Anasayfa / Şahap Eraslan / ERKEK OLMANIN ZORLUKLARI

ERKEK OLMANIN ZORLUKLARI

ERKEK  OLMANIN  ZORLUKLARI

Bugün seninle erkekler üzerine konuşmak istiyorum… Önceleri, ben erkeklerin kadınlardan daha güçlü olduklarını sanırdım. Bu düşünceme kanıt olarak da “erkekler bir koydu mu, kadını yere sereler”le; “erkeklerin karılardan (?) daha az korkmalarını” gösterirdim. Erkeklerin cinsiyet kimlikleri (İdentite) konusunda kendilerinden daha emin olduklarını savunurdum (hani erkeklerin önlerinde çükleri var ya). Kazın ayağı öyle değilmiş onu öğrendim… Öğrendiğimde de bir erkek olarak havaya zıplayıp sevinmedim doğrusu. Kadınların erkelerden daha güçlü olması bilgisi ezberlerimi bozdu. Bir tanıdık bayanı gece evine bırakırken yaptığım eylemin güçle fazla ilgisinin olmamasını bilmek bende hala biraz sıkıntı yaratıyor…

Bayanlar biyolojik olarak doğmadan önce ve doğduktan sonra daha dayanıklılar: Kadınların yaptığı düşüklerde yapılan cinsiyet incelemesinde, erkek çocuklarda kızlara göre daha çok düşük oranına rastlanıyor. Açıklama ise hamilelik döneminde *** rahminde erkek çocukların dayanıksızlığı. Hamilelik döneminde X kromozon bozukluğunu erkek çocukların onarma oranı çok az, bu bile düşüklere neden olabiliyor… Erkek çocuk doğuran annelerde hamilik sonrası depresyona daha sık rastlanıyor (bizde annelerin oğlan doğurmalarına fazlaca sevinç göstermeleri, erkek arzuları ve istekleriyle çok fazla özdeşleşmeleri neden olabilir… Belki de erkek çocuk doğurmanın yaratacağı depresyondan böylece uzak duruyor olabilirler). Erkek çocuk doğuran annelerin yaşam kalitesinin kız çocuk doğuran anneden daha fazla azaldığını da bilim kadınları/adamları söylüyorlar…

Erkek çocuğun cinsiyet kimlik gelişimi annenin “erkeğe”/eşine bakışından fazlaca etkileniyor. Erkeğe/eşine olumsuz bakan bir anne farkında olmaksızın oğlunun “erkek olmasını” dolaysız etkiliyor. Çünkü erkek çocuk annesiyle biliçdışı özdeşleşirken annenin erkeğe bakışını da içselleştiriyor. Annenin oğluna “tosunum” babaya ise “öküz” bakışı çocuğun ileride olumlu ve olumsuz erkek resimlerini birleştirme, bir bütün olarak kimlik geliştirmesini zorlaştırıyor (tosun büyüyünce öküz oluyor). Yani erkeğin içinde bir olumlu erkek (annenin dediği gibi tosun/güzel) bir de annenin baba hakkında düşündüklerinden oluşan (öküz/aptal/pısırık) ve birbiriyle çelişen, çatışan iki erkek resmi oluşturuyor. Bu resimleri erkek çocuk bir bütün haline getirmekte zorlanıyor. Bu entegrasyon sorunu erkeğin güvensiz bir cinsiyet kimliği edinmesini sağlıyor. “Çocukların hatırı için bu boyu devrilesiye katlanıyorum” diye kahramanlık taslayan anneler farkında olmaksızın oğullarının kimlik edinmelerini de zorlaştırıyorlar… Cinsiyet kimliğine güvensiz büyüyen erkekler bu zayıflıklarını gizlemek, güvensizliği çözmek için de güçlü olan cinse şiddet uyguluyor, böylece kadınlardan daha güvenli bir cinsel kimliklerinin olduğuna kendilerini inandırmak istiyorlar… Belki bu nedenle girdikleri her ilişkide cinsel kimliklerini öne çıkarıyor, her ortamda cinsel küfürler savurarak kendilerini güçlü hissetmeye çalışıyorlar. Kendilerini bütün olarak erkek göremeyenler/ varlık gösteremeyenler sadece penisten oluşmuş bir varlığa dönüşebiliyorlar… Güvensiz cinsiyet kimliğine dokunmak aşırı bir öfke doğuruyor. Örneklersem: Türkiyede bir erkeğe ibne olduğunu söylerseniz dayak yersiniz, çünkü oturmamış, sallantıda olan bir kimliğe dokunduğunuz ve bu yarayı kanattığınız için agresif tepkiyle karşılaşrsınız. Cinsel kimliği oturmuş biri böyle bir lafa “evet öyleyim” ya da “yanılıyorsunuz” deyip geçebilir…

