Anasayfa / İsmet Cantekin / Bürokrasi

Bürokrasi

Bürokrasi

Kelime anlamı :  Fransızca “bureau” sözcüğüyle Yunanca “kratos” sözcüğünün birleşmesinden oluşmuş bir sözcüktür. Büro, masa çalışmalarının yapıldığı yer anlamına gelir; kratos ise egemenlik demektir. Bu durumda bürokrasinin sözlük anlamı “masa başında çalışanların egemenliği” olmaktadır.

1964 yılında askerlik dönüşü Yurtdışına gidemediğim için ertesi yıl Orman Gebnel Müdürlüğü’nün Makine Teknikeri almak için yaptığı imtihan sonucu, Bolu *** tamirhanesinde 6 ay İş Makineleri konusunda kurs gördükten sonra, Muğla *** tamirhanesine Arazi Makine İşletme Şefi olarak tayin edilmiştim.Zamanında Muğla’ya giderek işbaşı yaptım.Muğla o tarihte ufak bir ege kasabasıydı.Nüfusu 14.000 civarındaydı.
Başmüdürlük bahçesinde ancak bir dozer alacak kadar küçük bir sundurmanın altında işçiler Dozer tamiri yapıyorlardı.Asıl Tamirhane ise, Yayla yolunda modern ve 25 Dönün alana inşaatı bitmek üzereydi.
Biz inşaat sürerken diğer taraftan hem takım makine alımlarını yapıyor, diğer taraftan da kalifiye tekin eleman ve tecrübeli Dozer, Greyder Kompresör operatörü ve şoför alıyorduk.
Müdürümüz bana, işyerimize yeni aldığımız Bekçiler için bir Yönetmelik hazırlamamı söyledi.Bende Valilikten , Belediyeden ve Marmaris yolu üzerindeki YDSE ve DSİ, Atölyelerinden Yönetmelikler temin ederek bilgi sahibi oldum.Bu bilgiler ışığında, kendi işyerimizin özelliklerine uygulayarak bir Yönetmelik taslağı hazırlayıp Müdürümüze verdim.Okudu ve beni çağırdı: “Evladım sen burada cezaları çok kesin belirlemişsin.Şu şöyle olursa şu ceza verilecek gibi.Buraları düzelt, öyle ifadeler kullan ki, istersek affedebilelim, istersek cezalandıralım:Yani esnek olsun ve yorumunu ita amirine bırakacak şekilde yeniden yaz” dedi.Burada “Bürokrasi”  ile ilk karşılaşmış oluyordum.
Bir memur işbaşı yaptıktan sonra büro arkadaşları ile gittiği yemeklerde, kendisine vatandaşların hangi konularda “diklendikleri” pek çok örnekleriyle aktarılır.Ayrıca bu istek ve zorlamalara karşın, onların eline koz vermemenin yolları, işini yokuşa sürmenin gerekçeleri ve yöntemleri de sanki bir seminer gibi anlatılarak eğitilirler.Bir memur ile hele bürosunda tartışmak, hele eleştirmek, (zira eleştiriyi tehdit olarak algılarlar) akıl karı değildir. Büro onun mekanıdır.Kendi alanında onun pek çok tuzakları vardır.Eskilerde bazı sıkışık durumlarda ceketinin düğmesini kopararak davacı olup, vatandaşı mahkemelerde süründüren memurların anımsatmak için “Bir Düğmesi altı ay hapistir” diye halk arasına deyim vardır.Amirine şikayetçi olmanız da bir şey ifade etmez.Sonunda “bugün git, yarın gel”e başlarlar ki, işinizi günlerce sürüncemede bırakırlar ve sizi bin pişman ederler.
Rüşvet konularında binlerce yöntem geliştirilmiş ve kurnazlıkla uygulanır.Burada dikkat edilecek husus “Karda Yürüyüp İzini Belli Etmemektir”.Hatırlardadır, Özal’ın ABD’den getirp Hükümetine Bakan yaptığı “Prensler”inden birine, ünlü bir işadamı rüşvet verdiğini iddia etmişti.Bakan inkar ederek “Belgesini çıkarsın” dediğinde işadamının verdiği cevap çok ünlüdür:”Rüşvetin belgesimi olurmuş lan pezevenk” demişti.Bu tartışmayı günlük basında en ince detayına kadar hayretle  takip etmiştik. Daha sonra “Prens Bakan” ülkeyi terk ederek hırsız ve soyguncuların sığınağı Amerika Birleşik Devletlerine kaçmıştı.
Bürokrat her zaman tetiktedir.Özellikle “Siyasi” büyüklerinin eş dost ve akrabalarını memnun etmek için canla başla çalışır.Göze girmeğe bakar.Tabii karşılık olarak kendisini kötü niyetli vatandaşların şikayetlerine ve  yerine göz diken rakiplerine ve gelecekteki hayal ettiği makama terfisini gerçekleştirmekte yardımcı olacak kesinlikle bir siyasi parti ile gizlice ilişki kurmak zorundadır.Çünkü Devlet kademelerinde en kısa ve hızlı yükselmenin yolu ilişkide olduğu siyasi partinin iktidar olmasıdır.Bu da bunun gerçekleşmesi için var gücüyle çalışır.
Gerektiğinde her türlü hileye başvuru.Birkaç ay çnce TV ekranına yansıyan Isparta’da bir eğlence işyerinin sahibinin bürosunda “uyuşturucu” bulunur ve işyeri kapıtılır.Sahibi de şehri terk eder.Daha sonra büro kamera kayıtlarını tetkik edince, gece yarısı, polisin bürosuna girterek dolabın üzerine uyuşturucuyu kamera kaydetmiştir ve adam bunu görürü.Tabii ertesi gün işyerine baskın yapan Polis, “eliyle koymuşçasına” doğrudan giderek uyuşturucuyu bulur.
