Anasayfa / Şahap Eraslan / BÖLÜCÜLÜĞE KARŞI ÇIKMAK

BÖLÜCÜLÜĞE KARŞI ÇIKMAK

Modernizm bölücüdür… Modernizmin gelişmesiyle ulus devletler kurulmaya başlandı. İmparatorluklar bölündü… Osmanlı, Avusturya-Macaristan İmparatorlukları bölündü…

Modernizm bölücüdür… Modernizmin gelişmesiyle ulus devletler kurulmaya başlandı. İmparatorluklar bölündü… Osmanlı, Avusturya-Macaristan İmparatorlukları bölündü… Güneş batmayan ülke olarak bilinen Ingiliz sömürgelerinde onlarca ulus devlet oluştu… Sonra Sovyeteler ve Yugoslavya… Bu bölünmeler yeni sınırları ve sınırlar için gerekli olan yapıları (struktur) ortaya çıkardı…

Modernizm bölücüdür… Önce büyük aile bölündü. Aile çocuklar ve ebeveynlerden oluşan çekirdek aile gelişti… Şimdilerde çekirdek alile de çatırdıyor…

Modernizm bölücüdür… Önceleri aile siyasal bir birimdi. Amcanız muhtarlığa adaylığını koyduğunda tüm aile amcaya oy verirdi, amcanın muhtar olabilme özelliklerine bakılmaksızın. Günümüzde eşler arasında, çocuklarla ebeveynler arasında, kardeşlerin kendi aralarında siyasi görüş ayrılıkları var…Siyasal birlik bozuldu…

Modernizm bölücüdür… Eskiden aile sosyal bir birimdi. „Ben“ çok kullanılmazdı ve genellikle „biz“den söz ederdik. Namus, şeref „biz“in koruması altındaydı. Bu yüzden ailenin şerefinden/namusundan sıkça söz edilirdi… Sokakta kavga eden kardeşimizin haklı ya da haksız olamasına bakmaksızın kardeşimizden yana olurduk.

Modernizm bölücüdür… Önceleri ailenin tüm bireyleri çalışarak kazançlarını aile bütçesine aktarırlardı… Onun için alışverişlerde aile bütçesini üstlenen insandan harçlık istenirdi. Aile içindeki bireylerin ayrı harcamaları, ayrı bütçeleri yoktu. Şimdi ilkokul çağındaki çocukların bile kendi bütçeleri var, çünkü cep harçlılkarı alıyorlar. Çocuklar kendi paralarını biriktirerek kendi harcamalarını düzenliyorlar… Çocuklar bile küçük ekonomI uzmanı oldular. Herkesin kendine ait banka hesapları, kredi kartları var.

Modernizm bölücüdür… Önceleri aile yaşamı soba etrafında odaklı, çok yönlü mekanda geçerdi. Mimaride de farkında olmadığımız bir bölünme oldu… İkiyüz yıl önce herhangi bir köyde inşaa edilmiş bir ev harabesini inceleyen günümüz arkeologları binaya entgere ne banyo, ne tuvalet, ne çocuk odası, ne de mutfak bulacaklardır… Günümüzde bu mekanlar kalın duvarlarla birbirinden ayrıldı. Bu ayrışma yetmezmiş gibi bir de çocukların kompüterleri, televizyonları, telefonları ayrıldı.

Modernizm bölücüdür… Kültür de bölündü… Yüz yil önce köyde yapılan bir düğün ritüli köylülerin tümünün katılımıyla gerçekleşirdi. Kuraklıktan tüm yöre etkilenir, yağmur dualarına, kurban törenlerine tüm köylü katılırdı. Şimdi çocukların, yetişkinlerin, kadınların, erkeklerin, fenerlilerin, cimbomluların, köylülerin, kentlilerin, varoşların ayrı yaşam biçimleri, modaları, kültürleri var. Belki bu yüzden eşcinsellerin de kendi kültürlerini oluşturmaları mümkün oldu.

