Anasayfa / Şahap Eraslan / İŞE YARAMAZ YAŞLILARI NE YAPMALI…

İŞE YARAMAZ YAŞLILARI NE YAPMALI…

Merhaba Mamo,

İşe Yaramaz Yaşlıları Ne Yapmalı…

Uzun zaman oldu yazmayalı… Ya da geçen zaman bana uzun geldi… Televizyonda (Phönix Televizyonu, 13.04.2010 saat 20.15) Ermeniler’le ilgili bir belgesel ve bu belgesele bağlı olarak da bir tartışma var… Uzun zaman oldu kederlerden söz etmeyeli…  Hilmi Yavuz demişti: Hüzün ki en çok yakışan bize… Sitede bir ölüm haberi, ölümü hiçleyen bir haber… Ölüme onur katma çabası… Ölürken dimdik durma çabası… Ağaçlar gibi yani… Ağaçlar ayakta ölür… Dimdik ölür yani… Saçı ve sakalı Kürt olan o yaşlı adam… Adı neydi sahi… Mamo o anı, o yaşlı adamın ölmeden önce söylediği o sözü altını çizerek yazmışşın… Hainlik yani… Hüzüne çağrı sanki… Sayın Akyar yürekli (yüreği olan) adamdır… Kaçırmaz böyle anları… İnsanın insan olma anını o da kaçırmaz dedim… Yazısı geldi… Mamo tekrar çağrı yapmış… “Trajedi anını kaçıran ahali, görün olanları”… Görmek kör ediyor insanı… Görmemek sahiden körlük…

Yaşlıları ne yapalım… Valla ben bilmiyorum… Ne yapmalı… Onlar gençliklerinde kendilerini devlette sigorta yapmamışlar… Ne bileyim hayat sigortaları falan da yok… Kendilerini tanrıya dua ederek sigorta etmeye çalışmışlar, ama yaptıkları sigorta poliçesi bu dünya sorunlarını çözmek için geçerli değil. Poliçeleri belki ölüm sonrası işlerine yarar… Tanrı yerine kendilerini Allianz’da sigorta ettirselerdi poliçelerinden ötürü “huzurlu bir yaşlılık” geçirirlerdi… Gençliklerinde “çocuklar ileride bana bakar” biçimindeki düşünmenin bir yanılgı olduğu anlaşıldı. Çocuklar hayırlı evlat olma tasarımından vaz geçtiler…

Önceleri yaşlıların deneyiminden, sorun çözme becerilerinden yararlanacağımızı sanırdım… Olmuyor… Elimdeki telefonu nasıl kullanacağımı benden yaşlı birine sorduğumu anımsamıyorum. Compüterdeki sorunu gidermeye gelenlerin çoğu tüyü henüz yetmemiş çocuk… Bilet almak için gittiğim turizm şirketindeki kız henüz çocukluktan yeni çıkmış… Nerede yahu bu deneyimli, sorun çözebilen yaşlılar… Ya bu yaşlılar, otobüste zor bela kaptığım koltuğu elimdem alabilmek için gözümüm içine bakmanın dışında ne işe yararlar… Acele bir yere ulaşmaya çalışırken önümde yavaş adımlarla yürüyerek beni engellemek dışında sahi ne işe yararlar… Anlattıkları anıları dinlerken bir şeyler öğrendiğimi de sanmıyorum… Küçücük kafalarıyla kocaman dünya sorunlarını çözmüşçesine abartılı konuşmalarını dinleyerek de bir şey öğrenmedim… Arada bir sümüklerini bile silmekte zorlandıkları gençliklerini bala banarak anlatmalarına da artık tahammülüm yok… “Zamanın behrinde”… Duymaya bile artık tahammül edemiyorum… Yaşlılar yeniden, yeniden kullanılabilen meta bile değiller… Bir kez kullanılabilen kola şişeleri gibiler yani… Onun için yaşlıları ne yapalım… Ben bilmiyorum… Pinik yapacağız yalanıyla tümünü bir dağın başına toplayalım ve onları orada bırakıp hızlıca onlardan kurtulmak için kaçalım…

