Anasayfa / İsmet Cantekin / Din dersleri

Din dersleri

Din dersleri

Bizim köyümüzün Camii, 1950 yılına kadar, içi askeri malzeme ile dolu idi. Hatta cami imam evi bahçsindeki büyük dut ağacından Türkçe ezan okunduğunu çok iyi hatırlarım. Hiç olmassa hocanın ne dediğini anlıyorduk. 1950 yılının Mayıs ayında yapılan seçimlerde Demokrat Parti’nin seçilmesiyle birlikte Köy Muhtarı da ayni partiden seçilmişti. İlk işleri ezanı “Arapça” değiştirdiler. Hatta daha önce “Anayasa” derken bu defa “Teşkilat Esasiye Kanunu” demeğe başladık.
Köy camii alt katında, girişte sol taraftaki uzun ve geniş oda, köyümüzün “Kur’an Kursu” verilen okulu gibiydi.Burayı mutlaka bütün köy çocukları, bir taraftan İlkokula giderken, yazları veya kışları okul tatillerinde burada İmamın gözetimi altında Kur’an öğrenirlerdi.
Duvarda kalın ağaçtan yapılma, meşin ayak tutacakları olan asılı; elma ağacından sopasıyla birlikte FALAKA vardı.Hocanın elinde, sınıfın her köşesinde öğrencilere değecek uzunlukta 2-3 cm. kalınlığında uzun bir değnek vardı.Kızdığına, şımaran veya yanlış okuyanın kafasının üzerine denk getirerek vururdu.Benim zamanımda falakya koşulan olmadı amma, daha önceden falakada sopalanırken bağıranların sesini dinlemiştik.
Hoca’dan çok korkardık.Verdiği sure veye ayeti ezberlemeyenin, yada aslını hatalı okuyanın vay haline, gözlerini canavar gibi açarak bağırır ve sille-tokat döverdi.Kurs’da müthiş bir korku ve terör hakimdi.Bir keresinde Mehmet ŞAHİN adında yaramaz bir arkadaşımızı öyke bir dövdü ki, yüzü gözü kan içinde kalmıştı.Tabii köyde de bu gibi olayları kapatmak ve üzerine gitmemek için  okula giden öğrencilerin yanında Hoca’ya “Eti senin kemiği benim ” diyerek teslim edilir, eğer çocuk annesine şikayet filan ederse “Sus bakimmm, Hoca’nın vurduğu yerde gül biter” derlerdi.Tabii namaza gitmek te mecburiydi.Hatta kimselerin dinlemediği “Sabah Ezanları”nı sıra ile bizlere okuturdu.Köyümüz insanları duymazlar hatta arapça anlamazlardı ama, caminin bitişiğindeki Hoca’nın yanlışımızı duymaması için dua ederdik; zira bunun hesabı da sille-tokat sopaydı.
Ara sıra vaaz verirdi.Meğer o bizim cehennemde yanmamamız için, hatta cennete gitmemiz için çalışırmış ta bizim haberimiz yoktu.Başlardı Cehennemden, Cennetten bahsetmeğe; yıllar sonra Türkçe Kur’anı okuduğumda, bizim hocanın kitapda hiç olmayan pekçok özellikleri kendisinin “uydurduğu”nu anlamıştık ama iş işten geçmişti.Genellikle Kur’an Kursları Nisan ayı sonuna denk getirilip bitirilir ve Hıdırellez’de de köyümüzü diğer köyleri de davet ettiği büyük bir ziyafet ve şenliklerle camide “Hatim İndirme”  töreni yapılırdı.
Köy meydanında, o gün sabahleyin Hoca ve çocuklar, ilahi ve dualarla köyü dolaşırlar, evinde koyun sürüsü olan varlıklı kişiler  bir yada güçlerine göre birkaç kuzu veririlerdi,Kurs çocuklarının aileleri de Hoca’ya özel hediyeler verlerdi.Toplanan ve önceden diğer malzemeleri temin edilen yemek hazırlanır, yine ortaklaşa temin edilen sini ve sahanlarda misafirlere sunulurdu.Daha sonra camiye gidilerek orada “Hatim” törenine katılınılıp, Kur’an kursunu bitiren çocukların sıra ile ezberledikleri sure veya dualar okunup sonuçlanırdı.Misafrrler ve köylüler bu defa harmanlıklarda düzlük alanda yapılan Yağlı Peklivan Güreşlerini seyre gidilirdi.
