Anasayfa / Hüsnü Çavuş / DEMOKRASİ ÜZERINE

DEMOKRASİ ÜZERINE

DEMOKRASİ

“FARKLI YÜZLER, FARKLI DİLLER,
FARKLI SESLER, FARKLI RENKLER,
FARKLI DÜŞÜNCELER VE FARKLI GERÇEKLİKLER”
İNSANLIĞIN VE DOĞANIN ZENGİNLİKLERİDİR.

HÜSNÜ ÇAVUŞ

Aslında oldukça geniş ele alınması gereken demokrasi konusunu tarihsel oluşumu ve mücadelesi anlamında değil de, kimin için, ne için, nasıl bir demokrasi ve bu örgütlenmenin temel biçimleri ara başlıkları ile kısa belirlemeler biçiminde ele alacağım. Çünkü bir köşe yazısının sınırları ancak buna izin vermektedir.

KİMİN İÇİN DEMOKRASİ ?

Öncelikle vurgulamak gerekir ki, hem demokratikleşme konusunu ve hem de demokrasiye yaklaşımı, “devletleşme hastalığından”  kurtarmak zorunludur. Zaten gerçek anlam da demokratik bir sisteme de ancak bu yoldan ulaşılabilir. Çünkü devlet onun kurucuları tarafından bir zor aracı olarak  inşa edilmiştir ve iktidarla bağlantılıdır. Bu nedenle devlete ve de iktidara sahip olmak demek, zor aracını ben elime alacağım demektir. Bu da beraberinde bürokrasiyi, kariyerizmi ve iktidarın nimetlerini başkalarına kaptırmama ve halk adına ama onu uzağında tutarak yönetme gibi hastalıkları getirmiştir. Oysa gerçek anlamda / doğrudan demokrasiyi “ devlet dışı toplumun kendini yönetmesi hali ” olarak tanımlamak daha gerçekçidir. “ demokrasi devlet olmayan yönetim” olarak anlaşılırsa halkın öz yönetim anlayışına da kavuşulmuş olur. Yani devlet genel kamu otoritesi olarak işlev görürse halkta kendi öz işlerini kendi eline almış olur.

Kuşkusuz içinden geçmek de olduğumuz tarihsel süreçte tümüyle devletsiz bir demokrasiden bahsetmek gerçekçi olamaz. Bu bağlamda “ sınırları belirlenmiş ve küçülerek (yani yetki ve etki alanları daraltılarak yada halka devredilerek ) üzerinde uzlaşılmış bir devlet varlığına ihtiyaç vardır.” Zaten bu özelliğe kavuşmuş otoritenin klasik anlamda ki devlet olmaktan çıkmış olacağı da açıktır. Buna daha çok, halkın demokratik iradesine saygılı ve ona hizmet eden, onun güvenliği ve yararı için çalışan “genel toplumsal kurum” demek gerekir. Böyle bir kurum, demokrasiye özde ve biçimde bağlı bir kurum niteliğindedir. Ve böyle bir demokratik yaklaşım, “halkın kimliğini ve kaderini inkar etmeyen ve halkın ekonomik, sosyal, siyasal iradelerini oluşturma, kurumlaştırma, yönetme ve denetlemelerini içerir” ve halk için demokrasi halk tarafından gerçekleştirilmiş olur.

Demek oluyor ki, bir ülkede ki demokrasinin etki alanını ölçerken, o ülkede ki devletin etki alanına ve iktidarının gücüne bakmak daha gerçekçi bir tespite ulaştırır. Eğer özgürlük ve eşitlik gelişmişse orada devlet küçülmüş demektir. Yok eğer devlet ve iktidar güçlüyse, orada halkın gerçek yönetimine dayalı demokrasi yerine, bir avuç egemen kesimin kendileri için    sahte demokrasi ve demokrasicilik oyunu vardır.

NE İÇİN VE NASIL BİR DEMOKRASİ ?

Elbette ki halkın kendisini gerçek anlamda yönetebilmesi ve kendi geleceğini kendisinin belirleyebilmesi için demokrasi. Ülkenin ve dünyanın zenginlik kaynaklarından azınlık bir kesimin daha fazla zenginleşmesini sağlayan sistemi, halkın zenginleşmesine dönüştürmek ve egemenlerin kendileri için kurmuş oldukları demokrasilerini halk demokrasilerine kavuşturabilmek, insanın ve doğanın dengeli yaşamını gerçekleştirebilmek için demokrasi. Ahlaklı, uyumlu, zenginleştirici, üretken, dostluk, kardeşlik, barış,özgürlük, eşitlik temelinde güvenli, sevgi-saygı dolu, hoşgörülü ve farklılıkların barış içinde bir arada kendi inançlarının gereğini yapabildiği, mutlu ve sömürüsüz bir yaşamın gerçekleştirilebilmesi için demokrasi. Toprağın, yeşilin, suyun, havanın, hayvanların ve iklimin korunması ve bunların daha fazla sermaye biriktirmek için değil, insanlığın sağlığı ve güvenliği için (doğallığını bozmadan) yararlanılması için demokrasi.