Modernizm bölücüdür… Önceleri sümerbank vardı. Yerli malı haftalarının önemini yitirmesi, sümerbankın pazeninin değersizleşmesi de bu bölünmenin sonucu. Endüstrinin çeşitli kollara ayrılması (sadece tekstil ve demir çelikle sınırlı kalmaması), modanın çeşitlenmesi (günümüzde çesitli modalar var. Mayodan atkıya kadar) de öyle.

Modernizm bölücüdür… Saati bulduk ve zaman da bölündü. Herşeyi saate ayarladık. İşi, çalışmayı, eğlenmeyi, kültürden nasiplenmeyi. Önceleri zaman vardı. Şimdi boş zaman var, tatil zamanı var, bayram zamanları var, ziyaret zamanları (saatlari) var, dinlenme müzik dinleme zamanları var.

Modernizm bölücüdür… Seyehat etmek önceleri bir köyden kalkıp en yakındaki kente ya da başka bir köye bir işle ilgili yolculuk etmekti. Marco Polo, Evliya Çelebi gibi seyyahları dışarıda tutarsak çok az insan „seyahatten“ haberdardı. Ege Kıyıları milyonlarca yıldır oradayken Cevat Şakir Ege Kıyılarını bile yakın bir zaman önce keşfetti. Her yaz kendimizi denize atma geleneğimizin tarihi de pek yakın zamanlara dayanır.

Modernizm bölücüdür… Kollektiften bireyleşmeye, imparatorluktan ulus devlete gidilen yolculukta sınırlar yapı değiştirdiler… Üçyüz yıl önce Çin`den yola çıkan bir insan Avrupa ortasına kadar yolculuk ettiğinde ne kimlik, ne vize ne de sınır kontrolünden geçiyordu. Imparatorluk sınırları aslında quasi sınırlardı. Ulus devletler sınırlarını, duvarlarla, askerlerle, polislerle, gümrük muhafaza ekipleriyle koruyorlar. Evlerin kapılarına ikiyüz yıl önce kalın kilitler vurulmazken, ev içindeki odaların bile artık kilitleri ve anahtarları var. Önceden tarla sınırları da quasi sınırladı, şimdi ölçülü, belgeli tapularımız oluyor. Bu değişimler bizi sınırlar konununda hassas bir hale getirdi.

Modernizm bölücüdür… Göçebe kültürünü geçemediğimizden midir bilemem ama biz bazı sınırlar konunsunda henüz hassas olamadık (özellikle bireysel sınırlar konusunda). Gecekondular hala başkalarının arsalarına yaptığımız halk mimarisi örnekleridir. Onun içindirki balkondan balkona yapılan sohbetlerle başkalarına sesimizi duyurarak ses sınırlarını zorladığımızın ayrımında henüz değiliz. Eşlerimizin çantalarını, cep telefonlarını karıştırmak bizde suçluluk duygusu oluşturmuyor henüz. Çocuklarımızın cinsel eğilimine bile karışmak doğal bir hak gibi görünüyor. Ahizeleri kulaklarmıza tutarken sesimizi  yüksek tondan ötürü telefon bile gerekmeksizin karşı tarafa ulaştırabiliyoruz.

Son söz
: Bu kadar bölünmeyi engelleyemeyen, yeni sınırlar oluşmasını değiştiremeyen, günlük yaşamında bireysel sınırları hiçe sayanların, koruyabilieceği tek sınır Misakı Milli sınırları (kollektif sınır) galiba. Misakı Milli konundaki duyarlılığımızı yaşamın başka alanlarına yayabilsek daha az sorun mu yaşarız acaba? Benimkisi sıradan bir umut işte… Baş örtüsü, giyim, kuşam, görünüm konusundaki tartışmalar da özünde sınır ihlallleri değil mi?

