Anasayfa / İsmet Cantekin / Batıda yeni bir şey yok

Batıda yeni bir şey yok

Batıda yeni bir şey yok

Temmuz Ayında bacanağımın beyin ameliyatı nedeniyle, eşi de rahatsız olduğundan, evvela Bandırma’da, daha sonra İstanbul, Bursa yörelerinde iki aydan fazla bulunduk.İzmir’e döndüğümde bilgisayarın virüsler kanalıyla başıma bela olmasını, oğlum Emek çok uğraştı ve benide bilgisayarıda kurtardı.Böylece bu yaz tatil amaçlı olmasada, üç aya yakın İzmir dışındaydım.
Bu süreçte Edincik, Bandırma’da kendi köyler ve köylülerimizle ve diğer kentlede, çeşitli kişilerle güncel olan İktidarın “Demokrasi Açılımı” yada diğer adıyla “Kürt Açılımı” konusunun tartışma ve değerlendirmelerini gözledim.Bazılarına katılmakla beraber, kişlerin hem meslek ve ekonomik durumları ile ilgili bilgilenirken, bu konudaki, görüşlerinide öğrenmeğe çalıştım.
Genel olarak, yerleşim merkezlerinde pıtrak gibi türemiş çeşitli MARKET’lerle, insanlar müthiş bir tüketim yarışına girmişler.Ayrıca adım başı “fast food”lar, “Mc Donald’s”larlada her buldukları yerleri işgal etmişler.Artık “Kahvehane yada Kıraathaneler”in camlarından bu kelimeler silinip, yerlerine “CAFE” ler yazılmış; bir yabancı kültüre özentidir gidiyor…..Özellikle mali durumu iyice olanlarda mülk edinme yarışı, ör:Araba değiştirme, yazlık ev alma, marka giyinme, hatta tatilini yurtdışında yapma konularında neredeyse birbirleriyle yarışor gibiydiler.
Kişiler Kürt Sorununa genel olarak üyesi oldukları yada oy verdikleri partilerin görüşlerini tekrar ederken pekde önem vermiyorlardı.Bence en dikkate değer kişiler, “Esnaf ve tüccar”ların ortak tutumuydu.
Müthiş “Kürt Düşmanlığı”nı, bu kişilerin ortak yanı olarak gördüm.Küçük ilçelerde, göç gelmiş Kürt’lerin, daha dürüst, ve daha az karla çalışmaları sonucunda, yörede ev iş hanı yapmış, para kazanmış kişilerin, daha önceki yerli esnaf ve tüccarın işlerine az da olsa önlemeleri, bu kıskançlığın nedenidir sanıyorum.Bu birazda 1950’li yıllarda Türkiye’nin NATO üyesi olmakla daha da geliştirilerek Devlet tarafından başlatılan “Komünizm Düşmanlığı” bu defa Kürtlere yöneltilmeğe çalışıldığı izlenimi edindim.
Bu arada özellikle CHP’nin de bilinen politikalarıyle daha önceleri olduğu gibi MHP’nin değirmenine su taşıyor olması da üzücüydü.Bir gurubun tartışmasında, emekli CHP’li bir öğretmenin hiç beklemediğim üslupla, Ergenekon davası sanıklarını savunması yanında, açıkça ırkçı ve ayrımcı bir tavırla Kürt’lere saldırması sonucu tartışmaya bende katılmak zorunda kaldım.Olay köyde oldu.Çevremizdeki insanların suskun duruşlarına karşın, bu şahsın bilerek ajitasyonuna köylülerin de biraz sonra katılması sonucunda, biraz gerilediği, tevil yoluna saptığını hatta kısa süre sonra sorulan sorulara cevap veremez duruma düştüğünde de aramızdan kaçarcasına ayrıldığını da sevinerek gördük.
İstanbul’da kaldığımız Büyükçekmece’deki yazlık konutta ve çevresindeki binlerce konutlarda, deniz kenarında tatil yapan insanların pekte İktidarın, işçilere, köylülere, emeklilere karşı aşırı baskı ve haksız uygulamalarından,daha da önemlisi, ülkemizde dağların taşların bombalandığı bir savaşın sürdüğünü,Irak’ta, Afganistan’da, Sudan’da kan gövdeyi götürüyor, suçsuz binlerce insanın öldüğünden haberleri yokmuş gibi, doğrudan ilgisi olanlar dışında çokça da ilgi duyanına raslamadım.Markete birşeyler almak için gittiğimde, yandaki gazete bayiinde gazete alanların aldıkları gazetelere göre onları değerlendirmeye başladım.Orada kaldığımız üç hafta içinde buradan ciddi bir gazete bile alan bir kişi göremedim.Bize gelen komşuların sohbetleri bile genellikle magazin ve mülk üzerine oluyordu.