Benim başıma da birkaç olay gelmiştir.Bunlardan “Bursa Ulucamii Izrar” yani b en Ulucamii tahrip ederek yıkmağa teşebbüs ederken suçüstü yakalanmışım ve mahkemede sevk edildiğimde zor kurtuldum.Bürokrasinin şakası yoktur.Bu konuyu daha sonra yazacağım.
.
İşim gereği Fethiye’den  Bergama’ya kadar sahilleri de çalışmalarım sırasında gezmek fırsatını da yakaladım.Daha sonra Balıkesir Orm. A.Tamirhane Müdürlüğüne tayinimle birlikte bu sınır, Çanakkale, sahilden Marmara Denizinin Yalova’ya kadar sahili de görmek firsatını elde ettim.Gezdiğim sahil kesiminin en önemli, temiz, manzaralı ve yüzmeğe elverişli koy ve kıyılarda pek çok Askeri ve sivil “Tesisler”i gördüm.Hatta Bursa Uludağ’da bile birçok Devlet Teşekkülün binaları vardı.
Bir fırsat bulup araştırdığımda, bu Tesislerin ABD yardımlarıyla “İşçi Eğitim ve Dinlenme Tesisleri” adıyla, aslında işçiler için olması gereken bu yerlerde, tabii Bakanlık ve Genel Müdürlüklerde, rütbe ve kıdeme göre, ilaveten akraba ve dostlarıyle yararlandıklarını görmüştüm.Ör:Uludağda Karayolları, DSİ, Köy Hizmetleri v.s Bakanlıkların tesislerinde, Yılbaşı ve okul tatillerinde dolar taşar.Ücret ise çok semboliktir, sudan ucuzdur..ihtiyaçlar onların bildiği yöntemlerle “Döner Sermaye” gibi devlet olanaklarıyla karşılanır.
1966 yılında Muğla^ya geşen Federasyon Başkanımız zamanı AP Milletvekiliydi.Dönüşte İzmir’e birlikte gittik.Akşam İzmir Kordonboyunda SSK Sosyal Tesislerine gittik.O 1.sınıf odalarda ben de 2.ci sınıf odalarda denize nazır kaldık.Akşam yemeği ve sabah kahvaltısı her şey dahil sudan ucuz sembolik fiyatlardaydı.:ok katlı binadaki daireler de çok ucuz fiyata, Devletlu kişilere kiraya verilmişti.Böyle büyük kentlerde “Kira getirsin” diye yapılmış bina apartman ve işyerleri de yine Devlet ve İktidar yanlılarına paylaştırılır.Böyle binlerce yapı vardır; bunları Bürokrasi çok iyi bilir.
Bursa’da Belediye’ye ait kiraya verilmiş 6.000 gayrimenkul vardı.Yıllardır bilirim; Setbaşı’ndan Namazgaha çıkarken yolun sağında içerlek bahçeli 3 katlı villada oturan kişi benim bildiğim 40 senedir ayni kişidir.Kira fiyatı çok sembolik miktardadır.Zaten yasa gereği yılda %25 arttırımı yaptıklarında yasal olarak binadan çıkartılamazlar.Hele Ulucamii yanındaki Vakıflara ait Koza Hanında diğer vakıf binalarında yüzlerce büro yine yandaşlara ucuz fiyatlarla kiraya verilmiştir.
Yine icar geliri için, Özel İdare fonları bazı kişilerle ortak yatırımlar yapılır, Otel İşhanları, Pasajlar gibi.Buraların Yönetimi, istediği kişilere ucuz ve uzun yıl süreli kira kontratlarıyle kiraya verilir.Yerel seçimlerde kıran kırana mücadelenin altında, kazanan Partinin yandaşları Belediye’nin Bütçesindeki alım-satım ve inşaatları aralarında pay ederler.Herr sokağın caddenin, kaldırım sui kanalizasyon ve elektrik işlerinin önceden buralara göz dikmiş sahipleri vardır.İktidar değiştikçe bu taşaron ve müteahhitler sıra ile değişirler.
.    Bursa’da Setbaşı Köprüsünün yukarı kısmında DSİ’nin “Misafirhanesi” varmış.Yıllardır Bursa’da yaşadığım halde bilmiyordum.Bir eski Milletvekili sendikacı dostumuzun kalması için yer ayırtmaya gitmiştim.Tesis beş yıldızlı otel gibi müthiş lüks ve konforlu.Dikkatimi çevrede onlarca genç kız erkek yetişkin insanlardı.Daha sonra öğrendim ki, bu gençler, Bursa Uludağ Üniversitesini kazanmışlar, ancak kiralık ev bulamamış yada pahalı gelmiş, Ankara’da Yüksek Bürokrat çocuklarıymış.Yine fiyatlar sudan ucuzdu.
Yine Bursa’da Duaçınarı Ankara asfaltı boyundaki T.C Karayolları Bölge Müdürlüğünün bir eski bürokrat tanıdığımın çağrısı üzerine gitmiştim.He gün önünden geçtim tesislerin iç kısmında muazzam bir “Misafirhane” ve yapay havuz etrafında nefis manzaralı masalarda, ailesi ve benimle birlikte 6 kişi yemek yedik.Masada kuş sütü hariç her şey vardı.Et meze rakı boldu.Hesap geldiğinde ben alışkanlıkla adisyonu almağa kalkınca, dostum “İsmetciğim, bırak ben ödeyeyim.Yoksa sana gelen hesap bir aylık asgari ücreti geçer    “ demişti.Göz ucuyla gelen hesaba baktığımda, gözlerime inanamadım. Sembolik bir miktar, sudan ucuzdu.