Söz,yetki ve karar mekanizmalarının halkın elinde olduğu doğrudan demokrasi. Çünkü gerçek demokrasilerde her grup (gücüne bakılmaksızın) kendisini özgürce ifade edebilir. Gerçek demokrasilerde koltuk ve rant peşinde koşma ihtiyacı bulunmaz. Ağaların, tarikat liderlerinin, bir avuç sermaye sahibi kodamanın emrinde olmayan, kamusal alanla ve genel güvenlikle görevleri sınırlanmış ama zamanla bu alanlarda da gereksizleşecek olan devletin olduğu ve de demokratikleşmenin gerçekleşebildiği bir demokrasi. Kitlesel örgütlenmelerin ve gençlik, etnik ve dini gruplaşmaların kendilerini temsil edebildiği, toplumun bütün özgürlüklerine kavuşabileceği, eşitsizliğin kaynağı olan her şeyin var olma fırsatını bulamayacağı iktidarın merkez yerine yerel de toplanacağı atamaların değil seçimin esas olacağı, zora dayalı birlikler ve yönetimler yerine demokratik temel de gönüllü özgür birliklerin esas alındığı bir doğrudan demokrasi halkın demokrasisidir.

Hayat halkındır kuralları da halk koyar ilkesinin esas alındığı, özgürleşmiş kadının demokratik bir güç olduğu, erkek egemen sistemin ve ekolojik dengesizliğin son bulduğu, yalan, hırsızlık ve zorbalığın, her tür kirlenme ve uşaklığın ölçüsü olan kadının köleleşmiş yaşamının kalmadığı, barış, kardeşlik, hoşgörü, dayanışma, emek, mutluluk, adalet, eşitlik ve özgürlüğün yüceldiği ve bunlar içinde zenginleşmiş birey ve toplumun kazandığı, doğa-insan ve birey-toplum dengesizliğinin giderildiği ,sivil toplum ve örgütlerinin demokratikleşmenin etkin güçleri olduğu, zalimin güçlenme fırsatı bulamayacağı, mazlumun güçlenme zemini bulacağı bir halk demokrasisi.

İnançlar arası sevgi-saygı ve hoşgörü temelinde ilişkilerin geliştiği, halkların özgür ve gönüllü birlikteliğinin hayat bulduğu, dünya halkları arasında  barış ve kardeşlik temelinde dostluğun geliştirildiği, halka yabancılaşmış bürokrasi, yönetim ve siyasetin devletin tekelinden alınıp demokratik bir öze kavuşturularak, toplumun mutluluğu için faydalı birer araç haline getirildiği, çok kültürlü bir anayasal yurttaşlığın gerçekleştiği, insanlığın ortak değerleri olan kültürel ve sanatsal değerlerin egemenlerin tekelinden alınarak, halkların birliğini ve özgürlüğünü güçlendirmede rol oynayacak bir hizmete sunulduğu ve ulusal değerlerden evrensel değerlere ulaşmanın hedeflendiği bir doğrudan demokrasi, halkın gerçek demokrasisidir.

İşte genel ilkeleri kısaca bu *** başlıklarla belirtilebilecek olan demokratik bir yaşamla, insanlığın genel mutluluğuna doğru yapılan yolculuğu barış ve kardeşlik duygularıyla birlikte gerçekleştirmek, imkansız olmaktan çıkmaktadır.Yani, “farklılıklara evet ayrılıkçılığa hayır” sloganı ışığında  bir kardeşlik yürüyüşünü  yapmak imkansız değildir. Buradan hareketle, bunun nasıl bir eylem ve örgütlenme çizgisi olacak sorusu gündeme gelmektedir.

NASIL BİR DEMOKRATİK ÖRGÜTLENME ?

Aşağıdan yukarıya doğru bir örgütlenme demokratik bir örgütlenmedir.Bunun en üstünde bir kongre düşünürsek tabanında ise, “ sivil toplum örgütleri, yerel komünler, partiler,insan hakları ve belediye örgütlenmelerini başta gelenler olarak sıralayabiliriz.” Çünkü her eğilimin/farklılığın kendini özgürce ifade edebileceği, demokratik örgütünü    kurabileceği ve yönetime doğrudan katılabileceği bir yaşam demokratik bir toplumsal düzeni ifade eder. Toplumsal talepler ancak böylesi örgütlü toplumlarda dile gelir ve örgütlü bir güce dönüşebilir. Zaten örgütlerde bunun için vardır. Bu bağlamda demokratikleşmenin  yolu örgütlenmekten geçmektedir.

