Anasayfa / Şahap Eraslan / FACEBOOK, KITAP, YAZI VE DIĞERLERI..

FACEBOOK, KITAP, YAZI VE DIĞERLERI..

Merhaba Mamo,

Artık seninle sadece akraba, Kurcik Sitesinde komşu olmakla yetinmedik bir de facebook arkadaşı olduk. Ne mutlu bize değil mi? İnsanın facebooku olunca kendini ayrıcalıklı sanıyor. Canım nasıl anlatayım bilemiyorum… Bir başka duygu yani… İnsan her şeyden önce kendini yanlız hissetmiyor. Eğer içinize kapanık biriyseniz facebook çöpçatanlık yapıp size arkadaşlar öneriyor. Siz de bu insanlara isterseniz güllü, çiçekli davetiyeler gönderip “romantik biçimde” arkadaşlık teklif ediyorsunuz. Yani biriyle arkadaş olmak için amcanızın kızı ya da dayınızın oğlunun yardımına ihtiyacınız da yok… Facebookda her şey bedava… Vergi yok, gümrük yok… Para olmadığı için de grev, işçi hakları mücadelesı falan da yok… Burada istediğin her şeyi paylaşıyorsun… Bu yanıyla biraz kominal… Hatta kominist bir yapı da… Her şeyi, ama aklına gelecek her şeyi kompüterde tıklayarak paylaşıyorsun… İnsan tıklaya, tıklaya zamanla burada tıktıkçı, biraz daha rürbeli olduğunda da tokmakçı falan olabilir… Yok, yok ben yanlış anlattım galiba. Burası eşitlikçi bir yer olduğu için herkes erat, rütbe falan da yok… Herkes eşit… Ha unutmadan belirteyim paylaşmak için üretmek gerekmiyor. Üretilmişleri anlamak da gerekmiyor… Tık, tık, ücretsiz paylaşıyorsun… Facebookun bir özelliği de buradaki ahalinin seçkin (elit) kişilerden oluşması. Buradaki herkes sanat uzmanı: Şiir, şarkı, türkü, felsefe, film, resim, fotoğraf, aforizma… Herşey var. İşte bu sanat eserleri burada bolca tıklanıyor… Sohbet sitelerindeki gelenekler burada yok. Hani gecenin üçünde sohbet sitesine girip “bana lütfen ciddi olanlar yazsın”; ya da “insanın güzelliği içindedir” türünden şeyler yazılmıyor… Herkes sanatçı, sanatçı ruhuna sahip, ince ruhlu… İşte insan bu elit insanların içinde olunca kendini bir hoş hissediyor… Bir garip ruh hali… Beyinsel bir orgazm… Bir trans hali… Facebooka girince insan sanki transa giriyor… Kısacası yaşamınız gerek, anlatmakla olmuyor…

Yıllar önce internet bağlantım yoktu… Tanıdıklarım bana ballandıra, ballandıra internetin yararını anlattılar. Anlatırken ağızlarından sanki bal damlıyordu. Dünyaya açılan benim de bir pencerem olsun, çağdaşlarımdan geride kalmayayım hesabına internet bağlantısı oluşturdum. Tüm dünyaya açılacağım derken bir mönitörün önünde zamanımı geçirmeye başladım… Dünyam artık 15 cm lik bir monitörün önünde geçiyor. Ve kocaman dedikleri dünya da 15 cm likmiş… Geçtiğimiz aylarda izinde yakınlarım bana facebook’da neden olmadığımı sordular. Ve bana dünya görmemiş, Avrupalara kadar gitmiş ama facebooku kavramamış bir dağlı gibi davrandılar… Biraz kırıldım, biraz büküldüm ve onlardan rica ettim ve beni de facebooklu yaptılar. İnsanın diğerlerinden geride kalmaması, bir facebookunun olması olağanüstü bir şey yani… Ha, sizin hala bir facebookunuz yok mu? Nasıl olur canım, teknolojinin ilerlediği böyle bir çağda…