İzmir’de, Polis evi, Öğretmen evi, Hakim evi gibi Tesisleri gördüm ve bunlara hadi mensupları yatıp kalkar ve bir araya gelerek eğlenirler, sosyal faaliyet olur dedim.Ama Karşıyaka Bostanlı’daki büyük bir lüks binanın alnında, altın renginde iri prinç harflerle “Devlet Evi” yazıyordu.Bu tesisin ne işe yaradığını bana izah eden bulamadım.Yani koskaca Devletin evi bir binaya mı sığıyordu.Sanki Mekke’deki “Beytullah” gibi.. Yani Allahın Evi, yani evreni yarattığı kabul edilen Allahın böylece ebatlarını yani boyunu bosunu da evin ebatlarına bakarak ölçebiliriz!!!!!
Eşim bir komşudan duymuş;İl’deki yüksek memur ve Devletlu kişilerin eşleri, dostlarıyla tertibettikleri “Gün” toplantılarını burada yaparlarmış.Burada ikram, yiyecek içecek fiyatları hem çok ucuz hemde çeşitleri bol ve eşsizmiş.Tabii buralara sıradan yurttaşların girmesinin de mümkün olmadığı da bir gerçektir.
Askeriye’ye giremiyorum.Şehrin en güzel ve manzaralı yerlerinde yapılmış “Subay Orduevleri”, “Ast Subay Ordu evleri” ne herkesin girmesi mümkün olmadığından, buralardaki olanakları tam olarak bilemiyorum.Ancak yine sık sık Bayram ve Kutlamalarda tertibedilen ünlü Balolardaki harcamalarda yine halkın cebinden çıkmaktadır.
Bürokratlar Devletin avantajlı olanaklarının hepsini ve kullanma koşullarını en iyi
bilenlerdir.Eğer yurtdışı Devlet Burslarının kimlere verildiği araştırılacak olursa, bu
çok k açıkça görülebilir.Siyasiler içinde , bu konuda en bilgili kişi S.DEMİREL’dir.Hangi KİT Kamu İktisadi Devlet İşletmeleri Yönetim Kurulları çok tatlı arpalıklardır.Bir arkadaşım vardı.İşsiz kalmıştı.Bandırma yem fabrikasında Devlet sermayesini temsilen Yönetim Kurulu tayin edilmişti.Her ay karar defteri kendisine bir şekilde ulaştırılır; ay içinde hiç gitmemiş olmasına rağmen, 3-5 toplantı kararını imzalayıp ücretini alırdı.
Bu Devlet ve iştiraki olduğu Bankalarda ise Yönetim Kurulu Üyeliği ballı kaymaklı ekmek kadayıfıdır.Bu konuda el altından siyasiler arasında çetin mücadele olduğuna şahit olmuşumdur.
CHP bilindiği gibi T.İş Bankasının büyük ortağıdır.Bu bankada Yönetim Kurulu Üyesi olmak yüksek maaş ilaveten yıl sonu kardan “ikramiye”  büyük rakamlar tutar.Ayrıca “Tesis” lerden çoluk çocuk ve akraba eş ve dostun da yararlandırılması çabasıdır.Ücret zaten sudan ucuzdur.T.B.M.M. Milletvekilleri ise her imkandan bedava yararlanırlar.Devlet araçları.yataklı Tren, Uçak Gemiler, otellerde seyahat ve konaklama bedavadır.İlave harcamalar isen sudan ucuzdur.Birkaç yıl öncesi TBMMeclisinin Sağlık harcamaları çok yüksek çıkmıştı.Nedenlerinden biri de Vekillerimiz, anlaşmalı hastanede eş ve yakın akrabalarının da çok pahalıya mal olan “Porselen Dişleri”nin bedelini de bu fondan ödettikleri anlaşılmıştı.
Yurtdışı Devlet erkanıyla araştırma, inceleme amacıyla yada satın alınacak makine v.s gibi bahanelerle gidilmesi ise bir piyangodur.Yolluklar eski adıyla “Harc-ı rah” miktarları Dolar üzerinedir;bol ve yüksek miktardadır.”Her şey dahil” masraflar yine Devlettendir.
Ankara’da emekli Yüksek Bürokratların özel “Dernek ve Lokal”leri ise, bir biçimde Devlet tarafından desteklenir.Burada emekli olanlar sahtan akşama kadar, çeşitli oyunlarla vakit geçirirler.Öğle ve akşam yemekleri ise yine çok ucuz ve bedavaya yakındır.
Özellikle 1982 Anayasa ve ilgili yasalar yenide çıkarılırken, Özal döneminin en önemli yasalarından biri de ,“Vakıflarla İlgili Yasa”dır.Kısa sürede 4.000 vakıf kurulduğu basında yer almıştı.Tüm Bakanlıklarda , İllerdeki Bakanlık alt birimlerinde Vakıflar pıtrak gibi çoğalmıştı.Osmanlı İmparatorluğundan gelen bu kuruluşları özel mülkiyet olmadığı için,  kurnazlıkla “Devletten Mülk Çalma”  aracı olarak kullanılmaktaydılar.
Sistemin işleyişi:Bakanlığa bir eşya, veya mal alınacaksa, bunu Vakıf alıyor, birkaç katına da Bakanlığa fatura ediliyordu.Arada muazzam kar vakfa kalıyordu.Yasada “Vakıflar Gelir Vergisinden Muaf” olduklarından, birken fonları “Vakıf Mütevelli Heyeti” harcamaya yetkiliydi.Mütevelli Heyeti de Bakan ve bazen eş ve çocukları oluyordu.
Ben Özal zamanında Çalışma Bakanı İmren AYKUT’un halen Bakanlığı sırasında kurduğu vakfın Mütevelli heyetinde devam ettiğini biliyorum.Mütevelli heyetinde görevde kalma süresi, yasada tanındığı hak olarak, ömür boyu devam ediyordu.Şu anda yurtdışında firarda olan eski İstanbul Belediye Başkanı Bedreddin DALAN’ın Vakıfları Türkiye’de en büyük kapsamlı ve meşhurudur.Vakıf fonları o tarihlerde milyar dolarların üzerindeydi.
Bu Vakıf Fonlarıyla, her tarafta “Vakıf Üniversiteleri” kuruldu.Vakıfların yasal olarak vergiden muaf olması, “vergisiz kazanç” cenneti haline getirildi ülkemiz….