Erkekler bir çok ülkede politika yaparken, iktidar sahibiyken bu politikacıların eşleri de çok önemli işlerle uğraşırlar. Mesela Hint Horozu Sevenler Derneği Yönetim Kurulu başkanı olurlar. Ya da ne bileyim, Kelaynak Kuşları Resim Yarışmasında jüri üyesi olurlar. Polıtıkacılar iktidarı ellerinde tutarak önemli olurken, eşlere de önemliymiş gibi davranma rolü düşer. Rol inandırıcı olsun diye bu önemli görünen hatunların yaptıkları topantılar televizonlarda falan gösterilir. Bu kadınların arkalarından biraz yalak herifler ceketlerinin düğmelerini ilikleyerek koştururlar. Sanki bu herifler koşturmasalar bu toplantılar, bu hatunlar önemlerinden birşeyler yitireceklerdir. Bir dönemler papatyalar vardı… Papatyaların yedikleri, içtikleri ve de sıçtıkları gazetelerde, televizyonlarda uzun uzun anlatılırdı. Ben gene abarttım… Sıçmalar gösterilmezdi… Sıçmayı gösterseler papatyaların götünü de göstermek zorunda kalırlardı ki, bu, genel ahlaka aykırı olduğundan falan filan… Biz halk olarak aslında papatya götü görsek papatyalardan daha az ahlaklı sayılmazdık ama gene de göt göstermek, görmek yasaktı… Bu papatyalar çok işler yaptılar, çok önemlilerdi… Yıllarca halka hizmet ettiler… Ben zeki bir adam sayılmam… Hiçbiri aklımda kalmadı… Papatyaların adlarını da unuttum… Bu hatunların erk sahibi kocaları da erklerini (iktidarlarını) yitirdiklerinde partilerine “onusal başkan” seçilirdi. İktidarlarını yitirdiklerinde sanki hala iktidarları varmış gibi bir oyuna takılırlardı… Biz de yaşlılarımızı acaba köy derneklerine onursal başkan mı yapsak…

Şubat ayında kayak tatilindeydim… Her yer kardı… Sonra kış olimpiyatları vardı… Aralarında Türkiyeli sporcu var mıydı?

Muhammed gerilimi düşürmek ve kültürel farklılıkları azaltmak için Mekkeliler ve Medineliler arasında kardeşliği geliştirmeye çaba gösterir. Kardeş olmayanlar için kardeşlik ve kardeşlik söylemi bu dönemde asimilasyon işlevi görür. Türkler ve Kürtlerin kardeşliği muhabbetinde böylesine bir asimilasyon çabası var mıdır? Aslına bakarsanız Türk/Kürt meselesindeki kardeşlikte asıl sorun kimin ağabey olduğunda…

Mamo kopya vermiş… Sonra Firavunlar ülkesindeydim… Osiris kızkardeşi İsis’le evlenir… Erkek kardeşleri Seth Osiris’i kıskançlıktan öldürür… Size bu anlatı tanıdık gelmiyor mu… Binlerce yıl sonra Musa (eski Mısırca da mu su, sa ise oğul demekmiş. Yani Musa suyun oğlu anlamına gelirmiş), İsa bu öyküden kopya çekmemişler mi? Günümüzdeki tanrı tiplemelerinin, dinsel anlatıların kaynağının Eski Mısır kültüründe olduğunu düşünüyorum… Ölümle başladı bu yazı… Daha doğrusu bir ölüm haberinin hüznüyle… Dinler aslında ölümü yalanlama çabasıdır… Ölümün bir son olmadığı, ölüm sonrası da bir yaşamın olduğu sanılır… Ölümsüzlük tasarımı dinlerde yaşatılır… İşte bu tasarım Mısır’da gelişir ve şekillenir… Nil nehrinin büyüsünü anlamak için gittim belki de oralara… Kızıl Deniz sahiden kızıl mı yoksa adı mı öyle… Bunu merak ettim biraz da…

Mamo belki bir gün sana Kartaca’yı, Kartacalıları anlatırım… Hani Roma’lılara kafa tutan Kuzey Afrikalı (bugünkü Tunus) kavmi… Hanibal’ı anlatırım… Hani Roma’lılara esir düşmemek, bir Romalı tarafından öldürülmemek için zehir içerek intihar eden Hanibal’ı anlatırım… O da Anadolu’da inithar etmişti… Zehir içerek intihar etmişti… Ele düşmemek için ölmüştü… Dimdik ölmüştü Hanibal… Yaşlı bir komutan olarak ölmüştü… Öldüğünde Alp’leri fillerle geçen komutan yoktu sanki, Roma’yı kuşatan, İtalya’yı bir baştan bir başa ezip geçen adam yoktu sanki… Yaşlı bir adamdı sadece… Heybesinde sakladığı onuru çıkardı önce, sonra da ağuyu… Ve sonra bir bardakta suya kattığı zehiri bir şarap kadehi gibi kaldırarak “şerefinize” der gibi Romalılara… Sakalları, saçları, fotoğrafı, ismi bile Kürt olan sizin oralı adamın adı neydi… Neden Hanibal’in ölümüne ölümü bu kadar çok benziyor… Kendini mi yoksa yaşlılığı mı yahut kendi yaşlılığını mı… Elden düşmeyi mi yoksa elden ayaktan düşmeyi mi yahut ele ayağa düşmeyi mi… Kendisiyle beraber neyi intihar etti bu adam… Yakınlarına senin yazdığını söyledi de Mamo bize ne söylemek istedi bu yaşlı adam…

Sevgiyle, dostlukla…

Şahap Eraslan

ilginizi çekermi ?

AŞK ÜZERİNE DERS NOTLARI

Aşkla kapitalizmi ilişkilendirmek düş kırıklıkları yaratıyor.  Bilincimizle karşı çıktığımız kapitalizmin sevgilimizle karşılaştığımızda hızla atan yüreğimize …

Bir Cevap Yazın