyet Savcısına ben abime kefilim diyor. Her iki kitabı da okurken traji komik bir şekilde gülüyor insanlar. Şıracının şahidi bozacı meselesi. Baransu kitap yazıyor ama nedense cemaat kısmındaki iddialara hiç cevap vermiyor. Acaba gazetecinin bilinmeyen kaynakları o konuda sevgili yazarımızı beslememişlermiydi…

ŞAH İLE SULTAN

İskender Pala adlı bir yazar içine kurt düşmüş olacak ki, Yavuz ile Şah İsmail arasında ki Çaldıran savaşı öncesi ve sonrasını konu alan bir kitap yazmış. Bu kitap sayesinde yüz binlerce aleviyi katleden Yavuz Sultan Selimin aslında duygusal, liderlik yetenekleri gelişkin vatanı için kardeşlerini, babasını öldürmekten çekinmeyen bir ulu olduğunu öğrendim. Aslında Alevilerin şah İsmail’le yüz binlerce Sünni insanı acımasızca katlettiğini Yavuz’un yaptığının onun yaptığının yanında bir hiç olduğunu öğrendim. Yavuz ‘un babasını, kardeşlerini öldürdüğünü zaten biliyorduk, Şah İsmail’de az değilmiş ama yani o da annesini Sünni olduğu için öldürmüş.

Güzel cümlelerle Taçlı Hatun’un Yavuz’a olan düşmanlığının nasıl saygıyla karışık bir aşka dönüştüğünü anlatırken insan bir dağılıp gidiyor. Kitap Şah İsmail’in sevdasını bırakıp kaçan , Yavuz’u ise kendisine kötülük yapmalarına rağmen Alevileri kucaklayan biri olarak göstermeyi çok güzel başarmış. Tv programında ısrarla hatalı bir yer varsa tartışmaya hazırım, geçmişte sağ taraftan geldiğim (faşist olduğum) için önyargıyla yaklaşmayın diyor İskender Pala. Biraz daha zorlasan Alevileri ne kadar fazla sevdiğini söyleyecek. Ha Yusuf Hallaçoğlu ha İskender Pala her ikisi de ırkçı faşist beyinler. Kitapta zaten aynı kalemlerin ürünleri.

Hrant
Hrant ülke sosyalistlerinin yürek yarası.

“Türkiyeliyim… Ermeniyim… İliklerime kadar da Anadoluluyum.
Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi ”batı” denilen o “hazır özgürlükler cenneti”nde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim.

Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.
Ülkem Sivas için ağlarken ağladım. Halkım çeteleriyle boğuşurken boğuştum. Kendi kaderimi ülkemin özgürlüğünü yaratma süreciyle eşledim.” Diyordu Hrant Ahparig.
Ulusal kimliği küfür olarak kullanılan bir ülkede korksa da çekinse de ve bazan şaşırsa da yaşadıklarına dünyayı değiştirmeye çalışmanın bedelini ödedi. Eline sağlık TUBA ÇANDAR dedim kitap bittiğinde. Kitap sona doğru yaklaşmasın istedim. Çünkü ölüm vardı. Hrant Ahparigi vuracaklardı.

Khent demiş ona dostları. Türkçesi Deli fişek. Öyle olmasaydı bu ülkede en zor olanı başarmaya çalışır mıydı?
Kitap olabildiğince objektif kalınma kaygısını da taşıyarak hazırlanmış. Çocukluğunda ki yaşadığı travmalardan agos u yaratırken yaşadığı sorunlara, aile içi kaygılardan, Veli Küçük ve Kemal Kemiksiz faşistlerinin provakasyonlarına kadar süreç tanık anlatımlarıyla somutlanarak ve ahparigin kendi yazılarıyla da desteklenerek anlatılmış.
Hrant’ın ölümü Türkiye sosyalistleri açısından kısmi anlamda da olsa bir utanç kaynağıdır. Kendisini emanet ettiği bu toprakların sosyalistleri onu mahkemelerde yalnız bıraktılar. Kurtlar sofrasına bırakıldı Hrant. O kendisini feda etmişti ama böylesi de olmamalıydı…(ahparig: ağabey)

ilginizi çekermi ?

ÇOK ŞÜKÜÜÜÜÜR

Çok şüküüüüüüüür; Syn Mamo Baran sonunda referandumla ilgili düşüncelerini açıkladı. Üstelik de net bir biçimde …

Bir Cevap Yazın