Anasayfa / Şahap Eraslan / FAŞİZM HER ORTAMDA

FAŞİZM HER ORTAMDA

FAŞİZM HER ORTAMDA

İzin öncesiydi galiba… Burada yazdım: Yılanlı’nın eteğinde bir bardak çay içebilmenin özlemini… Olmadı. İnsanların yurt belledikleri bir dağa tırmanları, bu tırmanıştan mutlu olmaları; aslında bu tırmanaşı bir “gönül gönüle” olma durumu olarak algılamalarından daha insani, daha keyifli ne olabilir ki! Bazan insan iki kişilikli olabiliyor: İzin öncesi özlemden söz et, sonra dön, özlemlerini siteye yansıtan adamlarla alay et! Yusuf 25 yıl sonra köyüne gittiğini yazmış… Keder, hüzün ve heyecanın iç içe girdiği kaç an vardır bir insanın hayatında… Yusuf’u okumak sizleri hüzünlendirdi mi, bilemem, ama ben okurken 25 yıla çok takıldım… Arabanın köye yaklaşırken dönen tekerlerine yürek atışları karışmış mıdır… Çatık kaşlı olmak… Belki de hüzünden ve kederden kaçmanın yolu… Yusuf’a, Mamo’ya, H. Şahin’e ve Ş. Şahin’e takılmak istemiştim… Öngörmediğim insanlar muhatabım şimdi… Ben gene de aynı isimleri muhatap alacağım… Aslında bu isimlerin ağızlarından dökülen incilere bakmak haz da veriyor… Ben şaka yolunu seçiyorum… Yusuf, Mamo ve H. Şahin bu buluşmadan keyif almışlar. Onlara hazzı mı yasaklamaya kalkıyorum? Ve kıyamet kopuyor… Yusuf yazısında Mamo’yu kıllı ayıya benzetmiş kahkalar kopmuş… Şaka olarak anlaşılmış… Mamo da yazıya bir tepki göstermedi… Çünkü şaka… Şaka anlaşılsın diye marsı, amerikayı, fiktif bir yılı alıyorum ben. Dedim ya kıyamet kopuyor… Kınımızda sakladığımız öfkeler çıkıyor… Çatık kaşlı olmak…  Çantamızda neden bu kadar öfke var? Bu öfkenin kanalize edilme biçimler nasıl?  Mamo’nun, Yusuf’un, Şahin’lerin ömrünün sonlarına kadar bu tırmanıştan söz edeceklerine ciddi bir biçimde inanmak kendi zekamdan süphe edeceğim anlamına gelir…  Yusuf’da bu şakanın farkında: Sen de kendi dağını yarat, sen de ona çık demiş… Ben bu dağı yaratamadığımdan zaten Yılanlı’nın eteğininden söz ettim… Aslında herkesin bir dağı olmalı. Arada bir bu dağa çıkmalı. Yaşamımızdaki inişler ve çıkışlara bir sembol oluşur en azından… Sabahattin Ali söyler ya: Benim meskenim dağlardır… Dadaloğlu da vardır: Ferman padişahın dağlar bizimdir, diye… Herkesin bir dağı olmalı… Yaşamın tekdüzeliğine inat… İnişleri çıkışları çok olan bir dağ olmalı… Ben şakamın muhatabı olarak Mamo, Yusuf ve H. Ve Ş. Şahin’leri seçmiştim… Yaptığım şaka amacını aşmışsa, birilerini incitmişse, amacım bu değildi… İncinenlerden özür dilerim…