Dünyada çok  büyük mücadeleler ve can bahasına kurulan, sömürüsüz ve halkın iktidar olduğu işçi-köylü devletleri olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, ve Diğer Avrupa Sosyalist ülkelerin yıkılması ve rejimin tekrar “Kapitalizme” dönüştürülerek iktidarı sermayecilerin ele geçirmesinde de; yani “Karşı devrimde”  bu ülkelerdeki Bürokrasinin rolü 1.ci derecededir.Özellikle Polonya’da Gdans’daki, Solidarite (Dayanışma Sendikasının) Tersanelerdeki büyük Grev ve eylemlerini yöneten Leh WALESA’nın hatıralarını okumak, incelemek gerekir.Batı Uluslar arası kamu oyunda,dokunulmazlık sağlaması için bu şahsın hiçbir edebi değeri olmayan kitabına “Nobel Ödülü”  vermiştir.
Walesa, Kilise ile nasıl işbirliği yaptıklarını, kiliseleri ABD, CIA’dan aldıkları 50 Milyon $ ile nasıl yer altı örgütlenmesinde kullandıklarını açık bir dille anlatır.Daha sonraları Polonya Kilisesinin Başının Papa seçilmesi de bir raslantı değildir.Bu ona bahşedilen bir “ödül” olmuştur.Tabii Kapitalist devlet istihbaratlarının yıllarca süren çalışmaları sayesinde de ülkelerin Bürokrasisi ele geçirilerek gizlice yönetilmiştir.Sonuçta bu ülkelerde Komünist Partilerin egemenliği, yani Halkın İktidarı yıkılarak, yerine Kapitalist bir devlet kurularak Sermaye sahiplerinin iktidarının kuruluşu, büyük çapta Bürokrasinin bu iki yüzlü, içten sinsi faaliyetleri sayesinde mümkün olabilmiştir.