Siyasal, toplumsal alanlar olsun, ekonomik ve kültürel alanlar olsun , bunlar asıl alanlardır. Partiler demokrasilerin temel siyasal örgütleri olarak başat öneme sahipken, sivil toplum örgütlenmeleri ise, sosyal alanın önde gelen örgütlenmeleri olarak görülmektedir. Hukuksal alanda Barolar, vakıflar ve insan hakları, ekonomik alanda kooperatifler,çalışma grupları ve birçok kamusal amaçlı ulaşım, ticari, mali ve sınai özellikte ki örgütlenmelerdir. Bunların yanı sıra sağlık ve eğitim alanları da halkın kamusal kurumları olarak çok fazla önem taşımaktadır. Sanat, spor, muhtarlık ve ihtiyar heyetleri devlet güdümlü olmaktan çıkartılarak, halkın demokratik araçları vasfına dönüştürülerek demokrasinin bir diğer eksiği de giderilmiş olacaktır. Köy ve şehir komünleri ve meclisleriyle de taban örgütlenmeleri daha da güçlenmiş olacaktır. Belediyeler ise şehirler arası birlikler olarak örgütlenerek demokrasinin önemli bir eksikliğini gidermiş olacaktır.

İşte bütün bu ve diğer taban örgütlülükleri, kendilerini en yüksek karar organı olarak genel halk kongresi’nde kendi temsiline kavuşturarak karar mekanizmasında söz ve yetki sahibi olacaklardır. Bu temel üzerinde yükselmiş olan Halk Kongreleri, devletin bir kuruluşu olmadığı gibi devlete alternatif olmayarak da özgücünün temsilciliğini yapacaktır. Yni hedef demokratik alanları genişletmek suretiyle devletin rolünü değiştirmektir. Böylece devlet toplumu yöneten değil, kamusal işlerini ve görevlerini yerine getirmek için kurulmuş olan ve aynı zamanda da toplumun demokratik kurumları arasında koordinasyon görevini de gören bir kurum özelliğinde olacaktır. Ve böylece devlet ekolojik topluma da hizmet etmiş olacaktır. Yani doğa-insan, kır-kent, köylü-kentli, birey-toplum ve kadın-erkek dengesinin ve ortaklığının önündeki engelleri kaldırma göreviyle de sorumlu olacaktır.

Tamda bu noktada kendimize sormak gerekmektedir : Türkiye Cumhuriyeti devleti bu özellikte bir demokratik ve özgür toplum düzenini kurmuş mudur ? Ben buna olumlu cevap vermekte güçlük çekiyorum. Umut verici gelişmeler olmasına rağmen demokratikleşmenin engellenmesi için çalışan kesimler hala güçlerini korumaktadırlar. Bu nedenle de cumhuriyetin demokratikleşmesini yani uzlaşmayı, halkların birliğini, özgür.eşit ilişkisini, ortak vatanı ve barışı yerleştirmek için, farklı inanç ve diğer konularda farklı tercihleri olan bütün Türkiyeli yurttaşların asgari düzeyde de olsa birlikte samimi çalışmalarına ihtiyaç bulunmaktadır.

Elbette bütün bunlar eylemsiz olmaz. Çünkü demokrasinin sesi eylem, diktatörlüğün sesi ise baskıdır. Eğer halk hareketliliği ve onun demokratik örgütsel faaliyetleri varsa, orada
eylem de var demektir. Gösteri, yürüyüş, seçim, toplantı, grev ve benzeri eylemler demokrasilerin barışçıl dilidir. Zaten bir halkın örgütlülük düzeyi de onun eylemiyle ölçülür. Bu nedenle doğru ve bir ihtiyacın ürünü olan eylemler oldukça önemlidir. Bunu başarabilenler yükselişi, başaramayanlar ise tükenişi yaşarlar. Demek oluyor ki, doğrudan demokrasi, ancak demokratik eylem ve demokratik kurumların aktif varlığıyla anlam kazanır.

SONUÇ OLARAK

Buraya kadar formülasyon düzeyinde vurgulanmış olan belirlemeler tartışılarak daha da netleştirilebilir. Yine belirtmek gerekir ki, bu belirlemelerin içinde ne istiyoruz ve nasıl yaşamalıyız sorularının cevaplarını da bulmak mümkündür. Elbette bunun için köklü bir zihniyet devrimine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle asıl büyük savaş, kişinin kendi zaaflarına karşı vereceği savaştır. Bu aynı zamanda “kamil insan”a ulaşma mücadelesidir. Bu savaş kazanılmadan  doğrudan demokrasinin inşa edilmesi de olanaksızdır.

Kuşkusuz doğrudan demokrasiye kavuşmanın yolu oldukça uzun, tehlikeli, engebeli, sarp ve dolambaçlı olduğu kadar güç, sabır, kararlılık ve inanç isteyen bir yoldur. Bu nedenle hiçbir özel çıkar beklemeden bu yolda fedakarca çalışanları saygıyla selamlamak gerekiyor. Ahlaklı olan her şey, insanın mutluluğu için birer araçtır. Ve bu araçlar, kamil insana ulaşmak için birer basamaktır. Bu basamaklardan düşmemek dileğiyle…

Haziran 2005

ilginizi çekermi ?

NASIR ÇİÇEKLERİ

– NASIR ÇİÇEKLERİ – (1988 yılında Oltan Sungurlu’nun Adalet Bakanılığı yaptığı dönemde, Bayrampaşa (Sağmalcılar) zındanında …

Bir Cevap Yazın