Öğrencilik yıllarımda okuduğumuz metinlerin *** temasını anlatmamızı bizden isterlerdi. Yazdığım yazının şaka kısmını geçersek iki *** teması vardı sanıyorum… a) Sağırlar diyaloğu,  b) zorunlu din dersleri… Murat abimin yazdıklarına tepkiler (ses vermeler) çoğladı. Bu keyifli bir şey… Yusuf’un sorusuna hala es geçiliyor… Sağırlar diyaloğu sadece diğeriyle/ötekiyle olan ilişkimizde ortaya çıkmaz, kendimizle olan ilşkimizde de ortaya çıkar… Psikanalizm de zaten insanın kendisiyle olan sağırlar diyaloğunu konu eder… Duygusal analfabetizm (duygsal okur yazar olmamak, cahillik), kendimize sağır olmamız özünde bir savunma mekanizmasıdır… İletişim kuramlarının en sıradan kuralıdır: Her ilişkinin bir içerik, bir de ilişki boyutu vardır. Bana verilen tepkilerin bir kısmı  içerik gibi gösterilip ilişki boyutuna vurgu yapıyor… Ben bu muhabbetin içinde olmam… Kendileri gibi düşünmeyen her kişiye faşist demeyi becerebilenler faşizme  ve kendilerine de yeni sıfatlar bulmak zorundalar. Eğer kendileriyle diyalog içindelerse… Eğer bu sıfatı bulamıyorlarsa faşizmi sıradanlaştırırlar, şirinleştirirler… Bunun adı artık faşizm olamaz… Bana birilerinin bu sıfatı bulması beni etkilemez. Çünkü ben kendimle 24 saat başbaşayım… Kendimi en iyi ben tanıyorum. Kuşkusuz bu yazıyımı okuyanlar da kendilerine yakışan sıfatı en iyi kendileri bulacaktır…

Sayın Akyar’ın din dersi konusunda söylediklerine kafamı sallayarak onay veririm sadece…

Yusuf senin yazdıklarına gelince: Penaltı atışı var, lütfen kaleye geç.