Kız ve erkek çocukların yaşamındaki birincil insan kuşkusuz anneleri. Çocuklar gelişirken doğal olarak anneleriyle özdeşleşiyor, anneyi içselleştiriyorlar. Erkek çocuk açısından erkek cinsiyet kimliği geliştirirken içinde taşıdığı bir dişi/anne de varlığını sürdürüyor. Dişi olanı da içselleştirmiş olmak erkeğin cinsiyet kimiği oluşurken güvensizliğin de kaynaklarından biri oluyor. Kız çocuğu anneyi/dişiyi başından itibaren içinde taşıdığı (içselleştirmeden ötürü) için daha dengeli ve güvenli bir cinsiyet kimliği geliştirebiliyor.  Örneklersem: Bir kadın kendini çirkin, paspal, yeteneksiz bulabilir, ama kadınlığı konusunda kendinden emindir. Erkek için aynı şeyleri söyleyemeyiz. Bir erkeğe “sen ne biçim erkeksin” ya da “sen erkek değilsin” dediğinde erkeğin ilk işi agresyon göstererek erkek olduğunu kanıtlamaya çabalamaktır. Bu tür söylemlere erkeğin saldırgan tepki göstermesi erkeğin  kendine, cinsel kimliğine güvensizlikle ilişkilidir. Erkek her ne kadar penise sahip olsa da, biyolojik olarak erkek olması şüphe götürmese de cinsiyet rolünü sergilemeye daha yatkındır. “Erkek olmak”, “erkek gibi davranmak”, “erkek oyunları oynama”ya daha yatkındır. Cinsler arasındaki rol dağılımında erkek “erkeksi rollere” kadından daha çok vurgu yapar. Soru şu: Erkek, erkekliğinde şüphe uyandıracak hiçbir unsur olamamasına rağmen böyle bir çabanın içine neden girer?

Ya Mamo kuramları boş vereyim… Sana başka hikayeler anlatayım… Erkek çocuk günün birinde “kadınlar hamamından” kovulur. Yani anneden, sıcak olandan, yumuşaklıktan uzaklaşır. Çocuk olduğu için o dönemde erkek toplumuna da alınmaz. Yani anneden uzaklaşması babaya yakınlaşması anlamına gelmez… Erkekliğini dışarıda kendi yaşıtlarıyla yaşamaya başlar. Bu dönemde erkeklik “erkek oyunları” olarak yaşamına girer: Güreşmek, sapan yapıp kuş vurmak, sopalardan kılıçlar yapmak, dalaşmak, boğuşmak gibi… Erkek erkeğe yaşanan bu dönem homoerotik yakınlaşmaları da birikte getirir. Homoerotizm “erkeklik tasarımları”yla çatıştığından red eddilir ya da görmezden gelinir. İbneliğe gösterilen aşırı tepki de çoğu kez bu homoerotik çekimi yok sayma eğilimindendir…