Bölücülüğe Karşı Çıkmak
Modernizm bölücüdür… Modernizmin gelişmesiyle ulus devletler kurulmaya başlandı. İmparatorluklar bölündü… Osmanlı, Avusturya-Macaristan İmparatorlukları bölündü…

Modernizm bölücüdür… Modernizmin gelişmesiyle ulus devletler kurulmaya başlandı. İmparatorluklar bölündü… Osmanlı, Avusturya-Macaristan İmparatorlukları bölündü… Güneş batmayan ülke olarak bilinen Ingiliz sömürgelerinde onlarca ulus devlet oluştu… Sonra Sovyeteler ve Yugoslavya… Bu bölünmeler yeni sınırları ve sınırlar için gerekli olan yapıları (struktur) ortaya çıkardı…

Modernizm bölücüdür… Önce büyük aile bölündü. Aile çocuklar ve ebeveynlerden oluşan çekirdek aile gelişti… Şimdilerde çekirdek alile de çatırdıyor…

Modernizm bölücüdür… Önceleri aile siyasal bir birimdi. Amcanız muhtarlığa adaylığını koyduğunda tüm aile amcaya oy verirdi, amcanın muhtar olabilme özelliklerine bakılmaksızın. Günümüzde eşler arasında, çocuklarla ebeveynler arasında, kardeşlerin kendi aralarında siyasi görüş ayrılıkları var…Siyasal birlik bozuldu…

Modernizm bölücüdür… Eskiden aile sosyal bir birimdi. „Ben“ çok kullanılmazdı ve genellikle „biz“den söz ederdik. Namus, şeref „biz“in koruması altındaydı. Bu yüzden ailenin şerefinden/namusundan sıkça söz edilirdi… Sokakta kavga eden kardeşimizin haklı ya da haksız olamasına bakmaksızın kardeşimizden yana olurduk.

Modernizm bölücüdür… Önceleri ailenin tüm bireyleri çalışarak kazançlarını aile bütçesine aktarırlardı… Onun için alışverişlerde aile bütçesini üstlenen insandan harçlık istenirdi. Aile içindeki bireylerin ayrı harcamaları, ayrı bütçeleri yoktu. Şimdi ilkokul çağındaki çocukların bile kendi bütçeleri var, çünkü cep harçlılkarı alıyorlar. Çocuklar kendi paralarını biriktirerek kendi harcamalarını düzenliyorlar… Çocuklar bile küçük ekonomI uzmanı oldular. Herkesin kendine ait banka hesapları, kredi kartları var.

Modernizm bölücüdür… Önceleri aile yaşamı soba etrafında odaklı, çok yönlü mekanda geçerdi. Mimaride de farkında olmadığımız bir bölünme oldu… İkiyüz yıl önce herhangi bir köyde inşaa edilmiş bir ev harabesini inceleyen günümüz arkeologları binaya entgere ne banyo, ne tuvalet, ne çocuk odası, ne de mutfak bulacaklardır… Günümüzde bu mekanlar kalın duvarlarla birbirinden ayrıldı. Bu ayrışma yetmezmiş gibi bir de çocukların kompüterleri, televizyonları, telefonları ayrıldı.

Modernizm bölücüdür… Kültür de bölündü… Yüz yil önce köyde yapılan bir düğün ritüli köylülerin tümünün katılımıyla gerçekleşirdi. Kuraklıktan tüm yöre etkilenir, yağmur dualarına, kurban törenlerine tüm köylü katılırdı. Şimdi çocukların, yetişkinlerin, kadınların, erkeklerin, fenerlilerin, cimbomluların, köylülerin, kentlilerin, varoşların ayrı yaşam biçimleri, modaları, kültürleri var. Belki bu yüzden eşcinsellerin de kendi kültürlerini oluşturmaları mümkün oldu.