Hatim İndiren kzılar ertesi gün hemen “Feraceye” girerlerdi.Feraceyi köyde yaşlı güngörmüş nineler önceden biçerler, 4-5 metre Amerikan bezinin kapkara boyanmış bir örtüydü.Zaten Kursa başörtülü gelen çocuk yaştaki kızlar, bu defa örtünür, ve düne kadar birlikte oynadıkları erkek çocuklara “namahrem” olurlardı.Artık dinimiz gereği, her erkekten kaç-göç başlardı.
Bu ritüelin bir tplumsal yönünü bile sonradan gelen bir Hoca, kadınların ve kızların, yemek şöleninde misafirlere hizmet etmesini “günah” sayarak, yasaklamıştı.
Cuma günleri köyümüzde her erkek çok önemli bir engeli yoksa mutlaka namaza gelirdi.Her zaman olduğu gibi, Hoca mimberden istediği gibi konuşur, hiçbir zaman kimse “neden, niçin” diye soru sormaz ezeli ve ebedi “monolog” icra edilirdi.Taki ben askerden geldikten sonraki bir Cuma namazında vaaz sırasına Aleviler üzerine yalan söylediğinde itiraz etmeme kadar…..
Hoca sorum karşısında şaşırıp kalmış bana dehşetle bakıyordu.Ne olduğunu anlamadığı gibi, ne yapması gerektiğinde karar veremez durumdaydı.Ne yazıkki itiraz ve müdahale benim yakın akrabalarımdan gelmişti.Namaz sonrası rahmetli dayım bana “İsmet bizi rezi ettin yavı, koskoca Hoca’ya karşı gelinirmi?”.Bu bana dayıma pekçok konuda konuşma fırsatı vermişti.Gerçekleri anlatınca “Doğru söylüyorsun amma, bunları kimse bilmiyor” derdi.
Sitede Mustafa ÖZKAN dostunmuzun yazısını okuduğumda bu olaylar gözümün önünden geçti.İleriki yıllarda çocuklarımın hiçbirini Kur’an kursuna göndermediğim gibi, Bursa’da Sitemizin bitişiğindeki Camiin Kur’an kursuna da gönderilmek istenen komşu çocukalrının ailelerini de ikna etmişimdir.
1980 Faşist Darbecilerin, bir ara tarikatlarla darbe yönetimini desteklemeleri karşılığında bu gibi konularda anlaştıkları sonradan ortaya çıkmıştı.1982 Anayasa’sında “Din eğitiminin okullarda mecburi olması” konusundaki tavrına karşın, Fettullah GÜLEN’in Kenan EVREN için “Cennetliktir” fetvası vermesi de ilginçtir.Bu yasal baskı karşısında AİHM Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ülkemizde de Danıştay’ın verdiği lehteki kararlar vardır.AİHM kararı da Anayasa’nın 90.cı maddesine göre “Usulune uygun kabul edilen uluslararası yasa ve anlaşmalar kanun hükmündedir” dediğine göre, okulda din dersinden imtina etmek yasal bir haktır.
Dostumuz Murat ÖZKAN’ın kızının söylediklerine katılıyorum.Özellikle bu yaşlardaki diğer çocukların, derse girmeyenler hakkında tavırları, çok kırıcı olur.Sanırım Okul Yönetimide gizliden desteği ve baskısı da -ki bu işleri çok iyi becerirler- kızmız üzerinde kalıcı izler bırakması olasıdır.Bende kızımızn “Baba en iyisi siz beni dersten almayın, ama ben her söylenene inanmayacağım” demesi, onun okulda olacakları, sezdiği anlamını çıkarıyorum.
Yukarıda bahsettiğim falakalı ve sopalı eğitimden geçmiş pekçok kişinin daha sonra, caminin semtine bile uğramadığına şahit olmuşumdur.
Bu arada kızımızla derslerindeki konularda, tartışılması ve dini konularda gerçek bilgilerin öğretilmesi, de yine aileye düşüyor.
Ha, Hoca tarafından kafa-göz kırılan benim arkadaşım Mehmet ŞAHİN`e ne mi oldu?
1980 yılında Davutpaşa’da TİP Bandırma Yöneticisi olarak işkenceden geçtiysede, daha sonra halen Bandırma’da her ilerici hareketin içinde bizzat nücadeleye devam etmektedir. Diyeceğim odur ki, ne kadar baskı ve terör uygulansada, en son söz ailede bitiyor sanırım.

Sevgi ve saygılarımla………

ilginizi çekermi ?

Kritik siyasi durum

Kritik siyasi durum Ülkemizde tüm devlet kurumları ve erk ; Yargı, Yürütme va Yasama, asla …

Bir Cevap Yazın