Kız çocukları gelişirken sürekli annenin yanında, yakınlarında “kadın dünyasından” kovulmadan çocukluklarını yaşarlar. Kadına toplumda biçilen roller (bana göre bu rol dağılımının da sorgulanması gerek) de bu yakınlığı destekler: Kızlar gelişme dönemlerinde anneleriyle özdeşleşmelerini sürekli aktüell tutabilirler ve anneden uzaklaşmazlar. Anneyi model alır, hayatı ondan öğrenirler. Saçlarını anneleri tarar, yıkanırken anneleri onlara su döker, anneleri gibi yemek yapmayı, turşu kurmayı öğrenirler. Kız olmak ve dişilik sürekli içiçedir. Bu içiçelik sanki bayanlarda hiç sorun yokmuş kanısı uyandırmasın, ben sadece cinsiyet kimliği konusunda bayanların daha kendilerinden emin olduklarına vurgu yapmak istiyorum. Kız çocukları anneyle özdeşleşirken bu özdeşleşme bilinçdışında bir sorunu da içselleştirmeleri anlamına geliyor: Kızlar anneyi aseksüel biri olarak tasarlıyorlar. Ergenlikte bedenleri anneye benzemeye başlıyor, cinsel arzuları oluşuyor. İşte bu cinsel istekler bir iç çatışmayı doğuruyor: Bedenin anneye benzemesi aseksüel kişi olmak demek, ama aynı zamanda cinsel arzular da var. Yani bayanların da bu dönemde kafaları karışıyor. Bizin toplumumuzda bayanlar iki temel eğilim gösteriyorlar: a) Cinselliğin reddi, denetlenmesi (dinsel tasarımların üstlenilmesi, kadının kendi bedenini dinsel günahtan kaçınmak için denetleme çabası, yani kültürel/dinsel tasarımların radikal bir biçimde üstlenilmesi). b) Cinselliğin kontrolsüz bir biçimde yaşanması, içtepisel bir cinselliğe eğilim. Bu dönemde bayanların teşhirciliğe (vücutlarını sergilemek, vücut hatlarını dikkat çekici bir hale getirmek) yöneldiğini gözlemlemek olanaklı. Böyle eğilimleri olan bayanlarda tanık  olduğumuz bir sorun daha var: Bıraktıkları izin/etkinin farkında olmamaları. Böyle bir bayana teşhirci olduğunu söylediğinizde kafanıza çanta yeme/çevreye rezil olma riskiniz fazla…

Erkeğin hayatına ergenlik döneminde kadın girdiğinde erkeğin kadınla neler yapacağı konusunda fazlaca bir fikri, deneyimi yoktur. Karılarına “gel sapan yapıp kuş vuralım” ya da “gel biraz boğuşalım” demek fazla çekici değildir. O yaşlarda erkeğin kadına her yakınlaşmada aklına sadece cinsellik, seks gelir. Kadınlar daha iyi bilirler: Sevgilileriyle uzanıp bir film izlemeye çalıştıklarında; birbirlerine dokunup koklaşmak istediklerinde bu macera yatakta biter… Erkeğin istediği ama kadının fazlaca hevesli olmadığı  bir durumdur bu. İşte erkeğin annesinden kopması, çocukluğunu dışarıda hemcinsi yaşıtlarıyla yaşaması döneminde oluşan boşluk kadın/erkek ilişkilerinde sorun olarak karşımıza çıkar.

Erkek, erkek olmayı genelde (özdeşleşmeden ötürü) babadan öğrenir. İşte erkek olmanın babadan öğrenilmesi gerçekliği temel sorunlardan biridir, çünkü babayla oğul arasında ölümcül bir düşmanlık ilişkisi de vardır. Erkek olmak, yetkin erkek olmak sembolik olarak babayı aşmak/öldürmekle mümkündür. Babanın geçilmesi, sembolik olarak yenilmesi bizim toplumumuzda olanaksızdır. “Hayırlı evlat olma” tasarımı babaların korunma yasası gibidir. Ayrıca babalar oğullarıyla yaşadıkları bu yarışta “ölesiye” savaşırlar. Oğlan sonunda yenilmek, erkekliğini yitirmek, iğdiş edilmek zorunda kalır… Örneklersem: İzinde bir baba odun kırdıp da yorulduğu için mola veren oğluna çıkışarak “sen ne biçim gençsin. Ben senin gibi 70 gence taş çıkartırım” dedi… Dondum kaldım… Gençleri beğenmemek, aşağılamak yukarıda anlatmaya çalıştığım şeylere örnek olabilir…

Erkek olmak için babayla da özdeşleşmek gerek, babayı model olarak  almak gerek. Eğer anne baba hakkında olumsuz şeyler düşünüyorsa, babayı değersizleştiriyor, aşağılıyorsa oğlanın babayla özdeşlemesi zorlaşır. Bu da baba olmasına rağmen çocuğun babasız yetiştiği anlamına geliyor. Bu durum erkeğin cinsel kimliğinin gelişmesini, erkek olmasını babasız oluşturmak zorunda kalması, belki baba yerine de anneyi örnek alması/dişileşmesi demek. İleriki dönemlerde anneyle bu fazla özdeşleşmenin yarattığı dişiliği yok etmek için de daha vurgulu “erkeği oynamayı” (erkek olmayı değil) gerektirecektir.

