Anasayfa / Şahap Eraslan / BİR ÜLKEYLE HELALLEŞMEK

BİR ÜLKEYLE HELALLEŞMEK

Merhaba Mamo,

İzinden geleli çok olmamasına rağmen yorgunluklar başladı. Beni yoran şeyin işim, aşım ve  biraz da kellenen başım olmadığını biliyorum. Biraz Türkiye kokan şeyler yoruyor beni… Hani Murathan Mungan der, ya “denize sırtını dönen dağlı”. Öyle bir durum. Haberleri dinlemek adına denize sırtımı dönmeyi bile başarmışken başbakan söyledi… Kulaklarımla duydum… Duydum derken medayadan duydum, başbakan söylemiş: Benim soyum, senin soyun; senin kökün, benim köküm… Pancarlar, patatesler kökleriyle övünmekte haklılar, ya insanlar? Dondum kaldım… Gen tesbitleri, kan tahlilleri… Etnoloji bilminin (?) 1930 ve 40 yıllardaki söylemleri… Üstün soylar ve soplar, üstün insanlar… Yoruldum… Baş(a)bakan… Lordumuz böyle dedi… Avam ne düşünmüştür?

Ruanda’ydı galiba… Vietnam… Sibirya… Maraş’tı galiba… Sivas ve Çorum… Halepçe’ydi galiba… İzindeydim… Dörtyol’da ve İnegelgöl’deki kalabalıkları gördüğümde… Önlerinde durmak istedim… Bu beden kalkan olmaya bile yaramaz onu anladım…Yoruldum… İran’da bir kadını zinadan ötürü ölüm cezasına çarptırmışlar ve öldürülecek… Duydum, dondum ve taş kesildim… Taş bile olamıyorum… Kadını taşlayarak öldürecekler… Yoruldum…

Kaçıyorum kendimden ve bu haberlerden… Sevdiğim bir tanıdığı ziyarete gidiyorum… Sığınacak bir liman… Bir yudum çay. Belki de söze biraz şarap katma umudu… Evet mi hayır mıyı anlatıyor… Benimle ilgili değil bu soru… “Ben başka düşlerin peşindeyim” diyorum… Sonra coşuyor baharda Kızılırmak gibi… Ama kızılı kalmamış tanıdığın… Anlatıyor… “Evet” olursa “yobazlar gelecekler bizi kesecekler”… “Öcülerden korkmuyorum” diyorum… Korkusuzluğum kahramlığımdan değil… Bu dincilerin neler yapacaklarını anlatırken sinsi ve sadistçe bir haz aldığının farkında bile değil… Gözlerim korkuyla büyümüyor… Çocuktum öcülerle korkuturlardı… Daha sonraki yıllarda her akşam tanrıya dua ederek yatardım “Tanrım sakın başımıza sosyalizmi getirme” diye… Sonra Amerki’dan, Rus’yadan,Yunanlı’lardan korkardım… Sonra Avrupayla korkutmayı denediler… Vatan elden gidecekti… Sünnilerden, alevilerden, ruslardan, amerikalılarden, avrupalılardan korkarak geçti hayatım… Tanıdığım artık öcülerden korkmadığımı bilmediğinden beni korkutmak ve hayırcı yapmak için hayli uğraştı durdu… Yoruldum… Ben hayır’ı severim… Sevgi hayırla başlar… Birini sevmek diğerini/milyarlarcayı sevmemek, onlara hayır demektir… Ama hayır’cılarla aynı fotoğrafta durmak istemem… Bu yarışmada evet’e daha yakın duruyorum… Ha “yetmez” diyenlere çok daha yakınınım galiba… Sevgili Yusuf yazmış… Onunla aynı yerdeyim ben… Boykot galiba benim tavrım… Boykotçu cenahı da çok sempatik bulmam aslında… Ama beni bu şekliyle ilgilendirmiyor bu yarışma… Seçme olanağım olsaydı evimde oturur çekirdek kırardım…