Avcılar’da metrobüse binerek Mecidiyeköy’de inip, yayan Şişli’de DİSK Genel Merkezine giderek, eski dostum hapishane koğuş arkadaşım Gn.Bşk. Süleyman ÇELEBİ ile, aynı sendikada 35 yıldır birlikte olduğumuz DİSK Gn.Sekreteri Tayfun GÖRGÜN ile görüşüp eskileri yadettik.Ayni yoldan geri geldim.
Görebildiğim İstanbul, gökdelen ve plaza bolluğu içince, her tarafı sarmış “fast food” lar, kıyamet gibi “cafe”lerle dolmuş, adeta Newyork şehrine benzetilmeğe çalışılmış.Zaten her TV kanalında birkaç adet diziler de sanki, eski Amerikan, İngiliz, vbg. ülkelerin yıllar önce çektikleri, şimdi unutulmaya yüz tutmuş filimlere ne kadar çok benziyor?Hele dublaj hatalarıyle, bazen söylenen cümleleri anlamakta güçlük çekiyorum.
İnsanların yüzlerinde açıkça bir endişe, kızgın, dokunsan hemen kavga edecekmiş gibi, telaşla koşuşturup duruyorlar.Genç kızlar, gençliklerinin doğallığının farkında değiller ki, TV dizilerinden fırlamış, popüler oyuncuların sanki aynısı, makyaj ve hareketleriyle, garip davranışlar sergiliyorlardı.Çocukluğumda pekçok Amerikan filmi seyrettiğimden, bana hiç yabancı gelmeyen, eski sinema oyuncularına benzemek için epey makyaj malzemesi tüketmiş olması mümkün, bayanlar ve baylar, bilmeyenler için belkide orijinal göründüklerini sanıyorlardı.Aklıma şair Orhan VELİ’nin:
Ne Atom bombası
Ne Londra Konferansı
Bir elinde cımbız
Bir elinde ayna
Umurunda mı dünya
dizeleri geldi.1950’li yıllarda “Küçük Amerika” olmak için yola çıkanlar, amaçlarına ulaşmışlar, dejenere olmuş, kişiliksiz, taklitçi, kısa yoldan çalışmadan zengin olma hayaliniin peşinde, bir halk oluşturmayı başarmışlardı.Tabii bundan çıkarı olanlar, yine halkın cebinden, bu kişilere “Anıt Mezarlar” inşaa etmişlerdi.
Sömürü düzenine bir biçimde eklemlenmiş olanların zaten gözleri çevresinde örneklerini gördükleri gibi, “köşe dönme” çabaları, bu işi en kestirme ve garantili yolu olan, “Siyasi Partilerde” gerek genel, genelse yerel yönetimlerde görev alma yarışındaydılar.
Özellikle nüfüsu daha az kasabalarda, demokrasi oyunun hiçbir kuralı kalmamış, her partinin güya proğramı, halkın günlük beklentilerine karmaşık ve yalan, ileriye dönük vaadlerle, basının oluşturduğu basit politikaların kopyası haline gelmiş…
Kasaba ve ufak kentler, aç gözlü,hırslı “köylü politikacılar” tarafından işgal edilip, yerel yönetimleri ele geçirmişler.Her eylem ve “icraatları” yalnızca “rant” ve çıkar için olduğu açıkça herkes tarafından biliniyor.Şaşırtıcı yönü bu çalma ve talana hakveren insanların çokluğu:”Yavı çalsın ama birşeyler de yapsın” gibi yeni türetilmiş bir görüşe sık rasladım.
Büyükçekmece’den İstanbul’a çıkış yolundaki heykellerin bu görgüsüzlüğü açık şekilde yansıttığı da açık bir kanıttı:Pebguen ve kutup hayvanlarının heykelleri???? Ne alaka acaba?????
Bunun yöre ile ilgisini, bana  CHP Belediye Başkanı Dr.   …………’nın yüzyüze açıklamasını isterdim.Hala, gerekçelerini ve ne kadar TL’ye mal olduğunu ve bunları yapan “müteahhit”i de merak etmeğe devam ediyorum.

Köyde bir köşede bizi sessizce dinleyen üniversite öğrencileri, yalnız kaldığımızda moralimi düzelttiler.Az da raslansa, ülke ve dünya sorunlarıyle ilgilenen, sorunları nedenleriyle sorgulayan gençlerle pekçok konuda  görüş birliğine vardık.Kendime ve geleceğe güven tazeledim.
Tabii İstanbul içinde genelleme yapamayız; IMF ve Dünya Bankası gibi Uluslararası talancı,  hırsız devlet ve tekellerin “Truva Atla”rına, gereken cevapları en sert biçimde verdiklerini TV’lerde izledikçe, geleceğe umudumuz daha da artmaktadır.

Bu duygularla 3 aylık bir süreyi de, aylak dolaşarak geçirmiş olduk.
Herkese gelecek yıllarda daha yaralı ve sağlıklı tatiller dileğiyle, sevgi ve saygılar sunarım.

ilginizi çekermi ?

Kritik siyasi durum

Kritik siyasi durum Ülkemizde tüm devlet kurumları ve erk ; Yargı, Yürütme va Yasama, asla …

Bir Cevap Yazın