Ülkemizde de en anlaşılır siyasi örnek:1977 seç,imlerini CHP iktidarı kıl payı kaçırınca, AP’den Milletvekili transfer ederek iktidar olmuştu.Buna karşın sert muhalefete başlayan AP ve Başkanı S.DEMİREL, sık sık Devlet Bürokrasisine  “dikkat edin yakında biz iktidar olacağız, ona göre haaa” mesajı verirdi.Bu konuda Başbakan B.ECEVİT bir ara Bürokrasinin Devlet işlerini önemli ölçüde aksatması sonucunda “Hükümet olduk ama  iktidar deüiliz1demek zorunda kalmıştı.Bu konuda bir yemekte, o zaman Başnbakan Yardımcısı olan ve yılar sonra Demirel ile birlikte Hacca giden ve daha sonraları da NATO’nun Afganistan Valisi olan, bir zamanların sosyalisti Alevi ve Kürt, Milletvekili Hikmet ÇETİN’e sormuştum.Olayı şöyle anlattı.
-Kardeşim, bir kararname çıkarıyoruz: Karar Vilayetlere müsteşarlıkça uygulanması için gönderiliyor.Birkaç ay sonra Merkeze ülkenin her Vilayetinden  yüzlerce yazı geliyor.Efendim Kararnamenin şu,şu konuları anlaşılamamıştır:İş’arına  yanı açıklanması talep ediliyor.Bir yazışma 6-7 ay sürüyor ve  uygulamayı erteletiyordu.Ne yaptıysak başa çıkamıyoruz:illa yasal bir boşluk veya muğlak bir ifade buluyorlar ve konunun açıklanmasını istediklerinden uygulamayı da erteliyorlar.Devleti çalışamaz hale getirdiler.Tabii suçlu bulunamıyor.Her girişimlerin yasal bir zeminini buluyorlar;Başa çıkamıyoruz! Demişti.
Daha sonra Ülke Sermaye sahiplerinin de basında ilanlarıyle, ECEVİT Hükümeti iktidardan çekilmek zorunda kaldı ve S.DEMİREL’in Başbakanlığında Adalet Partisi İktidara geldi.Bu tarih 12/Eylül faşist darbeye giden yolun başlangıç tarihidir ayni zamanda…