“Ya, sıkıldım, konuyu değiştirelim”i öneriyorum… Beni ikna edememiş olmayı yenilgi sayıyor tanıdığım… Ben ikna edilmek istemiyorum… Ben sadece bir bardak çay içip denize bakmak istiyorum… Öküzlerin trene neden baktıklarını ben bilmem. Öküzler trene bakar mı, onu da bilmem. Denizin tren olmadığını bilirim sadece… Bu kadar… Ama gene de ben denize bakmak isterim…Dersim’de Mustafa Kemal’in haberi olmadan çevrilmiş dolapları anlatıyor… Bu anlatılan dolapta dönmek bana ağır geliyor… “Hoşça kal”… Vedalaşma belki de helalleşmede söylediğimiz son söz… Sevdiğim tanıdığım sevemeyeceğim tanığım oluyor…

Kültür antropoloğu R. Girard, psikanlist Freud ve M. Hirsch’den yola çıkarak bir sunumu hazırlamaya çalışıyorum: Çocuk Katliamları Kültürlerin Temelini Oluşturur (Kindesopferung als Grundlage der Kultur). Macar psikanalist S. Ferenczi annenin ve babanın çocuklarında teşekkür duygusu yarattıklarını uzun uzun anlatır. Çocuklar anne ve babalarına teşekkür borçludurlar, çünkü anne ve baba çocuğu dünyaya getirmiş ve onu büyütmüşlerdir. Ferenczi buna itiraz eder: Anne ve baba çocuğa sormadan onu yarattıkları için bilinç dışı bir suçluluk duygusunu çocuğu manupüle ederek teşekkür duygusuna dönüştürler. Aslına bu sormama halindeki suç çocukta borç olur… Anne sütünü helal etme hakkıyla bu yazdıklarım arasında bir bağlantı var mıdır? Yakında gene kurban bayramı… Girard kültürün bir şiddetle başladığını sonraki kuşaklarda ise bu durumun gizlendiğini anlatır (Freud’da benzer şeyler söyler) ve radikal bir biçimde “kutsal olan başlangıçta günah keçiydi (Sündenbock), yani köyüydü” der…  Valla bu Girard ve Freud deliler… Türkiyede bunları söyleselerdi başlarına kim bilir neler gelirdi. Yani şimdi tanrılar, kutsal olanlar başlangıçta kötü ya da günah keçileri miydi? Girard kültür tarihinde insanların doğa karşısındaki yetersizliklerinde bir suçlu aradıklarını ve buldukları kişiyi (günah keçisi) de afetlerden sorumlu tuttuklarını anlatıyor. Bu suçlu sonradan kutsala dönüşüyor… Ürün azlığında tanrıya dua etmek, hastalık durumunda kurbanlar kesmek, tanrıyı sorumlu tutmak anlamına da geliyor. Tanrıyı sakinleştirmek için de ona kurbanlar adanıyor… Tanrıyı kötü için sorumlu tutmak sonraları dinlerde yasaklanıyor ve kötüden şeytan sorumlu tutuluyor. İnançlardaki şeytan da aslında tanrının yarattığı bir melek. Böylece tanrı ve kötü arasındaki ilişki doğrudan olmaktan çıkarılıyor ve sorgulanması yasaklanıyor ve dolaylı bir ilişki biçimini alıyor… Filozof S. Kierkegaard İbrahim ve İsmail (hristiyan ve yahudi inancında İsak kurban edilmek istenir) anlatısındaki bir radikalliğe dikkat çeker. Bu kurban edilme nedeni tarihte karşılaştığımız çocuk kurban etme biçimlerinden ayrılır. Sevgi için (tanrı sevgisi) için kurban etme kültürlerde sıkça rastlanılan bir şey değilidir. Aslına bakarsanız İbrahim ikilemlerle doludur. Tanrıya inanıp inanmama arasında gelgitler yaşar (Kitabı Mukaddes’e göre). İslam’daki İbrahim daha olgun ve durudur… Sünnet dönüştürülmüş çocuk kurbanı olarak düşünülebilir mi? Çocuk kurban etme konusunda anaerkil ve ataerkil kültürler (ya da kültürlerde anaerkil ve ataerkil kurban ayrımı yapma olanaklı mı?) arsında fark var mıdır? Sanıyorum anaerkil kurabanlar insanlarla doğa arasındaki ilişkileri düzenleme amaçlıyken (üretim, hasat, doğum, hastalık, ölüm) ataerkil kurbanlar insanlar arasındki ilişkiyi kolaylaştırma/regüle etmek (savaş, iktidar vs.) arzusuyla yapılıyor. Bu ayrım anaerkil yapıdaki kurbanları yüceltiğim, agresyonsuz göstermeye çalıştığım anlamına gelmesin… Kurban yeterice şiddeti içeriyor zaten… Bu konu bir kültür tartışması gibi görünse de özünde bir Freud eleştirisidir. Çocuğun babasını sembolik olarak öldürme fatazisinden (mitolojideki Ödipus figüründen yola çıkarak Feud buna vurgu yapar) çok babaların/annelerin çocuklarını yok ettiklerinin insanlık tarihindeki örneklerini bulmayı amaçlıyorum aslında. Savaşlar, kurbanlar, çocuklardaki nervrozlar düşünüldüğünde biraz haklı olduğumu söyleyebilirim… Ya, bunlarla evet/hayırın ne ilgisi var demeyin… Türkiye’de de bir savaş var… Bu yarışmadaki yarışmacılar konumlarını belirlerken ötekini/karşıdakini günah keçisine dönüştürmeye çalışıyorlarmış gibi geldi bana… Sosyalizme karşı savaş verenlerin sonradan sosyalist söylemi benimsemeleri ve sosyalistliğe vurgu yapmamaları/unutmaları size ilginç gelmiyor mu? Başbakanın yıllar sonra Erdal Eren’i anımsaması/kutsamasına ne demeli? Başbakanın ya da başka birinin yıllar sonra da olsa düşüncelerini/bakışını değiştirme hakkının olmasına benim bir itirazım olamaz. Benim söylemek istediğim savaşılan bir şeyin daha sonra kültüre nasıl eklemlendiğine vurgu yapmak, tanıdık örnekler bulmak. Bu tür dönüşüm/değişimleri kutsal olanla ilişkilendirebilmek… Denize bakarak çocuk kurbanları düşünürken deniz keder rengine dönüşür mü?