Modernizm bölücüdür… Önceleri sümerbank vardı. Yerli malı haftalarının önemini yitirmesi, sümerbankın pazeninin değersizleşmesi de bu bölünmenin sonucu. Endüstrinin çeşitli kollara ayrılması (sadece tekstil ve demir çelikle sınırlı kalmaması), modanın çeşitlenmesi (günümüzde çesitli modalar var. Mayodan atkıya kadar) de öyle.

Modernizm bölücüdür… Saati bulduk ve zaman da bölündü. Herşeyi saate ayarladık. İşi, çalışmayı, eğlenmeyi, kültürden nasiplenmeyi. Önceleri zaman vardı. Şimdi boş zaman var, tatil zamanı var, bayram zamanları var, ziyaret zamanları (saatlari) var, dinlenme müzik dinleme zamanları var.

Modernizm bölücüdür… Seyehat etmek önceleri bir köyden kalkıp en yakındaki kente ya da başka bir köye bir işle ilgili yolculuk etmekti. Marco Polo, Evliya Çelebi gibi seyyahları dışarıda tutarsak çok az insan „seyahatten“ haberdardı. Ege Kıyıları milyonlarca yıldır oradayken Cevat Şakir Ege Kıyılarını bile yakın bir zaman önce keşfetti. Her yaz kendimizi denize atma geleneğimizin tarihi de pek yakın zamanlara dayanır.

Modernizm bölücüdür… Kollektiften bireyleşmeye, imparatorluktan ulus devlete gidilen yolculukta sınırlar yapı değiştirdiler… Üçyüz yıl önce Çin`den yola çıkan bir insan Avrupa ortasına kadar yolculuk ettiğinde ne kimlik, ne vize ne de sınır kontrolünden geçiyordu. Imparatorluk sınırları aslında quasi sınırlardı. Ulus devletler sınırlarını, duvarlarla, askerlerle, polislerle, gümrük muhafaza ekipleriyle koruyorlar. Evlerin kapılarına ikiyüz yıl önce kalın kilitler vurulmazken, ev içindeki odaların bile artık kilitleri ve anahtarları var. Önceden tarla sınırları da quasi sınırladı, şimdi ölçülü, belgeli tapularımız oluyor. Bu değişimler bizi sınırlar konununda hassas bir hale getirdi.

Modernizm bölücüdür… Göçebe kültürünü geçemediğimizden midir bilemem ama biz bazı sınırlar konunsunda henüz hassas olamadık (özellikle bireysel sınırlar konusunda). Gecekondular hala başkalarının arsalarına yaptığımız halk mimarisi örnekleridir. Onun içindirki balkondan balkona yapılan sohbetlerle başkalarına sesimizi duyurarak ses sınırlarını zorladığımızın ayrımında henüz değiliz. Eşlerimizin çantalarını, cep telefonlarını karıştırmak bizde suçluluk duygusu oluşturmuyor henüz. Çocuklarımızın cinsel eğilimine bile karışmak doğal bir hak gibi görünüyor. Ahizeleri kulaklarmıza tutarken sesimizi  yüksek tondan ötürü telefon bile gerekmeksizin karşı tarafa ulaştırabiliyoruz.

Son söz
: Bu kadar bölünmeyi engelleyemeyen, yeni sınırlar oluşmasını değiştiremeyen, günlük yaşamında bireysel sınırları hiçe sayanların, koruyabilieceği tek sınır Misakı Milli sınırları (kollektif sınır) galiba. Misakı Milli konundaki duyarlılığımızı yaşamın başka alanlarına yayabilsek daha az sorun mu yaşarız acaba? Benimkisi sıradan bir umut işte… Baş örtüsü, giyim, kuşam, görünüm konusundaki tartışmalar da özünde sınır ihlallleri değil mi

ilginizi çekermi ?

CUPPOLOJİ ve YARARLARI

CUPPOLOJİ  ve  YARARLARI Bir haftalığına Ankara’ya gittim. Türkiye’deki atmosferi yaşamak, ordakilerin ruh halini anlamak ve …

Bir Cevap Yazın