Ben “tıktık”çılardan olamadım galiba… Ne gam… Ben yazıdan yanayım… Ve kitaptan… Çocuktum… O zaman ne facebook ne de chat vardı… Anlatılırdı… Sağ omuzunda bir melek yaptığın doğruları, sol omuzunda başka bir melek yaptığın günahları yazıyor… Ben yazı yazmayı öğrenmeden yazıyla tanıştım. Yazılanı merak ettim… Hani derler ya insanın başına ne gelirse ya meraktan ya da … Haklılar… Bugün bile iyi kötü; günah, sevap ilgi alanım… İyi ki bu site var… İyi ki bu site yazarlarının ve okurlarının da omuzlarındaki meleklerin yazdıklarıyla sorunları var… Bunu dinsel anlamda söylemiyorum… Onun için belki de H. Dink’in ölümü yıllar sonra da bir hüzün rüzgarı estiriyor… Onun için grevde direnen işçilere buradan bir paket sigara göndermeyi arzuluyorum… Omuzlarımdaki melekler hiç durmadan yazsınlar diye bütün çabam…

Çocuktum o zamanlar… Evlerimiz kitaplarla dolu değildi… Ama kitap “değerliydi” ve “kutsaldı”. Kuran kutsal kitaptı… Ve Kuran kitaplı dinlerle (ahl al-kitab) kitapsız dinler arasında bir ayrım yapıp, kitaplı dinleri (dört kitap) daha değerli kılıyordu… Kitap ve yazı biz yazmadan hayatımıza girer: Kaderimizin yazılı olduğuna inanırız, alnımızda YAZI vardır… 750li yıllarda Müslümanlar savaş esiri Çinlilerden kağıt yapmayı öğrenirler… Bu tarihten sonra yazı, kitap İslam Kültürü’nün kaçınılmaz bir parçası olur. Örneğin Sahib ibn Abdad (ölüm 994) kitaplarını taşıyamayacağı için (400 deve yükü) başka bir şehire yapılan atamasını redder. Halife al-Hakim’e ait olan 44 defter dolusu kitap isminin yazılı Endülüs Kütüphanesinin olduğu biliniyor. Halife al-Aziz’in (ölüm 996) Kahire’deki kütüphanesinde 120.000 ile 160.000 arası kiatbın olduğu tahmin ediliyor… Mevlana’nın bir karınca öyküsünün sonunda da en büyük kaligrafistin (güzel yazma sanatı) tanrı oluduğu belirtilir… Pir Sultan’da da katip vardır, yare arzu hali yazan. Alevi-Bektaşi  kaligrafisinde de  Allah, Muhammed, Ali, Hasan, Fatima, Hüseyin’in isimleri insan yüzü biçiminde yazılmıştır… İslam Alimlerinin bazıları alemi tanrının izlerini/sırlarını (sözcük, harf) gizleyen bir kitap olarak da görürler… Uzun lafın kısası… Ben tıklama uzmanlığından çok yazı, yazma, kitap yanlısıyım… Mamo arada bir yollarımız facebookda da kesişir ve kısa tıklaşmalarla bu muhabbetti sürdürürüz…

Mamo insanın tutkuları olmalı… 70. yaşgününüzde gelecek kuşaklar için zeytin ağacı ekmelisiniz. Bu da yetmez 30 yıl sonra o ağaçların gölgesindeki çocukları görebilmelisiniz/hayal edeblilmelisiniz… İnsanın tutkuları olmalı… 50 yaşında İtalyanca öğrenmeye kalkışmalısınız… Dante’yi *** dilinde okuyabilmek için… Tutkularınız olmalı… Yaşanılmış bir haksızlığa itirazınız olmalı… Tutkularınız olmalı… İnternette gördüğünüz bir yanlışı düzeltmek için üç gün uykusuz kalma pahasına araştırma yapacak kadar dinç olmalı yüreğiniz… Tutkularınız olmalı… Bir yanlışı düzeltenin keyfiyle tıklayabilmeler için…

Sevgiyle, dostlukla…

ilginizi çekermi ?

AŞK ÜZERİNE DERS NOTLARI

Aşkla kapitalizmi ilişkilendirmek düş kırıklıkları yaratıyor.  Bilincimizle karşı çıktığımız kapitalizmin sevgilimizle karşılaştığımızda hızla atan yüreğimize …

Bir Cevap Yazın