Her gidişimde daha belirginleşiyor: Helalleşiyorum bu ülkeyle… Aslında hüzünlü bir öykü… “Ardıma bakmadan giderim” türünden maço bir söylemim yok… Sürekli ardıma bakarak gitmek istiyorum… İnsanların birbirleriyle vedalaşma ve helalleşme gelenekleri var… Ya ülkelerle?

Evet ya da Hayır… İkisi de beni fazlaca ilgilendirmiyor… Yusuf bir ara sormuştu rengimi/duruşumu… Ben renksizim yani… “Helalleştim” deyip son kez bakıyorum… Bir türküyle yeniden başlıyor macera… Bir bulgar türküsü… A y l e m e   B e n i…  Sonra Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nda görüyorum… Ahmet Yurt Dede isimli biri… Bir Alevi Türküsü… Dinlerken keyif alıyorum… Narzisim kuramlarını bir an unutmak da keyifli yani…

Sevgiyle, dostlukla…

Şahap Eraslan

ilginizi çekermi ?

AŞK ÜZERİNE DERS NOTLARI

Aşkla kapitalizmi ilişkilendirmek düş kırıklıkları yaratıyor.  Bilincimizle karşı çıktığımız kapitalizmin sevgilimizle karşılaştığımızda hızla atan yüreğimize …

Bir Cevap Yazın