Bu konularda binlerce örnek ve gerçekleşmiş olay göstermek olasıdır.Tabii bir uzman araştırmacının bir kitap yazacak kadar çok malzeme vardır.Ama bu benim işim değil.Sadece yaşamımda rasladığım bu düzenin çürümüş ve kokuşmuşluğunun sebeplerinden birisi ama önemlisi olan Bürokrasi ile ilgili anılarımı sizlerle, sohbet havasında paylaşmaktı amacım.Benim Muğla’daki Müdürüm çok esprili adamdı.Araziye giderken uzun saatlerde fıkralar anlatırdı.Bürokrasi konusunda da “İsmetçiğim.bürokrasi üç kısımdır:
1)-En altta çalışıp her işi bitirenler,
2)-Bunları başlında yöneten amirler,
3)-Bu çalışmaları daha yüksek amirlere ileten daha yüksek memurlar”, derdi.
Tabii benim üçkuruş aylıkla çalışan;yurttaşların devlet dairelerindeki işlerini gören, çalışkan, üretken,cefakar ve dürüst emekçi memurları bu olumsuzluklardan ayrı tutuyorum.

Selam ve saygılarımla…

ilginizi çekermi ?

Kritik siyasi durum

Kritik siyasi durum Ülkemizde tüm devlet kurumları ve erk ; Yargı, Yürütme va Yasama, asla …

Bir Cevap Yazın