“Elbette her oğreti gibi dininde bir felsefesi vardır. Felsefesi olmayan bir öğreti olabilir mi? Faşizmin de öyle değil mi? O halde buradan yola çıkarak, faşist ideolojiynin derslere konulması savunulamaz. Elbette Şahap, öyle demediğini biliyorum. Mantık kurarak yazdığımdan hareketle bu sonuca gittim“ diye yazmışsın… Yusuf benim sözünü ettiğim şey dinin de bir felsefesinin olduğu değil (tabi dinin/dinlerin de felsefeleri var, benim vurgum başka yere), bilaks felsefenin dinden doğduğu. Tüm bilimlerin kaynağında tarihte dinin olduğunu, dinle bilim arasındaki ayrışmanın kısa bir dönem önce başladığını (bu ayrışmamın da hala sürdüğünü belirteyim) anlatmaya çalıştım… Firavunların kendilerine mabet olarak yaptırdıkları piramitlerde astronomi, fizik, mimarlık, matematik vardır diyorum… Kocaman taşları piramidin üstüne taşımadan önce cisimlerin sürtünme hesapları yapılmıştır yani… Mimarlık, fizik, kimya,sosyoloji, psikoloji, mantık,matematik tarihte dinin içinde gelişmiştir… Piramitin hesabını yapanlar bu yaptıklarını dinsel olarak yapıyorlardı, özgün bir bilim olarak değil… Bilimler ve sanat tarihi dine/dinsel olana dayanır… Bunu ben sadece burada yazıyorum. Ben bilim kadınları/adamalarının yalancısıyım sadece… Ya Yusuf bu yazmak istediklerimden yola çıkarak faşizmin ders olarak öğretilmesi sonucunu çıkarman beni sadece hayrete düşürür. Ayrıca eleştirel olmak koşuluyla faşizmin de mutlaka öğretilmesi gerektiğini savunurum ben… Etnoloji, antopoloji, kültür tarihi aratırmacıları bilirler: Dİnsel olanı çıkardığınızda kültür diye bir şey kalmaz… Kültürün temelinde de din ve dinsel olan vardır… Bu söyeldiklerim dini savunmak anlamına gelmez, sadece var olanı adlandırma çabasıdır…
“Dine ilişkin yazdıklarına katılmıyorum. Yetişkin bir insanın dini meseleleri incelemesi, araştırması, o konuda derinleşmesi gerekli iken, henuz yetişme çağında olan ve üstelik hiç bir karşı görüşün bulunmadığı ve karşı görüşlerin savunulmadığı bir dini eğitim, kendi başına hurafeliği ve kimse kusura bakmasın koyu bir gericiliği çocuk beyinlere sokmaktan başka hiç bir işe yaramaz. Kaderci, kısmetçi bir toplum projesine taban yaratan bir eğitimden başka bir “iyiliği” olmaz. Bu ders bence seçmeli ve gönüllü olmak zorundadır.Isteyen aile isterse çocuğunu gönderir, istemeyen ise göndermez. Ben neden çocuğumu bu derse göndermeye mecbur kalıyorum?” demişsin… Beyin yıkamdan hiç bir çocuğu tanrıya inandıramazsınız… Bu küçük beyinlerin yıkanması benim de tedirginliğim. Benim önerdiğim din ve din kültürlerinin beyin yıkama girişimi olmadan demokratik bir ortamda öğrenilmesi ve tartışılması. Dinin işlevinin eleştirel bir biçimde  tartşılabilmesi. Onları bir inanca zorlamadan, inançları yüceltmeden… İlerci duruşun din dersini reddetmek yerine eleştirel olarak öğrenme biçimine dönüştürülmesi, içeriğinin de bütünüyle değiştirilmesi… Bu anlamda bana din dersi hocalarıyla yaşanan diyalogların anektod olarak anlatılması bir anlam taşımıyor… Ben tüm ders verilme biçiminin, skolastik biçimlerin kaldırılmasının, içeriklerin demokratik ve özgürlükçü bir biçime dönüştürülmesini öneriyorm. Bir de eleştirim var: Bu şekilde verilen din derslerinin reddi yerine önerdiğim din derslerinin konulma mücadelesinden söz ediyorum. Sünni tutucu din dersi yerine yalnızca Aleviliğin önerilmesini makul ama yetersiz buluyorum… İnsana *** Sapiens deniyor. Ve insana geçmişte en yakın tür olarak bilinen ve yeryüzünden yok olan bir tür daha var: Neandertaler… Yani insanlık tarihini okuyan çocuklar benim önerdiğim din dersinde neandertalerlerin neden yok olduğunu, tanrının bir imalat hatası mı yaptığını öğretmenleriyle tartışabilmeliler… Neadertalerlerin atası da Adem ve Havva’ya dayanır mıyı sorabilmeliler… Senin kafandaki (Türkiye’de de verilen) din dersiyle benim önerdiğim dinler dersi aynı şeyler değil yani… Düşüncelerime katılmamayı sürüdür ama benim söylediğim humanist dinler dersini de gözden geçir… Böyle bir dersin çocukların beyinlerini geliştireceğine inanıyorum ben… Yani kafamızda oluşmuş (ülkede yaşanan gerçeklikten ötürü) resimleri reddetmeyi olumlarken, din dersini red ama, hümanist dinler dersine eveti öneriyorum… Sahi dinozorlar ve milyonlarca canlı türünü tanrı hangi gerekçeyle yok etmiştir? Dinlerden (benim önerdiğim) sadece kadercilik çıkmıyor. Bilim de çıkıyor yani, eleştiri/özeleştiri, tanrıyı da sorgulama çıkıyor… Son bir tekrar: Sünni eğitimin Türkiye’ de verildiği biçimin zorunlu hale gertirilmesi değil benim savunduğum, bilakis dinler tarihinin eleştirel ve nesnel bir biçimde belletilmesi… Sözüm meclisten dışarı: Herkes kafasındaki olumsuz din dersi resimlerini benim söylediklerime yansıtmasın lütfen… O resimlerden ben de de çok var ve bunlar bana da keyif vermiyor…

Sevgiyle, dostlukla…

ilginizi çekermi ?

AŞK ÜZERİNE DERS NOTLARI

Aşkla kapitalizmi ilişkilendirmek düş kırıklıkları yaratıyor.  Bilincimizle karşı çıktığımız kapitalizmin sevgilimizle karşılaştığımızda hızla atan yüreğimize …

Bir Cevap Yazın