Belki bazılarınız yazdıklarımın “saçma” veya “abartılı” olduğunu düşünebilirsiniz. Ya da ne bileyim, bu yazıyı “bayanlardan aferin almak için” yazdığımı, “hemcinslerime ihanet ettiğimi” düşünebilirsiniz… Kendi cinsiyetinden memnun olmadığı için cinsiyet değiştiren insanlar (transeksüeller) arasındaki istatistikler erkeğin kadınlara oranla daha fazla ameliyat masasına yattığını gösteriyor. Kadın doğup ameliyatla erkek olan insan oranı çok az, buna karşın erkek doğup kadınlığa (Bülent Ersoy da buna bir örnek) geçenlerin oranı kadınlara göre kat kat fazla… Başka bir örnek… Huysuz Virjin bir erkek, ama biz onu kadın olarak biliyoruz (kadın gibi davranıp, giyiyor). O bir travesti… Yeryüzünde travestilik hemen hemen bütünüyle erkekler arasında yaygın. Kadın olup da erkek elbisesi giyen, erkek gibi davrananlar birer istisna… Fetişistlerin de tamamamına yakını erkek… Kısacası transeksüelliğe, travestiliğe, fetişizme erkeklerde daha fazla rastlanmasının nedeni erkeklerin kendi cinsel identitelerinden emin olmamalarıyla da ilişkili…

Ankara anılarımı anlatacağımı söylemiştim ya… Tanıdığım bir bayan Ankara’da bana “tüm ömrünü namuslu yaşayarak geçirdiğini” söyledi. Yani erkeklerle ilişkilerinde çok mesafeli durmuş… Hayat onun, istediği gibi geçirir… Sanıyorum benim onu bu anlamda takdir etmemi bekledi. Ben sadece sustum… BİR ÖMÜR SADECE NAMUSLU YAŞANACAK KADAR DEĞERSİZ/BASİT OLMAMALIDIR… Ona fikrimi söylesem kuşkusuz kavga ederdik. Kutsal diye ömrünü harcadığı şeyin anlamsızlığını kabul etmesi çok zordu, mutlaka bana hakaret edecekti… Onun için sustum… Onun kutsalını elinden almaya yeltenmeyi de göze alamadım yani…

Mamo umarım bu yazıyı bayanlar okumaz… Okuyan olursa da inşallah  yazdıklarıma inanmaz… Biz de böylece “guvvatlı erkek” olduğumuz yalanını anlatmayı sürdürüz… İnsanın güçsüz ve güvensiz cins olduğuna inanması bayağı zaman alıyor yani…

Ya Mamo gene bana “kardeşim çözüm ne” sorusunu sorarsın belki. Benim aklıma kendimizi bayanların yerine koyup, onların düşünme ve hissetme biçimlerini öğrenmek, geliyor. Belki o zaman kendi duygularımızdan korkmadan (güvensizliğimiz, kendimizi erkek olarak sürekli kanıtlamak zorunda olma eğilimi) erkek olmak olanaklıdır…

Mamo yazdıklarım seni çok üzdü/kızdırdıysa mart ayında Frankfurt’ta bir kongrede bu konuyu daha geniş ve ayrıntılı olarak Almanca anlatacağım. Gel, kongreye sen de katıl. Orada bana çürük yumurta ve domates atarsın… En azından öfken diner…

Sevgiyle, dostlukla…

ilginizi çekermi ?

AŞK ÜZERİNE DERS NOTLARI

Aşkla kapitalizmi ilişkilendirmek düş kırıklıkları yaratıyor.  Bilincimizle karşı çıktığımız kapitalizmin sevgilimizle karşılaştığımızda hızla atan yüreğimize …

Bir Cevap Yazın